Armağan Ekici

Armağan Ekici

YazarÇevirmenEditör
8.5/10
104 Kişi
·
400
Okunma
·
0
Beğeni
·
347
Gösterim
Adı:
Armağan Ekici
Unvan:
Türk Yazar ve Çevirmen
Doğum:
Ankara, Türkiye, 8 Haziran 1971
1971’de Ankara’da doğdu. Ankara Anadolu Lisesi’ni ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nin İşletme bölümünü bitirdi. 1992’den beri bankacılıkla uğraşıyor, bir yandan da müzikseverliği ve edebiyatseverliği sürdürüyor. 1998’den beri Hollanda’da yaşıyor.

Lacivert Taşından Tabletler adlı kitabı ile 2016 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü'nü kazandı.
"... Anday'ın şiirlerinde açık hava, güneş, gece, bulutlar, ay, mevsimler, hayvanlar, bitkiler var. Eski zaman insanları belli ki daha çok sokağa çıkıyordu, gökyüzünü, bulutları, hayvanları, hayatı, ölümü bize göre çok daha yakından tanıyorlardı; bahçeyle, bitkilerle, gökyüzüyle daha doğrudan, sık, yoğun ilişkileri vardı. (Biz, giderek ekranların başına, tüm bunların simülasyonlarına hapsoluyoruz.) Anday'ın gençlik yılları yalnızca fes giymeye değil, uzun yolu at üzerinde almaya kadar gidiyor---biz, bir hayvanla gözgöze bakışmayı, dokunmayı, karşılıklı olarak birbirimizin soluğunu hissetmeyi, birbirimizin ne yapacağını anlamayı olsa olsa evimizdeki kedi-köpekle, belki kuşlarla yaşıyoruz; siz bir de bir atla uzun yola düşmeyi, günler, saatler boyunca at ve insanın beraberce çaba göstermesini düşünün. ..."

[Armağan Ekici, "Lacivert Taşından Tabletler", s.231-2]
Armağan Ekici
Sayfa 231 - Everest Yayınları
750 syf.
·18 günde·Beğendi·9/10
“TAK TAK TAK…!
İncelemeyi tıklattım açtım girdim!
Gece sessiz… Aaa… tren gidiyor. İstasyon yakın Çufçufçuf! Dıııııtttt! Dur bakalım gökyüzüne hava açık mı? Hay Allah! Bacağım masaya çarptı. Morarır şimdi. Eyvah! Kardeşim uyandı.
--Abla yatıp zıbarır mısın artık?
--Derya kes çeneni işim var sen uyu… “
Diye girdim incelemeye, şimdi biraz ciddiyet.

Neden böyle girdim? Çünkü kitap bu şekilde ilerlemekte genel olarak. James Bey çok farklı bir yazım kullandığı için, çevirisi baya zor olmuş başyapıtımızın. Hatta örnek veriyorum bunu aceba hangi kafa ile nasıl çevirdi?:
“ Fifofom. Buynuma biy İylandalıyın kan kokusuy geliyoy.”(sayfa 75-YKY)
Yorumsuz kaldım. Devam edelim

