Bilge Sancı

Bilge Sancı

DerleyenEditör
8.5/10
9,7bin Kişi
·
41,4bin
Okunma
·
2
Beğeni
·
368
Gösterim
Adı:
Bilge Sancı
Unvan:
Editör
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
355 syf.
·10 günde·10/10 puan
Pulitzer ödüllü Bülbülü öldürmek kitabı dünyadaki tüm ötekileştirilmiş insanların kitabıdır. Daha önceki incelemelerimde de belirttiğim gibi çocukların gözünden hikayeler daha çok ruhuma dokunuyor. Burada da aynı durum söz konusu. Amerika'nın güneyinde ki eşitsizlik ayrımcılık bir çocuğun gözünden okuyucuya aktarılmış.
Kitabın devamı niteliğinde Tesbih Ağacının Gölgesinde eserini de okuyabilirsiniz.
Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
355 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
YouTube kitap kanalımda Bülbülü Öldürmek kitabını çizimlerimle yorumladım: https://youtu.be/q93UBZZMgYM

"Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır." Malcolm X

Bülbülü öldürmek günahtır. Çünkü bülbül yaratılışından ötürü bülbüldür, kendisini bülbül olarak seçemez. Onun ızdırari kaderinde zaten bülbül olmak vardır ve bundan dolayı da suçlu olarak gösterilmemelidir.

Çocukların Boo Radley'in evine dokunmayı bile çok zor bir şeymiş gibi görmeleri, öğretmenlerinden itibaren başlayan bir Kuzey-Güney, laik-muhafazakar, gezici-çomar vs. küçümsemeleri ve insanları sınıflandırmaları, yok Cunningham'lar şöyle yok Ewell'lar böyle diye insanların sınıf sınıf ayrılmaları, onların kilisesi beyaz bizim kilisemiz siyah gibi dinde bile ayrımcılığa uğramaları, Atticus Finch'in kendi ailesini yükseklere koyma egosu, elbise konusunda ve kız olma konuları gibi konularda mahalle baskıları gibi konular bir çocuğun gözünden anlatıldığı için bu kitabı değerli bir hale getirmekte.

Edebi olarak değerlendirecek olursak kitabın dili epey sade fakat vermek istediği mesaj güçlü. Öyle Debbie Macomber, Sarah Jio gibi aşk öyküleri ya da ciltlerinde kocaman yazılar yazan klonlaşmış polisiye kitaplarını unutabilirsiniz. Amerika'nın Maycomb adlı küçücük bir mahallesindesiniz. Hayatınızda o mahalleden dışarı çıkmamışsınız ve size "Beyaz kızarsa zenci ölür" diyen insanların zihniyetiyle aynı yerde yaşıyorsunuz.

İşte tam da bu sebeple bu romanın örneklerini bizim ülkemizde de görmek mümkün. Birbirimizi ötekileştiriyoruz. Bir Türk olarak zenci de doğabilirdik fakat Allah bize böyle olmayı uygun gördü. Fakat şimdi de ülkemizde laik-muhafazakar, Atatürkçü-sağcı, ateist-teist-deist, iktidar-muhalefet gibi çok sayıda ötekileştirmeler görüyoruz. Onun için bu kitabı aslında ülkemizle de çok bağdaştırdım. Bu bakımdan Scout kızımızın da romanda dediği gibi bizim ülke için demiş olduğu bir şey var aslında : "Bak ama, Jem, bana kalırsa tek bir tür insan var, insanların hepsi insan."

Bu romanda hayata Tom Robinson olarak gelmiş olmayı düşünmelisiniz. Öyle bir ailede, öyle bir baskıda, hiçbir zaman sizin haklı olmayacağınız gibi görüşler içinde büyüdüğünüzü düşünmelisiniz. Bunun örneklerini şu anki zamanımızda Amerika'da görüyoruz. Artık polisler siyahilerin yollarda bir şey yapmadıklarını görseler bile çekip vuruyorlar adamı. İstedikleri kadar siyahiler buna tepki koysun, beyaz kızarsa zenci ölüyor romanın da dediği gibi.

Ayrıca kitabın 309. sayfasında Bayan Gates'in rol aldığı bir paragraf var : "Burada biz insanlara zulmetmeyiz. Zulüm önyargılı insanlardan kaynaklanır. Ön-yar-gı." Kitabın sadece bu cümleleri bile o kadar mükemmel ve yerinde bir Amerikan kültürü eleştirisidir ki Harper Lee ironik bir dille o mahallede yaşayan insanların önyargısını kendi dedikleriyle çeliştirmeyi başarmış resmen.

