C. D. Reiss

C. D. Reiss

7.2/10
29 Kişi
·
45
Okunma
·
6
Beğeni
·
807
Gösterim
Adı:
C. D. Reiss
Tam adı:
Christine D. Reiss
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
New York, ABD
C.D. Reiss, bir USA Today Çoksatar yazarı.

Yine de çok çalışması, kütük kesip su taşıması gereken biri. Bunları kitabın satır aralarında bulabilirsiniz. Avukatı bu konuyu Tanrı’yla çözmeye çalışıyor ama bu arada onu ararsanız ve telefona çıkmazsa bilin ki kuyunun başında kova dolduruyordur.

New York City’de doğdu, Hollywood’a taşındı ve USC’den senaryo yazarlığı alanında master derecesi aldı. Bilmek isterseniz, bu derece onu bir yere götürmedi ama roman yazmak konusunda kocaman bir egosu olmasını sağladı.

Ona genellikle Müstehcen Shakespeare diyorlar ve bu koltuklarını kabartıyor ama bu durum onu kütük kesmekten alıkoymuyor.

Evlilik Oyunları adlı romanıyla 2017 yılında Audie Award for Erotica ödülünü kazandı.
"Sana ihtiyacım var" dedi.
"Seni nasıl seveceğimi bilmiyorum ama sensiz nasıl yaşayacağımı da bilmiyorum.
Şimdilik sadece birbirimize ihtiyaç duyan iki insan olsak?"
"...He is very attracted to you, that much I can see. But he is in love with one woman, and one woman only.”
“His ex-wife.”
C. D. Reiss
Sayfa 67 - CreateSpace, Jonathan Drazen hakkında
“I’ll say it straight. I love my wife. My ex-wife. Nothing will ever change that.”

“Okay.”

“I can’t love anyone else.”
C. D. Reiss
Sayfa 15 - CreateSpace, Jonathan ne diyosun sen ya? Monica kendine gelir misin lütfen! Ne demek karımı seviyorum ve bunu hiçbir şey değiştiremez!!
"Ben...yapamıyorum."

"Ne yapamıyorsun?"
Başa çıkamıyorum.
Karar veremiyorum.
Seni anlayamıyorum.
Senden ayrılamıyorum.
Seninle olamıyorum.
"If you kissed her, would you tell me?"
"No."
"No?"
"No. I'd leave you. I wouldn't touch you again."
Karanlıkta, kulağıma fısıldadı.
Çok güzelsin.
Mükemmelsin.
Beni çok mutlu ediyorsun

Sana nasıl yaşanacağını göstereceğim.
Seni güvende olduğuna ikna edeceğim.
Nasıl mutlu olunacağını öğreteceğim.
Bu kitapta 30 günleri dolmadan yollarını ayıran ikilinin sonlarına doğru giden yolu okuyoruz. Diana, kocasından (neler yaşamış olurlarsa olsun) bir türlü vazgeçmek istemiyor ve onun için savaşırken kaybetme olasılığı olan bir oyuna giriyor. Tabi bu yola çıkarken Adam'ın tepkilerine ve onu ne kadar iyi tanıdığına güvenerek hareket ediyor. 

Bazen her ne kadar tavırlarına kızsam da, Diana'nın aşkı için savaşıp içerisinde bilmediği arzuları ve içerisinde uyuyan ve uyandırılmış olan itaatkar kadının sadece Adam için ortaya çıkması da eğlenceli bir detaydı. Güven duygusunu her hareketinde hissettirdi.

Bir şekilde Diana'da kendini bulmaya çalışıyordu. Kendi tercihleri, neleri istediğini ve aslında bu tercihleri kiminle istediğini... Adam bazı şeylerin fitilini ateşlemişti, her şeyden önemlisi kırılmayan iradesi de bir itaatkar olmadığını gösterirken Adam söz konusu olduğunda nasıl da itaatkar birine dönüştüğünü de gösteriyordu.

Ne kadar dengesiz bir çift olduğunuzu bu kitapla iyice anlamış olduk! Adam severken Diana sevip sevmediğine emin olamıyordu. Diana severken Adam kendini belirsiz duyguların içinde buldu falan...

Adam'ın duygularının ortaya çıkması ve Diana'nın önünde diz çökmesi de çok başkaydı... Kitabın son kısmı çok güzeldi. Bu tür kitaplarda evli mutlu çocuklu kadar güzel bir son olamazdı. Hele ki ikisinin de bir bebek istemesi gibi bir gerçeğe şahit olmuşken.
ARILIK OYUNLARI'dan beklentim çoktu ilk kitap olan EVLİLİK OYUNLARI hiç ummadığım gibi çıkmış beni şaşırtmıştı fakar 2. kitap sadece yazmak için yazılmış iyi başlayıp sonlara doğru okadar sıktı ki acaba son 50 sayfayı okumadan son sayfaya mı geçsem dedim.
Kısacası benim için büyük hayal kırıklı oldu.
Tavsiye edermiyim? ederim çünkü okunan hiç bir kitabın vakit kaybı olduğunu düşünmüyorum.
Beyaz Atlı Prens..