James Joyce ile tanışma kitabımdı. Yanlış bir seçim oldu. Siz ilk bu eserden başlamayın. Ama pişman olmadım. Ön hazırlık yapıp gelmiştim. Nedir bu ön hazırlık?
Baya abartanlar var ama bence yapılması gereken ilk başta Kitabı Mukaddes hakkında bilgi edinilmeli, Odysseia ve Hamlet okunmalı. Bunlar yeterli mi? Hayır değil ancak ben şöyle düşünüyorum:
Az bilgi ile bu kitap okunup daha sonra okunması gereken kitaplar okunup, araştırılması gereken tüm bilgiler toplanıp, tekrardan okunmalı ki ben, çocukken okuduğum klasikler dışında, başka bir kitabı ikinci kez okumam. Sıkılıyorum çünkü. Ama Ulysses’i ikinci kez okuyacağım. Okunmalı ki tam olarak oturtulabilsin. Peki böyle yapılsa da tamamen anlaşılabilir mi ki? Hayır sanmam. Nitekim buyrunuz kitapla ilgili bazı sözler:
Umberto Eco, Ulysses’i ilk defa okumasını “zahmetli” sözcüğü ile tarif ederek, kitabın zor okunduğundan bahsediyor. Ayrıca Eco, Ulysses hakkındaki ilk düşüncelerini şöyle aktarıyor: “Kitabın ilk, zahmetli okumasından sonra, aradan fazla zaman geçmeden hemen söyleyelim, Ulysses bir sanat eseri değil. Joyce romanın uygulamalarında bir tür psikolojik ve stilistik noktacılık uygulamış ama bir türlü senteze ulaşamamış…”
Virginia Woolf: “Bazı bölümleri yeniden okumalıyım. Belki de eserin nihai güzelliğini asla çağdaşları yakalayamıyor; ama bence çağdaşları şaşırtmak gerek; ve şaşıran ben değildim.”
http://www.edebiyathaber.net/...r-javanshir-gadimov/
Yani dostlar, anlamaya çok fazla çalışmayın., yapılamaz zaten. Yazarın kendisi de bunu dile getirmiş:
"Profesörlerin üzerine tartışacakları, gerçekten ne demek istediğimi anlamaya çalışacakları birçok muamma yarattım, zaten bu da ölümsüz olmanın tek yolu"

İçeriğe birazcık değinirsem;
Kitap bilinç akışı tekniği ile yazılmış. Ben bu tekniği bilmem öyle diyorlar ama. Benim bildiğim ise bilinci hapseden bir kitap olduğu. Uykusuz gecelerim oldu sayesinde düşünmekten.

Birçok isim var kitapta, yüzlerce hatta. Ama oturmuş iki karakter var: Stephan ve Blomm. Neyse ki her yerde varlar, yoksa kafayı yememek elde değil. Ayrıca tekrar benim girişe dönersek;
Mahallenin delisi diye adlandırılan insanlar vardır ya hani, kitap sanki o şekilde yazılmış. Akıldan ne geçiyorsa cümle, sözcük hatta ses yazılmış ve aktarılmış. En büyük hata ise benim için; İtalyanca cümle ve kelimelerin çevrilmemiş olması. Bu çok can sıkıcı. Neyse ki İtalya sempatim olduğu için es geçiyorum.

Konulara gelirsek neler neler yok ki: Aşk, ölüm, mahkeme, müzik, şarkılar hatta notalar, gösteri, şiir vs. vs.
Bölümler halindeki eserde her bölümde ayrı bir tat var. Bazı bölümlerde kahkaha atarken, bazı bölümler bitsin artık diye ilerledi.

Kitapta müstehcen yerler var evet, ama beni çok rahatsız etmedi. Kitap ilk yazıldığında bazılarını çok rahatsız etmiş. Yeri gelmiş yasaklanmış, yeri gelmiş yakılmış. Tabiki bu sadece müstehcenlikten değil. Dinle dalga geçilip, hakaret edildiği gerekçesiyle yapılmış bunlar. Neyse ki sonradan tekrar kazandırılmış bizlere.

Ekleyeceklerim arasına; Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar ile benzerlikleri olduğunu, hatta Joyce’den etkilendiği bile söylenmekte diye de ekliyorum.