Hiç kimsenin dil, din, ırk, renk, milliyet gibi konularda ayrılmaması gerektiğini bir çocuğun gözünden harika bir şekilde anlatmayı başarmış kitaptır.

Kırdığım 2 puan ise kitabın başlarında olan sıkıcılıktan dolayı ve Radleyler'in esas mesajla pek bağlantısının bulunmamasından dolayıdır.
355 syf.
·12 günde·8/10 puan
Son zamanlarda sıklıkla rastladığım bir kitaptı Bülbülü Öldürmek. Bir modern klasik fakat daha çok ‘klasik’ tadında. Neredeyse yarısına yakın bir kısmının Oliver Twist vasatlığında olduğunu söyleyebilirim. İkinci bölüm beni kitaba bağlayan etken oldu ve sonuç olarak beğendim.

Kitap, 1930’ların Alabama’sında geçiyor. 9 yaşındaki bir kız çocuğu olan Scout’un ağzından anlatılan roman, daha sade ve anlaşılır bir hale bürünüyor. Scout’un abisi Jem, yakın arkadaşı Dill ve avukat babaları Atticus’un çerçevesinde oluşan bir hikaye...
Bülbülü Öldürmek salt ırkçılık üzerinden yorumlanan bir kitap olarak düşünül-memeli; yaşanan bunca trajik olaylara karşı “kapalı ve kör olan” insanların sıradanlaşmasını; “Önyargılı” olmadığını düşünen kitlelerin içten içe bu önyargıyı benimsemelerinin nahoşluğunu düşündürtmeli…

İki bölümden oluşuyor kitap. Birinci Bölümde olayları ağzından dinlediğimiz minik Scout ve Jem’in Dill ile tanışıp birlikte geçirdikleri yaz tatili ve sonrasında okulların açılmasıyla başlayan süreci kapsıyor. Oldukça sıradan ve büyük beklentiyle başladığım kitabı okumama pişman ettiren bir bölüm olduğunu söylememde fayda var. Yüksek beklentinin en büyük sebebi yorumlanan kitabın dozunda olmayan övgüler olduğu gerçeği ortada. Sanırım kitap incelemelerini artık sınırlı okumaya özen göstereceğim.

Haksız bir tecavüz suçundan dolayı yargılanan bir zenci olan Tom Robinson’ı savunan Jem ve Scout’un avukat babası Atticus’un yaşadıkları olaylar ve bunu çocuklara yansıtma şekli, kitabın çözümlenmesi için ana taşlardan.
Atticus gerçekten çok sağlam ve güçlü bir karakter. Haksızlığa karşı başını eğmeyen, önyargıları benimsemeyen, insanları olduğu gibi kabul eden, empati yapmayı ödev sayan, çocuklarına bunları aşılamaya çalışan, mesleğine ve hayatına pozitif, sabırlı ve kararlı müthiş bir karakter. Romanda beni en çok etkileyen kişi Atticus’tu kesinlikle.

Beni en çok düşündürten şeylerden biri Önyargı oldu. İnsanların peşin hüküm vermeleri. Benmerkezcilik. Sürü psikolojisi. İnsanları yargılamak…

İnkar ederiz ama sürü psikolojisinin içerisindeyiz. Siyahi olmasından dolayı mahkeme tarafından tecavüz suçuyla yargılanan Tom Robinson’ı ezen kitlelerin parçalarıyız, farklı renklerde ve farklı tonlarda olarak. Kendi kendimizin düşündüğü söylenebilir mi? Başkaları gibi düşünüyoruz. Bir topluluğun kabul etmediği görüş, bizim kabul etmediğimiz bir görüş ise, derhal bizim görüşümüzün yerini çoktan almıştır bile. Bu kendine güvensizlikten ileri gelmiyor. Başkalarının ortaya attığı beyin fırtınası ürünü olan fikirleri kendi süzgecimizden geçirmemekten ileri geliyor. Şöyle bakıyoruz: Fikri ortaya atananın konumu, mesleği, varlıkları vs vs. Bu bizim irademizin önüne geçmemeli. Önüne geçtiği takdirde Önyargılar, değişmez devinimler ve benmerkezcilik bizi kendi meskenimiz içerisinde boğmaya devam edecek ve ırkçılıkla benzer nitelikli kötülüklerle yüz yüze gelmeye devam edeceğiz. Bir kitap, böylesine bir kitap bu gibi şeyleri düşündürtmeli, düşündürmek için vesile oluyor da.

Atticus’a hayran kaldığımı söylemiştim. Mesela kasabanın yargıcı, tecavüz suçuyla yargılanacak olan Tom Robinson’un avukatı olmasını istediğinde onu reddetmiyor. Bütün kasabanın kendisine ve ailesine cephe alacağını bilmesine rağmen bunu kabul ediyor. Hatta çocuklarının kasabalıların etkisinde kalmasından, korkmasına rağmen ilkelerine sahip çıkarak bu davayı almayı kabul ediyor.

Atticus Finch, unuttuğumuz, en temel insan hakları kuralını hatırlatıyor bizlere; Renkleri, dilleri, dinleri, cinsiyetleri, cinsel yönelimleri, ırkları ne olursa olsun bir insanı diğer bir insandan üstün kılacak hiç bir neden yoktur.

Olayları ve hayatı küçük bir çocuğun bakış açısından görmek, “büyük”lerin algısındaki kusurları daha net fark etmemize yarıyor. Çünkü bir çocuğun gözünden baktığınızda olayları daha saf, temiz ve içten pazarlıksız görürsünüz. Daha çözülebilir hale gelir her şey. Scout. Küçük bir çocuk, romanı daha anlaşılabilir, çözümlenmesi kolay kılıyor.

Basit olanı düşünmek her zaman zordur derler; bunun yanında çocuk saflığında temiz olmak da zor zanaat. Basit olan şeyler ne kadar zor oluyor bazen. Öyle ki zor olanı yapmak için sarf edilen çabadan bile bazen daha büyük olabiliyor. Aslında her şey çok basit, evet gerçekten basit, birey veya toplum olarak zoru seçen bizleriz.

Kitapta dikkatimi çeken güzel bir pasajı anımsıyorum.
Mahkeme salonunda Tom Robinson'un konuşma tavrının kötü olmasından sıkılarak dışarı çıkar Dill, hiç kimsenin bir başkası ile bu şekilde konuşmaya hakkı olmadığını bilmektedir. Karşılaştıkları Bay Raymond Şunları der:

"Hissizleşme’ye başladığımı üzülerek fark ettim. Artık bir savaşta anlamsızca hayatını yitiren bir insan için samimi olarak eskisi kadar üzülemiyorum."

"Ölüm" kelimesini duyunca insan irkilir, ailesi gelir aklına, sevdikleri, değer verdiği en yakınındaki kişiler film şeridi gibi geçer önünden. Geçerdi, artık öyle de olmuyor Canetti'nin ölümü yok saymayışı gibi değil bu, başka bir şey. Hissizleşmek. İnsanın başına bir kötülük geldiği zaman mı hislerinin alevlenmesi gerekiyor. Benmerkezciliğinden bahsetmiştim. Çağımızı saran büyük hastalık.
Hissedebilmek ve duyumsamak, bizi hissizleştirmeden; başımıza gelmeden gerçekleştirilmeli, bizi duygularımızın kontrolü altına almalı. Tıpkı Atticus gibi. Bencillikten sıyırılıp, Empati yapmak çemberimizde olmalı... Yaşanan acılara, adeletsizliklere, eliyle olmasa bile diliyle, diliyle olmasa kalbiyle karşı koyabilmeli...
Körelmenin nasıl yüz tuttuğunu kendimde hissettim son sayfayı çevirirken. Bir kitap bazı şeyleri, unutulan birtakım şeyleri hatırlatmalı...
355 syf.
·7 günde·10/10 puan
NOT : Irkçıların okuması yasaktır.

#notoracism


Son zamanlarda okuduğum en keyifli romanlardan biriydi. Yetişkinlerin karıştığı her şey çocukların özgürlüğüne engel oluyor, bunu bir kez de bu romanda gördüm. Harika bir çocukluk döneminden, kasabanın sakinliğinden bahsederek başlayan bu Kitabımız, daha sonra beyaz-siyah ayrımı ile devam etmiştir. Kitap karakterleri harikaydı. Özellikle Atticus karakteri gibi olmayı hep istemişimdir eminim ki okuyacak olanlar da bu isteğime katılacaktır. Siyahi bir adam olan Tom Robinson'a komplo kurulmuş ve mahkeme kararıyla suçlu bulunmuştur. Aslında burada verilen mesaj Amerikan rüyasının durma noktasıydı. Günümüzde de olduğu gibi eskiden de siyahi insanlara verilen değer daha az. Ve bu kitap bunu çok güzel bir dille eleştiriyor. Ayrıca Hitler de bu kitapta nasibini alanlardan. Kullanılan dil akıcıydı ve okurken hep bir merakta bırakmayı başarmış yazarımız. Ayrıca sevimli bulunabilecek çocukça düşünceler de okurken içinizi ısıtabilir :)

Bülbülü öldürmek günahtır...