Kardeşim mışıl mışıl uyurken sıra benim uyumama geliyor dostlarım. yeri gelmişken bu esere ek tam da o etkide aynı gruptan iki parçayı da bırakıyorum. Sağlıcakla kalınız.
https://www.youtube.com/watch?v=0fsLJPxguWU
https://www.youtube.com/watch?v=KVyWc7pab34
NOT: Bu incelemeyi gece 01:30'dan sonra yazdığım için böyle yoksa şu anda yazmadım. Henüz o kadar delirmedim:)
750 syf.
·Beğendi·10/10
Bu güzel kitabı kütüphaneme eklemeden önce, yapmış olduğum ufak ön araştırmalar ile okunacak en iyi temel eserler arasında olduğunu öğrendikten sonra almaya karar verdim. Yazarımız James Joyce'un 1904 yılında kaleme aldığı eseri, Nevzat Erkmen’in katkıları ile dilimize çevrilmiştir ve 850 sayfaya yakın bir kitap ortaya çıkmıştır. Joyce, 1914-1921 yıllarında Dublin'de vuku bulan iç karışıklık ve ayaklanmalardan dolayı, kitabın yayımlanabilmesi için Fransa’da bulunan bir kitabevi ile anlaşarak taslakları onlara teslim etmiştir. Her zaman ki gibi, kendi dilleri dışında bir başka yabancı dile sıcak bakmayan milliyetçi Fransız dizgicilerin iyi derece İngilizceye hâkim olmamalarından ve Joyce'un el yazması taslaklarının neredeyse okunaksız olmasından dolayı, kitap o zaman diliminde üzerinde birçok dizgi hataları ile 1922’de basılarak yayımlanmıştır. Yazarın tüm bu hataları fark ederek düzeltme gayreti, gözlerinde yaşamakta olduğu rahatsızlığı sebebiyle boşa çıkmıştır ve kendisi de vazgeçmek zorunda kalmıştır. James Joyce’in ünlü romanı Ulysses’in yayınlanması ile birlikte, çığır açan bir bilinç akışı olmuştur ve kitap, cinsel konulu içeriği ile çok tanınan edebi bir esere dönüşmüştür. Birçok eleştirmen, eseri şimdiye kadar yazılan en iyi romanlardan biri olarak da övmekten geri kalmamıştır diyebilirim. Joyce, 1934’te ABD’de ve 1936’da İngiltere’de dönüm noktası davaları kazanana kadar Ulysses müstehcen olduğu gerekçesi ile yasaklandı.

Ulysses'in üç ana karakteri vardır: Leopold Bloom, Molly Bloom ve Stephen Dedalus. Orta yaşlı Leopold Bloom reklamcı olarak çalışır. Kendisi Yahudi’dir ve Molly Bloom'la evlidir. Stephen Dedalus, Genç Adam olarak Sanatçının Portresi'nde ana karakter olan bir öğretmen ve hevesli, istekli bir yazıdır.

“Senin kalbine dokunuyor belki de iki seksen uzanıp ayaklarını papatyalara dayamış adamcağıza ne faydası var? Ona dokunması zor biraz. Duyguların makamı. Kırık kalp. Epi topu bir pompa, her gün binlerce galon kan pompalıyor. Günlerden bir gün arıza yapıveriyor, al bakalım, kendini burada buluyorsun. Etrafımızda bir sürüsü gömülü duruyor: akciğerler, kalpler, karaciğerler. Eskimiş, paslı pompalar: başka hiçbir şey değil valla. Kıyamet ve hayat. Öldün mü ölüyorsun. Şu ahiret günü inancı. Hepsini mezarlarından çekip çıkaracaklarmış. Lazar, dışarı gel! Lazar da dışarı geldi ve korundular. Ayaklanın! Ahiret günü! Sonra bütün millet kendi karaciğerini, akciğerlerini ve diğer sakatatını aramaya başlayacak. Zor bulursun bütün parçalarını o sabah.” s.107.

Joyce Ulysses ve Homer Odyssey arasında bir dizi paralellik yaratır. Ulysses, Homer'in epik şiirinin kahramanı Odysseus'un Latince versiyonudur. Odysseus ve Leopold Bloom, Penelope ve Mary Bloom karakterleri ile Telemachus ve Stephen Dedalus'un karakterleri arasında bir dizi benzerlikler vardır. Kısacası Ulysses adlı bu güzel eser ile 16 Haziran 1904 tarihinin sabah 8'inden, akşam saat 3'üne kadar eşi Nora Barnacle ile ilk defa buluşacağı Dublin'de bir yerden bir yere giderken Leopold Bloom'a eşlik edeceğiz. Tarihte bugün, James Joyce'un yıllık “Bloomsday Festivali” olarak bilinir ve Dublin dâhil, dünyanın her yerinde kutlanır.

"Tüm bu sefil tartışmalar, naçizane kanaatince, tüm bu düşmanlık tohumu ekmeler, -artık insan kafasındaki hırçınlık çıkıntısı yüzünden midir yoksa bir bezenin salgısı mıdır o tarafını bilemiyordu fakat bunların falanca şeref meselesinin ıncığının cıncığından ya da vatan millet bayrak meselelerinden çıktığını sananlar yanılıyordu- hepsinin dönüp dolaşıp bağlandığı yer yine para meselesiydi her şeyin arkasında bu vardı, açgözlülük ve tamah vardı, insanlar hiç nerde durmaları gerektiğini bilmiyorlardı." s.617.