Okumanızı tavsiye ederim
355 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10 puan
En saf duyguları paylaştığımız, kötülük nedir bilmediğimiz zamanlardı çocukluk yılları. Riyasız, çıkarsız, zararsız dostluklar kurduğumuz... Aynı mahallenin sokaklarında koşturup saatlerce oyunlar oynardık. O fakirmiş bu esmermiş ne ehemmiyeti vardı ki? Önemli olan aynı duyguları paylaşmamız, birlikte eğlenmemiz değil miydi.
Büyüdük çok şey değişti hayatımızda, mal mülk, mevki kazandık fakat en önemli değerimizi, insanlığımızı kaybettik. O çocuk kadar olamadık... O siyah bu beyaz, o Arap bu Türk, o çerkes, bu kürt, şu laz, o sağcı bu solcu, o alevi bu sünni, o müslüman bu ateist diye diye ayrıştırdık insanları. Ve bunu büyük bir zevkle yaptık.

Irkçılığın, eşitsizliğinin öyküsü bu. Özgürlük, eşitsizlik, ayrımcılık bir çocuğun gözünden anlatılıyor. Sarah Finch, "ey insanoğlu neyine güveniyorsun, kendine gel!" diyor adeta. Yaşı küçük olmasına rağmen öyle dersler veriyor ki bize, görmediğimiz, görmezden geldiğimiz ne varsa tokat gibi çarpıyor yüzümüze.

Irk ayrımının fazlaca hissedildiği toplumda avukat Atticus, siyahilere hayvan değeri bile vermeyen toplumun normlarına karşı gelerek bir siyahinin haksız yere ırza geçmek ile suçlandığı davayı alır. Tüm kalabalığa, yuhlamalara rağmen doğru bildiğinden bir an bile vazgeçmiyor avukat. Aslında Atticus yalnızca yapması gerekeni yaptı fakat bize yabancı gelmeye başlayan bu değerler yüzünden onu yücelttik, kahramanlaştırdık... Yazarımız bu olay üzerinden hem bireysel hem de toplumsal olarak kaybetmenin eşiğine geldiğimiz doğrularımızı hatırlatıyor bize. Ve Sarah Finch... Erkeklerin içerisinde büyüyen, zevkleri ve hareketleri zamanla rol model olarak belirlediği abisiyle babasına benzeyen bir çocuk. Çevresinin onu sürekli, toplumun çizdiği kalıplar içerisine sokmaya çalıştığını görüyoruz. Bu ikilemin arasında sıkışan ve bocalayan bir karakterden bahsediyor yazar.

Harper Lee sade fakat etkileyici dili ve analizleriyle çok güzel bir kitap ortaya koymuş. Olumsuz yorumlar sebebiyle sürekli ertelediğim, geçen hafta okuduğum değerli bir inceleme üzerine vaktinin geldiğini hissettiğim kitap. İyiki de başlamışım. İlk yarısının bana oldukça sıradan geldiğini söyleyebilirim fakat sonrasında güzelleşti. Bana kendimi sorgulattı. Bu kitap umudun kitabı... Özeleştiri yaptıran, önyargılarımızı ortaya seren şahane bir kitap. Okurken defalarca tespitin doğruluğuna karşı defans mekanizması geliştirdim. Fakat biliyorum ki savaş eskisi kadar üzmüyor artık beni. Haberler o kadar da etkilemiyor. Vicdanımızı rahatlatmak için için haklı gerekçeler dahi sunabiliyoruz artık. Hissizleşiyoruz her geçen gün. Ve en kötüsü de buna alışıyoruz...
357 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10 puan
"Atticus bana sıfatları kaldırırsan geriye gerçekler kalır demişti."
Siyah insan, beyaz insan, zengin insan, fakir insan, şu insan bu insan... Uzar gider bu sıfatlarımız. Peki kaldıralım sıfatları, geriye kalan gerçek "insan". İnsanları renk/dil/din gibi özellikleri ile ayırmak kadar boş bir çaba yoktur. İnsanları insan olarak kabullenseydik belki de insan gibi yaşayabilirdik.

Biraz yazardan bahsedeyim; yazarımız Harper Lee. 28 Nisan 1926, ABD/Alabama doğumlu. Hayatı boyunca birçok hikâye yazan yazar, 1960 yılında da "Bülbülü Öldürmek" romanını çıkardı. Roman aynı yıl yoğun ilgi gördü ve ertesi sene, 1961 yılında yazara, Pulitzer Edebiyat Ödülü'nü kazandırdı. 1962 yılında kitabın, sinemaya uyarlanan filmi çıkartıldı ve Oscar ödülüne sahip oldu. Hâlâ da sevilen ve çok okunan romanın yazarı, Harper Lee, 89 yaşında hayatını kaybetti.