Ulysses adlı eserimiz kısa bir yapıt değildir ve üç kısma ayrılmaktadır: Telemachiad, Odyssey ve Nostos. Roman ayrıca on sekiz bölüme ayrılmıştır ve bölüm başlıkları bile neredeyse çözülemeyecek kadar uzundur. Her bölümün başlığı Homer'ın Odyssey'deki bir karakter veya olaydan gelmektedir. Birçok bölüm başlıklarında ayrıca bir vücut organı, sanat, renk, sembol ve edebi teknik bulunmaktadır. Ek olarak, bilinç akışı tekniği Ulysses'i okuması zor bir yapıt yapar. Burada şunu da ifade etmek gerekir ki, o zaman diliminde çevirisinde yazarın kaleminden çıkan birçok yeni kelimelerin varlığı ve bu kelimeleri dilimize çevrilmesinde uygun kelime bulunmakta zorlanılması da, eserin okur tarafından okunma ve idrak sürecini çok daha da uzattığı görülmektedir. Ayrıca roman punta, parodi ve aldatmacalarla doludur.

“İçine o kadar çok bilmece-bulmaca ve zekâ oyunu koydum ki, profesörler yüzyıllarca ne demek istediğimi tartışacaklar, insanın ölümsüzlüğü garantilemesinin tek yolu da budur,”

"Takip eden tartışma kapsamı ve gidişatıyla hayat macerasının bir özeti gibiydi. Ne mekânın ne de meclisin vakarında bir noksan vardı. Tartışmacılar memleketin en keskin zekâlılarıydı, ele aldıkları konu da konuların en yücesi ve en hayati olanıydı." s.400.

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
750 syf.
·44 günde·Beğendi·10/10
İnceleme Öncesi Giriş Notu: Bu incelemeyi okumak yerine karakter incelemesinden bölümlerin tek tek incelemesine kadar dinlemek istiyorum diyenlere gelsin:
https://www.youtube.com/...H7zx6Tmq0UwHqXvh1dkr

Çeviri Notu: Bu kitabın dilimizdeki üç çevirisinin de karşılaştırması için:
#65736771

#43529206 Başlattığım etkinlik vasıtasıyla yeniden okumaya başladığım bu güzelim romanı kendi kendime bayram hediyesi olarak verip tam 44 günde bitirdim. YKY Baskısının Nevzat Erkmen çevirisinden çıktıktan sonra Norgunk baskısının Armağan Ekici çevirisiyle adeta oh be dünya varmış diyorsunuz.

Gelelim güzeller güzeli kitabımıza. Romanı, ikinci kez okuyuşla bir kez daha hayran kaldım. Fuat Sevimay çevirisi de basılsın, onu da ilk fırsatta alır ve okurum bana mısın demeden. Bu kitabı okumayanlar ve okumayı düşünenler için söylüyorum; Joyce'un şaheserinin bir eşi benzeri daha yok. Kitap 3 ana bölümden ve 18 alt bölümden oluşur. Okur, her bir bölümde farklı bir anlatım biçimiyle karşılaşır. Joyce, kitabında anlatacaklarından çok nasıl anlatacağına odaklanmış ve başka hiçbir kitapta yapılmadığı kadar çeşitli biçim denemelerinde bulunmuştur. Biçim denemeleri diyorum çünkü gerçekten bu kitabın bölümleri, okuru yorma, zorlama, aklıyla alay etme ve yazarın da kendiyle alay etme deneylerinin yapıldığı bir tür laboratuvar sahası. (Ne demek istediğimi anlamak için #46203648 ileti çeviri karşılaştırmalarına bakabilirsiniz)