Kitabın ana konusu, verilmek istenen mesaj şöyle; insanları önyargı ile yargılamamalıyız, ayrımcılık/ırkçılık yapmamalıyız ve herkese eşit adalet uygulamalıyız.
Spoiler vermeden kısaca hikâyeyi anlatayım biraz da; yazar kendi çocukluğunda başından geçen bir olayı, avukat olan babasının siyahî bir insanı savunurken ne kadar zorlandığını, dönem ABD'sinin siyah insanlara ne kadar aşağılayıcı baktığını ve insanların bazı insanları, insan yerine koy(a)madığını anlatmış. Bir çocuğun gözünden insan ayrımcılığına değinmiş. Cümleler o kadar samimi, o kadar içten ve o kadar güzel ki, insan okurken aynı zamanda olayı yaşıyor hissi uyandırmış.

Hikâyede bulunan başlıca karakterlerimiz;
Scout Finch; Yazarımız Harper Lee.
Jem; Scout'un abisi. Büyürken başından geçen evreleri, ona büyüklük taslamasından bahsetmiş.
Dill; Scout'un en yakın arkadaşı. Zor bir çocukluk geçiriyor ama pozitif ve mutlu bir insan.
Atticus; Scout'un babası. Kasabanın en başarılı ve tanınan avukatı. Haksız yere suçlu diye itham edilen siyahî adamı savunuyor ve çok zorlanıyor. Çok okuyan, çocukları ile ilgilenen ve her sorunu çözen bir baba.
Call(Calpurnia); Evin hizmetçisi. Çocukların ablası kadar yakın.
T. Robinson; İşlemediği bir suç yüzünden yargılanan siyahî.

Okurken gözlerim doldu bu kitabı. Emin olun o kadar beğeneceksiniz ki, okudukça bir daha okumak isteyeceksiniz. Herkese şiddetle tavsiye ediyorum bu harika kitabı...
355 syf.
Sürekli okuma listelerinde gördüğüm ve merak edip okuduğum "Bülbülü öldürmek" kitabını nihayet bitirdim. Ne yalan söyleyeyim kitap beklentimi karşılamadı. Vasatın biraz üzerinde gibi geldi bana. Öyle liste başlarını dolduracak bir kitap değil tabiki de.
Bestseller olmasında Amerikalıların günah çıkarma anlayışının önemi var sanırım.
Kitap küçük bir kız çocuğunun etrafında gelişenleri anlama çabasıyla ilerliyor. Lakin küçük kızın bakış açısıyla okuduğumuz kitapta ilginç bir şekilde Barok tarzı mimari ve Viktoria tarzı pencere gibi pek çok teknik terim geçiyor. Burası da bana ilginç geldi doğrusu.
Kitap klasik bir Amerikan romanı. Zencilerin daima haksız oldukları gibi Amerika'ya özgü ilginç sınıfsal çatışmalardan bahsediliyor.
Amerika'nın nasıl oluştuğunu anladığımız zaman bütün bu sınıf çatışmalarını da sanırım anlamış oluruz. Barbar, bencil ve aç gözlü Avrupalıların para hırsı ile bir kıtada yaşayan yerel halkı yok edip kurdukları düzende elbette sıkıntılar olacaktır. Bir beyazın bir siyahın avukatı olması onu savunmuş olması sıradan bir şey. Bunun için günah çıkartıyorlar demiştim. Amerika kıtası Avrupalılar tarafından istila edilince yerli halk Avrupa'dan gelenler ile bulaşan veba yüzünden çoğu öldüğü için. Afrika gibi ülkelerden işçi olarak çalıştırmak için köle ticareti başlıyor. Siyahlar Amerika ya bu şekilde gelmeye başlıyor. Yani köle olarak. Bu tür kitapların bilinç altında bunlar var. Yazık yüzyıl geçmiş. Amerika hala köleliği kaldırmaya çalışıyor.Kitap da baştan sona kitabı abarttıkları şeyi aradım ama bulamadım.
Kitapla ilgili çok fazla övücü şeyler duymasam bu incelemeyi bile yazmazdım.
355 syf.
·14 günde
" Irkçılık ideolojik bir düşünce değil ,
Aksine psikolojik bir hastalıktır. "
Malcom X,

1960 yılında yayınlanan Harper Lee tarafından yazılmış, 1961'de Pulitzer Ödülü kazandıran, klasik bir kitap olan Bülbülü Öldürmek, Harper Lee’nin hayatı boyunca yazdığı iki kitaptan ilkidir.

Bülbülü Öldürmek kitabında ırkçılık, eşitsizlik ve özgürlük kavramları Scout Finch denen küçük bir çocuğun gözünden anlatılıyor.
Babası Atticus bir avukat ve masum olan bir siyah adam için adalet arıyor. Scout ve erkek kardeşi Jem Finch adındaki genç karakterlerin gözünden, Harper Lee bize adalet, siyahlara karşı yapılan ırkçılık ve toplumdaki ön yargılardan bahsediyor.
Özellikle kitaptaki Atticus karakteri, adalet ve eşitlik kavramlarını okuyucuya güzel bir biçimde aktarıyor. Atticus’un çocuklarına karşı sergilediği tutum, davranış biçimleri ve ailecek toplumda doğru olarak benimsenen fakat yanlış olan yargılara karşı verdikleri mücadele oldukça etkileyici. Atticus karakteri yüreğe güç verip, hayattaki doğruları sorgulayıp, umudumuzu yitirmeden içimizdeki mücadele gücünü ortaya çıkartıyor.

Kitabın etkileyici bir içeriğe sahip olduğunu ve akıcı okunduğunu söyleyebilirim. Bülbülü Öldürmek’i hala okumadıysanız, okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Atticus bir gün Jem’e şöyle der: “Arka bahçede konserve kutularına ateş etmenizi tercih ederim. Ama kuş peşine düşmenin kısa sürede çok çekici hale geleceğini biliyorum. İstediğiniz kadar karga vurun ama unutmayın, ‘Bülbülü öldürmek günahtır.’” Atticus’un, bir şeyi yapmasının günah olduğunu söylemesine ilk kez tanık olan Jem nedenini Bayan Maudie’ye sorar. Bayan Maudi, “Baban haklı,” diye cevap verir. “Bülbüller bir şey yapmazlar. Yalnız öterler. Bahçelerdeki tohumları yemez, çiçeklere zarar vermezler. Yalnız bizim için tatlı tatlı öterler. Bunun için bülbülü öldürmek günahtır.”
Burada “Zararsız olanları öldürmenin günah olduğunu ana fikriyle” sesi çıkmayan masum siyahlara da gönderme yapmaktadır."

Çocuk gözüyle olaya yaklaşan Scout, babasının zencilerin avukatlığını yaparken kasabalı beyazlar tarafından pis zenci dostu biri olarak değerlendirilmesini yadırgamakta ve neden böyle olduğunu babasına sorarak, bu sorularla cevabını bulmaya çalışmaktadır.

…“Atticus Fich: Bu, Jem ve sana haksızlık gibi gözüküyor biliyorum. Her şey bize karşı dahi olsa elimizden geleni yapacağız. Belki ikiniz de büyüdüğünüzde bu olaya anlayışla, bilinçle bakabilirsiniz. Yüzünüzü kara çıkartmadığımı anlayabilirsiniz. Bu dava, bir vicdan meselesi. O adama yardım etmezsem kiliseye gidip Tanrının önüne çıkamam.

Scout: Yanılıyor olmalısın Atticus.

Atticus: Neden?

Scout: Herkes senin yanıldığını düşünüyor.

Atticus: Düşünebilirler. Saygı göstermek gerekir ama başkaları ile yaşayabilmeden önce kendimle yaşamayı bilmeliyim. Çoğunluğun sesi doğrudur kuralının dışında yalnızca vicdan kalır.”

Kasaba halkının tepkilerine ve hatta linç girişimlerine rağmen davadaki pozisyonunu koruyup çocuklarını gururlandıracak bir savunma hazırlar.

Eli silahlı bir kalabalığın karşısında durabilecek kadar cesurdur da. Kasabanın en iyi nişancısı, olmasına rağmen şiddetten hoşlanmadığından elini silaha sürmez. Ve oğluna oyuncak tabancanın bile kötü bir seçenek olduğunu öğretmeye çalışır.