Tamam anladık, anlatım biçimlerine odaklanmış da bu adam hiç mi bir şey anlatmamış deyişinizi duyabiliyor kulaklarım. Anlatmış, anlatmış ama hep satır aralarında. Hem de çok şey anlatmış fakat anlattıklarına odaklanmaya kalkarsanız kitap sizi çiğ çiğ yer, kemiğinizi sıyırır atar. Çünkü o kadar çok şeye atıfta bulunuyor ve söylemleri o kadar çok konuya, türe bulaşıyor ki anlattıklarının tam anlamıyla hakkını vermek isterseniz ömrünüz yeter mi açıkçası bilemem. Kitabı iki kez okumanın verdiği deneyimle bunu çok rahatlıkla söyleyebilirim ki ne anlattığından çok nasıl anlattığına odaklanıp, işin keyfini çıkarmayı ve bu romanı bir tür serüven olarak görüp lezzetine varmayı herkese tavsiye ederim. Yine de ne anlattığından biraz bahsedip merakı gidereyim: Kapitalizmden, Anti-Semitizme, İrlanda milliyetçisinden, Britanya Krallığı'na ve daha bilimum kesime itinayla laf sokar Joyce. Hadi bir alıntıyla konuyu detaylandıralım:

BLOOM

(Heyecanla.) Bu uçan Hollandalılar mı desem yalan Hollandalılar mı desem, kapitoneyle kaplanmış mabadlarının üzerinde yayılıp barbut atarken hangi hesapların peşindedirler? Sloganları makina, hezeyanları makina, panzehirleri makina. İşçilikten tasarruf eden bu aparatlar, ayak kaydırıcılar, heyulalar, müşterek mahvımız olacak olan bu menfur mamuller, pazara düşmüş emeğimize hallenen kapitalist ihtiraslar sürüsünün ürettiği korkunç karakoncoloslar. Fakirler açlıktan ölürken onlar o krallara layık dağ aygırlarını besliyorlar yahut paragözlüklerinin pervasızca pompalanmış patırtısına kendilerini kaptırarak külünlerle seklikleri vuruyorlar. Amma onların sürdüğüü salltanatııın sonuu geldi artıık, ebedlerrrebedi verebediyyen...

Efendim, Joyce için anlaşılmaz diyorlar, Ulysses çok acı bir kitapmış, okursak cıss olurmuşuz, bir arkadaşımdan duydum çok fenaymış çok diye aklından düşünceler geçen arkadaşlara sözüm: "Korkmayın yemeyecek sizi amcası."

Efendim, bu kitap hazırlık yapılmadan okunmazmış, Shakespeare'in tüm eserlerini okuyacakmışız, yetmedi üzerine İncil, Tevrat okuyacakmışız, o da yetmezmiş İrlanda tarihi, Britanya tarihi okuyacakmışız, daha da yetmezmiş bir de üzerine Anti-Semitizm tarihi okuyacakmışız falan da filan, liste uzar gider... Canlar, böyle yapmayı düşünen arkadaşlar için söylemim; ömrünüz yetmez boşuna uğraşmayın olur. Ben bunlara bulaşmadan, tamamen kendi edebi birikimimle bu kitaba iki kez giriştim ve her ikisinden de sağ salim çıktım.

Bu kitapla ilgili illa bir hazırlık yapmak istiyorsanız öncelikle bilinç akışı tekniği için Tutunamayanlar, daha sonrasında da Joyce edebiyatı için James Joyce - Hayatı ve Eserleri kitabını okuyun. Fakat şunu yılmadan usanmadan söylemeye devam edeceğim: Bu kitabı ertelemeyin, ertelemeyin, yine söylüyorum ertelemeyin, erteleme..., erte...

Bu roman, kendini nitelikli okur olma yolunda gören herkesin mutlaka hayatında en az bir kez -%100 değil %1500- okuması gereken bir eser. Bu arada kitabı Nevzat Erkmen çevirisi sayesinde yarım bırakan arkadaşlara da söylüyorum, her ne kadar baskısı tükenmiş olsa da nadirkitap.com'dan bulabilirler, bu kitabı lütfen bir de Armağan Ekici çevirisinden okumayı denesinler.

Kitap vakti zamanında müstehcenlik nedeniyle yasaklanmış. İçeriğindeki müstehcenlik bugünün modası yeraltı edebiyatının yakınından uzağından geçemez ama ben yine de uyarayım, özellikle 18. bölümde ciddi manada müstehcen ifadeler mevcut; bu konuda hassas olan bünyelere duyurulur.