Savunma Atticus:
Dava iki tanığın ifadesine dayanıyor. Sorgulama sırasında sözler ne kanıtlandı, ne de yalanlandı. Yalnızca sanık tarafından karşı çıkıldı. Sanık suçlu değil ama bu salonda biri suçlu. Savcının tanığına gerçekten acıyorum. Ama bu duygum suçsuz birinin yaşamını tehlikeye atacak boyutta değil. O ise suçluluk duygusunu örtbas etmek için bunu yapıyor. Suçluluk duygusu baylar. Çünkü onu harekete geçiren bu. Suç işlemedi. Yalnızca bu toplumun uzun süredir benimsediği bir töreye karşı geldi. Öyle bir töre ki buna karşı gelen toplum dışı bırakılır. Acımasız bir yoksulluğun ve bilgisizliğin kurbanı o. Ama ona acıyamam. O bir beyaz çünkü. Yaptığının bilincindeydi. İstekleri daha ağır bastığı için töreyi kulak ardı etti. Ardından yaptıkları ise hepimizin şu veya bu zamanda yapmış olduğumuz bir şey. Sonra da her çocuğun yaptığını yaptıfSuç kanıtlarını yok etmek istedi. Bu kez çaldığı oyuncağı toprağa gömen bir çocuk değildi o. Kurbanını göz önünden uzaklaştırmak istedi. Buradan dünyasından gitmeliydi. Suç kanıtlarını yok etmeliydi. Neydi bu kanıt? Tom Robinson: Bir insan. Tom Robinson’u uzaklaştırmalıydı. Tom ona yaptıklarını anımsatıyordu. Ne yapmıştı? Beyazdı ve bir zenciyi baştan çıkarmaya kalkmıştı. Bu toplumun ağzına bile alamayacağı bir şey yapmıştı. Siyah bir insanı öpmüştü. Yaşlı, beyaz bir amcayı değil de güçlü, kuvvetli genç bir Zenci erkeği. Töre olay sırasında vız geliyordu ama sonradan yakasına yapıştı. Babası onu gördü. Sanık babanın sözlerini aktardı. Baba ne yaptı? Kesin bilmiyoruz ama Mayella’nın bu işi sol eliyle yapan biri tarafından fena şekilde dövüldüğünü gösteren kanıtlar var. Bay Ewell’ın yaptıklarının bir bölümünü biliyoruz. Her Tanrı korkusu olan, saygı değer beyazın yapacağı gibi davacı oldu ve dilekçenin altına da adını sol eliyle yazdı. Tom Robinson da karşınızda tek eliyle oturuyor, sağ eliyle. İki beyazın sözlerine karşı elimizde ne var? Sessiz, terbiyeli, alçak gönüllü, beyaz bir kadına acımak cüretini gösteren bir zencinin sözü. Davranış ve görünümlerini yinelemek istemiyorum. Sizler de gördünüz. Savcının tanıkları -Şerifin dışında- ifadelerini güven içinde verdiler. İfadelerinden kuşku duyulacağından, onlara inanılmayacağından yana kaygıları yoktu. Çükü temelde hepsi, tüm Zenciler yalan söyler, bütün Zenciler ahlaksızdır, bütün zencilerin gözleri beyaz kadınlardadır görüşlerinden hareket ederek karar vereceğinize inanıyorlardı. Bunlar ancak basit insanların düşünceleri olabilir. Bunların Tom Robinson’un derisinin rengi kadar kara düşünceler olduğunu söylememe gerek yok. Doğruyu siz de biliyorsunuz: Zencilerin kimisi yalan söyler, kimisi ahlâksızdır, kimisinin gözü de siyah olsun beyaz olsun tüm kadınlardadır. Bunlar tüm insanlar için geçerlidir. Bir ırka yansıtılamaz. Bu salonda yalan söylememiş hiç kimse yoktur, ahlâksızlık yapmamış kimse yoktur, bir kadına istekle bakmamış kimse yoktur.» «Atticus sustu ve mendilini çıkardı. Gözlüklerini sildi. Babamızın terlediğini ilk kez görüyorduk. Yüzü hiç terlemeyen adamlardandı, ama şimdi pırıl pırıl parlıyordu. «Son bir söz daha baylar. Thomas Jefferson tüm insanların eşit yaratıldıklarını söylemiş. Washington’dakiler bu sözü kafamıza vurup dururlar. Şu 1935 yılında kimileri bu sözü her durum için geçerli kılmaya çabalamaktadırlar. Bunun en gülünç örneğini de akıllılarla geri zekâlıları ve tembelleri yarıştıran öğretmenlerimiz vermektedirler. İnsanlar eşit yaratılmadıkları içindir ki bir sürü çocuk aşağılık duygularıyla kıvranmaktadır. Biz, söylediklerinin Idu anlamda bir eşitlik olmadığını biliyoruz. Kimileri ötekilerden akıllıdır. Kimileri daha fazla olanakla doğar. Kimi erkekler çok para yapar, kimi kadınlar daha iyi kek pişirir. Yine diğerleri çoğu normal insanın düşleyemeyeceği kadar yeteneklidir. Ama bu ülkede herkesin eşit yaratıldığı ilkesine dayalı bir şey var. Bu öyle bir kurum ki züğürt biriyle Rockefeller’i eşit, gerizekâlı ile Einstein’ı eşit, kara cahille rektörü eşit kılar. Bu kurum yargı organıdır baylar. Yüksek Mahkeme’den tutun da en gösterişsiz kasaba mahkemesine kadar eşitlik esastır. İnsan yapısı tüm kurumlar gibi, bütün mahkemelerin de yanılgıları olabilir, ama yine de ülkemizde eşitliği yargı organları sağlar ve yargı organının önünde herkes eşittir. Mahkemelerimizin ve jüri sisteminin güvenilirliğine körü körüne inanacak kadar idealist değilim. Bunlar birer ideal değil birlikte yaşadığımız gerçeklerdir. Mahkeme, karşımda oturan jüri üyelerinden daha iyi değildir. Mahkemeye de jüri kadar güvenilir. Jüriye de onu oluşturan kişiler kadar. Duyduklarınızı duygusallığa kapılmadan değerlendireceğinize ve kararınızda sanığı ailesine bağışlayacağınıza inanıyorum. Tanrı adına görevinizi yapın.»

Zenci hizmetçi Calpurnia Jem ve Scout’u bir zenci kilisesine götürür. Bu durum Atticus’u hiç kızdırmaz aksine bundan mutlu olur. Atticus bir zenciyi savunmanın bedelini ağır ödemektedir. Bütün kasaba ona cephe almış, pek çok doğrudan ya da dolaylı yoldan tehditle karşılaşmıştır.

Atticus’un müthiş savunma konuşması yapar: “Gerçek şudur. Bazı zenciler yalan söylerler, bazı zenciler kadınlara karşı saygısızdır, beyaz kadın olsun, siyah kadın olsun, fark etmez. Fakat bütün bunlar yalnız bir ırkı değil, bütün insanlığı ilgilendiren suçlardır. Bu salonda hayatında yalan söylememiş, ahlaksız bir davranışta bulunmamış bir insan olabileceğini sanmıyorum.”

İddia makamı ve savunma dinlendikten sonra jüri karar verir. Zenci mahkûm edilmiştir. Davayı izleyen çocuklar bu duruma çok üzülürler çünkü babaları gibi onlar da zencinin masum olduğuna inanmaktadırlar. Zenciye yasalara göre idam cezası verilmiştir. Cezası infaz edilene kadar bir hapishaneye gönderilir. Buradan kaçmaya çalışırken muhafızlar tarafından vurulur ve ölür.

“Başka insanların yüzüne bakabilmek için önce kendi yüzüme bakabilmeliyim. Çoğunluğa bağlı olmayan tek şey insanın vicdanıdır.”

“Ama bazen bir adamın elindeki İncil babanın elindeki viski şişesinden daha tehlikeli olabilir.(…)

Bazı adamlar vardır, o adamlar öbür dünyayla öyle meşguldürler ki bu dünyada yaşamayı hiç bilmezler, şu sokağa bak sonucu görürsün.”

“Bildiğin her şeyi söylemek zorunda değilsin. Ayrıca insanlar kendilerinden daha çok şey bilen birini çevrelerinde görmekten hoşlanmazlar. Sinirlenirler. Doğru konuşarak onları değiştiremezsin, kendileri öğrenmek istemelidir, onlar öğrenmek istemiyorlarsa bir şey yapamazsın, ya çeneni kapar ya da onlar gibi konuşursun.’’

“Ama sabah olunca her şey hep daha iyi olur”

Bülbülü Öldürmek okumadığınız okuma listenize almanız dileğiyle

Keyifli okumalar dilerim.
355 syf.
·10/10 puan
Merhabalar Harper Lee’nin iki kitabından biri olan Bülbülü Öldürmek 1960 ABD’si Döneminin atmosferini özellikle de çocukların duygularını ve tepkilerini çok iyi dile getirmiş yazar.Kitap Scout adlı başkahramanımızın, abisi Jem, yakın arkadaşları Dill ve Atticus’un öykülerini içermekte. Kitap konu olarak ırkçılık, adalet, özgürlük, eşitlik, cinsiyet, ayrımcılık, büyümek ve ergenlik gibi hassas konuları çok sade ve anlaşılır bir dille anlatmış.Kitapta yer yer mizahi olmasına rağmen yazar düşündürücü şekilde harmanlamış.Ölmeden önce okumanız gereken şaheserlerden

Yazarın biyografisi

Adı:
Bilge Sancı
Unvan:
Editör

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 41,4bin okur okudu.
  • 1.590 okur okuyor.
  • 27,1bin okur okuyacak.
  • 1.208 okur yarım bıraktı.