Son olarak, kolay okunabilir kitapları okumaktan zevk alan, popüler edebiyat hayranı, bir arkadaşım önerdi çok güzel kitapmış, ay ben Kürk Mantolu Madonna'yla kahve keyfi fotoğrafı çekilecektim diyen arkadaşları pistten alalım. Mümkünse kitabı gördükleri yerden kaçarak uzaklaşsınlar.

Bir etkinliği daha kendi adıma tamamlamış olmaktan dolayı bu bayram gününde yaşadığım sevinç, mutluluk, huzur gibi duygularla bünyem ahenkle horon tepiyor ve daha on ay sürecek Ulysses etkinliğimize ( #43529206) hararetle sizleri bekliyoruz.

Bu incelemeye bitmeyen son yapmışlar arkadaşlar. En en son olarak, ben 8 Haziran itibariyle bir çılgınlığa imza atıyor ve dükkanı birkaç aylığına kapatıyorum. Dedim ki Ulysses'i iki kez okumak kesmedi, bir de Joyce'un 17 senede yazdığı Finnegan Uyanması eseri varmış, 8 Hazirandan itibaren başlayarak yeni bir etkinlikle hem ona #46060836 hem de sitemizin kıymetli okurlarından Oğuz Aktürk 'ün Marcel Proust- Kayıp Zamanları İzinde Serisi'nin #38543676 etkinliğine katılım göstereceğim. Eş zamanlı olarak hem Proust'un 7 kitabını, hem de Finnegan Wakes'i okuyacağım. Her iki etkinlik için de dünya edebiyatının bu zor ve güzel eserlerinin altından hep birlikte kalkmak için katılmak isteyen arkadaşları dört gözle bekliyoruz.

Ne diyoruz canlar, "Yansın geceler, Joyce'lu, Proust'lu gündüzler. Her daim okumakla kalın.
841 syf.
·79 günde·Beğendi·10/10
Fazlasıyla eğlenceli bulduğum bir eser oldu ulysses..evet zorlandığım baya bir ter akıttığım bölümler oldu sonuçta sizden istediği ön hazırlıklar hiçte azımsanacak şeyler değil. Nedir bunlar 1. Odysseia 2. Shakespeare'ın hayatı ve hakkında çıkmış rivayetler 3. Shakespeare'ın tüm eserlerini okumuş özümsemiş analizini yapmış olmanız 4. İrlanda'nın İngiltere ile mücadele tarihi 5. Hristiyanlık tarihi 6. Ve tabiki mitoloji..Ben bunların hepsini yaladım yuttum mu tabiki hayır onun yerine okurken elimde cep telefonum sürekli internetten araştırmalar yaptım bu da kitabı okuma hızımı düşürdü dolayısıyla. Ya önden hazırlığınızı yapacaksınız ya da okurken araştırmanızı yoksa kitabı okumanız anlamsız oluyor. Kitabın Nevzat Erkman tarafından yayınlanmış bir sözlüğü bulunduğunu da ekleyim..Kitap 18 bölümden oluşuyor ve her bölüm farklı bir üslupla yazılmış. Örneğin son bölüm Molly'nin monoloğundan oluşuyor başka bir bölüm tümüyle röportaj tekniğiyle yazılmış. Bunların dışında fantasik öğelerin bulunduğu gerçekle bilinçaltının karıştığı bir bölüm ve olay örgüsü yerine sırf detaylardan oluşan bir başka bölüm barındırıyor kitap..Bazı bölümler sizi çok zorlarken bazıları gayet rahat akıcı bir şekilde okunabiliyor. Aslında James Joyce sizin nerelerde zorlandığınızı kafanızın nerelerde karıştığını gayet iyi biliyor ve bunlarla dalgasını geçiyor. Beni en çok zorlayan durumlardan biri kitabın birden çok anlatıcısı olması ve bazı yerlerde anlatıcının kim olduğunu çıkarmada kafa karışıklığı yaşamam oldu. Yazar son bölümlere doğru bu konuyla ilgili sizinle baya eğleniyor :) Kitapta geçen isimleri de atlamamak lazım herhalde toplansa binin üstünde çıkar. Yazar bunun da tadını çıkarıp bir yerden sonra fazlasıyla sallama ve eğlenceli isimler türetiyor..Sonuç itibariyle ben tüm zorluğuna rağmen ( kesinlikle sizden talepleri olan bir eser ) kitabı sevdim. Kitapla ilgili okuduğum analizlerden birinde dediği gibi kitaptaki her bir göndermeyi anlayacağım diye kasmanıza gerek yok biraz kendinizi rahat bırakın ve kitaptan alabildiğinizi alın alamadığınızı da zamana bırakın belki bir başka okumamızda ( evet bu kitap birden fazla okunmalı ) o mertebeye de ulaşırız :)
750 syf.
Bazı kitaplar için farklı yaşlarda ya da durumlarda okunduğunda farklı tatlar verir,değişik duygu yoğunlukları yaşatır derler ama Ulysses için her okuduğumda ancak yeni bir bölümünü daha iyi anlamlandırabildim diyebilirim. Kitabı evet evet evet nidalarıyla bitirdim, bir daha bu denli zorlayıcı bir kitapla karşılaşır mıyım(?) bilemiyorum. Kitabın başında daha önce karşılaştığım(Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi) Stephan’ı görünce kitabın ana değişkenini bu karakterin belirleyeceğini düşünmüştüm ama Joyce modern bir destan olarak kurguladığı ve Odysseus’nın yolculuğuna paralel bir şekilde ilerleyen Bloom gibi bir karakter armağan ediyor edebiyata. Gerek bilinç akışının en iyi örneği olması gerekse kullandığı tekniklerle(bir bölümde geçen olayları anlatmak yerine soru cevap olarak ilerletmesi, farklı yüzyıllardaki yazma tekniğini kullanması ki akılıma Tutunamayanlarda yer alan rubailer,nesirler geldi) daha değerli bir hale geliyor Ulysses. Kitaptaki göndermelere; Hristiyanlık tarihi ve ritüelleri, Britanya tarihi, mitoloji, Shakespeare külliyatı.Bu konulara hakim olmadan kitabı okumak hem zorlayıcı hem de kitabın havada kalmasına neden oluyor. Daha önceki yorumda denildiği gibi Ulysses Sözlüğüyle eş güdümlü okunduğunda kitap daha anlamlı hale geliyor.
750 syf.
·Puan vermedi
Okudum,okumayı denedim,son sayfaya kadar inat ettim.Kitabı bitirince okuduğum kitaplar listesine ekledim.Ama anladım mı ? Hayır..İlginç,katmanlı,bir gün içinde geçen bir roman.Birçok gönderme,alt metin var.Geçen yıl Nevzat Erkmen'in Ulysses Sözlüğü'nü aldım.Her iki kitap ta kitaplığımda yanyana duruyor.Ama ben hala cesaret edip tekrar okumaya başlayamadım.Önümüzdeki bir yıl içinde tekrar okumayı düşünüyorum.
750 syf.
·8/10
Hatırlayamadığım bir kaynakta eşinin James Joyce'a "Neden insanların okuyacağı şeyler yazmıyorsun" diye çıkıştığını okumuştum. Kitabın bazı yerlerinde -karakter karmaşasıyla aşırı sıkı fıkı olduğumda- yengemize hak vermeden edemedim. Ulysses ne kadar ağır bir kitap da olsa Armağan Ekici'nin, çeviride oluşturduğu dil, onu gayet okunaklı kılmış. Önceki çeviriyi okumadığım için karşılaştıramam belki ama artık ne zaman bir kitabın çevirmen kısmında Armağan Ekici'nin adını görsem tereddüt etmeden okuyabileceğime eminim.
Black Jack
Black Jack Epigramlar ve Şeytanın Sözlüğü'nden Okkalı Maddeler'i inceledi.
104 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Özellikle epigramlar gerçekten çok etkileyiciydi. Kitapta hayatınız boyunca hiç duymadığınız tanımlamalar olabilir. Şeytanın sözlüğünden okkalı maddeler kısmında bildiğiniz kelimelerin çok farklı anlamları ile karşılaşacaksınız. Bazen tokat gibi çok şiddetli bir kelime anlamı okuyabilirsiniz. Genel olarak kitabı çok beğendim. Bir başucu kitabı gibi dönüp dönüp okunabilir.
140 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Raymond Queneau en sofistike şiirlerden, en argo diyaloglara kadar dilin hemen hemen tüm ifade biçimlerine hakim bir yazar. Bu küçük hikaye kitabında da yeteneğinin tüm inceliklerini sergiliyor. Önce çok sade, çok kısa bir hikaye anlatıyor ve ardından 98 kez bu hikayeyi farklı tarzlarda, farklı biçemlerde yeniden yaratıyor. Örneğin, bir hikayeye renkleri katıp cisimleri, duyguları, eylemleri renklerle niteleyerek anlatıyor. Veya başka bir hikayede bütün cisimleri ve eylemleri isimlerini vermeden geometrik şekilleri ve hareketleri üzerinden anlatıyor. Yarım sayfalık hikayeyi 3 mısralık bir haiku biçiminde yazdığı bile oluyor. Yani hem aynı hikayeyi 99 kez yazıyor hem de birbirinden apayrı 99 hikaye yazmış oluyor. Çünkü bu biçem değişiklikleri her defasında karşımıza bambaşka bir hikayenin gelmesini sağlıyor.

Bu bakımdan Biçem Alıştırmaları sadece yetenekli bir yazarın yazma alıştırması değil, aynı zamanda ortalama bir okur için okuma alıştırması işlevi de taşıyor. Okuduğumuz şeyin inceliklerini keşfedebilmek için nerelere bakmamız gerektiğine dair bir kılavuz niteliğinde bu kitap. Hacim olarak çok küçük ama benim okuduğum en ileri edebiyat çalışmalarından biri. Bir yandan okuması çok kolay - çünkü kısa ve mizahi bir kitap - diğer yandan da okuması çok zor - çünkü inceliklerini keşfetmek yoğun bir düşünme süreci gerektiriyor. Dilin sınırlarının Biçem Alıştırmaları’ndaki gibi zorlanışını deneyimlemek çoğu okurun karşısına nadiren çıkan bir fırsat. O yüzden benim hayatım boyunca okuduğum en iyi kitaplardan biri diyebilirim bu kitap için.

Bir not da çeviriye düşmek gerek. Queneau’nün bu kitabı yazarken Fransızcayı kullanma kapasitesi ne kadar yüksekse, Armağan Ekici'nin tüm bunları Türkçede yeniden yaratırken ortaya koyduğu eser de o kadar nitelikli. Zaten Ulysses çevirisinin ardından Türkiye’nin en iyi çevirmenlerinden biri olduğu aşikar olsa da Ekici’nin bu çevirinin de Ulysses’ten aşağı kalmadığını söyleyebilirim.
Önceden çok okumayı isteyip ama bir türlü cesaret edemediğim bir kitap. Aslında hayatımda yarıda bıraktığım nadir birkaç kitaptan biri oluyor.Sabirla ve inatla 60 sayfa okudum bırakın kitap ın taslağını karakterleri bile anlayamadım ya da kafamda canladiramadim. Çok savurgan bir üslup kullanmış. Konu bütünlüğü neredeyse yok. Eğer bu kitabı okuyacaksanız kesinlikle rahat bir kafa ile okumanızı tavsiye ediyorum.(Okul zamanı dışında herhangi bir zaman yazın olabilir mesela) Dağınık bir kafa ile bu güzelim kitabı hicbir şey anlamadan okumak istemediğim için bıraktım. Umarım tekrar baslarim

Yazarın biyografisi

Adı:
Armağan Ekici
Unvan:
Türk Yazar ve Çevirmen
Doğum:
Ankara, Türkiye, 8 Haziran 1971
1971’de Ankara’da doğdu. Ankara Anadolu Lisesi’ni ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nin İşletme bölümünü bitirdi. 1992’den beri bankacılıkla uğraşıyor, bir yandan da müzikseverliği ve edebiyatseverliği sürdürüyor. 1998’den beri Hollanda’da yaşıyor.

Lacivert Taşından Tabletler adlı kitabı ile 2016 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü'nü kazandı.

Yazar istatistikleri

  • 400 okur okudu.
  • 51 okur okuyor.
  • 1.757 okur okuyacak.
  • 88 okur yarım bıraktı.