Reiss'in bu kitabını Marriage Games kadar sevemedim.

Keaton ve Cassie yeni tanışmamış olsalardı. Önceden birbirlerini görmüş olsalardı mesela, tanışmış olsalardı... Çok daha güzel bir kurgu ortaya çıkabilirdi.

Keaton, Adam'dan bayağı farklı olarak bir hacker. Cassie'yle sorgu sırasında karşı karşıya geliyor.

Cassie, FBI ajanı. Sonradan Siber Suç bölümüne falan geçiyor.

Kısacası bir ajanın, suçluyla aralarında büyüyüp gelişen aşk, güven, olaylar düğümü anlatılıyor.

Reiss'in kalemi çok iyi, yarattığı karakterleri de seviyorum. Adam'ın yeri ayrı ama Keaton'a biraz daha çaba harcasaydı Keaton'da kalbimi çalabilirdi.

Ağzından çıkan bazı cümleler çok iyiydi. Mesela akşam yemeği yemişlerdi, hesap geldiğinde Cassie, hesabı ödemek istedi. Keaton onu durdurdu. Bunu bir özür olarak kabul et dedi. Cassie, ne için? diye sordu. Keaton ise bu gece sana yapacaklarım yüzünden tarzı bir cümle kullandı.

Yani Keaton'un ağzı biraz bozuktu... Güldürdü çoğu yerde.

En beğendiğim kısım Epilog kısmıydı. Gerçekten güzeldi verdiğim puanın neredeyse hepsi o sahne için.

Bu kitaptaki diğer iki çifti anlatan iki tane daha kitap var ama ben onları hiç merak etmediğim için okumayı düşünmüyorum.

Rough Edge bekle beni!!

22 mayıs Reiss'in yeni serisinin ilk kitabının çıkış tarihi.. Heyecandan ölebilirim..
İlk kitaptaki o okunabilirlik, bu kitapta yoktu.
Ve bunun sebebi Damon.

Evet, Rs'ye sokan.. Virüs gibi bulaşıp kitap okuyamama neden olan şey Damon. Caden değil.

Caden gelince kendime geldim. Bi' silkelendim resmen.
Gerçekten Caden olmasa okunacak bir şey yoktu.
Zaten bu kitapta hiçbir şey olmadı. Sinirlerim bozuk.

Yazacak bir şey bulamıyorum.. Final Debt okuyamadım bu kitap yüzünden. Merciless okuyamadım. Bunu bitirme baskısı yüzünden.

En sonunda yine bomba patladı. Olan tek şey, biraz heyecan verici tek şey. Buna rağmen ben devam kitaplarını okur muyum emin değilim.
Fifty Shades.
Benim için yeri çok ayrıdır. Üstüne başka seri tanımam derdim bir zamanlar. Ama o günler bu kitapla tanışınca bitti. Fifty Shades popüler oldu, her Allahın kulu hakkında bir fikir yürüttü. Saçma sapan kurgular ortaya çıktı. Her +18 sahne içeren kitap onunla bir tutuldu. Yani demek istediğim, Fifty Shades benim için tarih oldu. Sebebi C.D Reiss.

Elimde olsa gidip Reiss’i tebrik ederim. Böyle muhteşem bir kurgu yarattığı için ve Christian Grey adını kitabında kullandığı için. Konuşma arasında, artık aşık olduğum karakterler arasında ilk sıralara yerleşen inanılmaz karışık Adam kullanıyor hatta. Gerçekten kitaba çok soğuk bakıyordum, kesin yine boş çıkacak diyordum. Giriş kısımları kafa karıştırıcıydı ama yine de okudum. İ-Na-Nıl-Maz-Dı!

Saçmalık derecesinde Fifty Shades’e benzeyen, ya da hiçbir bağı olmayan insanların bu itaatkar-dominant ilişkisi sırasında bir yerde aşk bağıyla bağlanması gibi konular dolup taşmış durumda. Artık klişe grubunda yer alıyor benim gözümde.

Marriage Games, adından da anlaşılacağı gibi evli bir çifti anlatıyor. Ama bu çift nasıl bir çift. Of. Diyorum. İkisini de anlamak mümkün değil. Kitabın yarısını Adam, diğer yarısını Diana anlatıyor. Kendi ağızlarından düşüncelerini okuduğun halde hiçbir şey anlamıyorsun. Çok karmaşıklar. Çok iyiler. Karmaşaya bayılırım. Kitaplarda yanılmayı severim. Ve bu kitap tam bir karmaşa, bir geçmiş zaman bir de şimdiki zaman olarak ilerliyor bölümler.

Diana ve Adam’ın karşılaşmaları, ilişkilerinin başlaması, evlenmeleri, hepsi aslında biraz üstü kapalı anlatılmıştı. Karşılaşmaları üstü kapalı değildi gerçi. Diana’in aile şirketi çökmek üzere ve kurtarmak için Adam’la anlaşmaya çalışıyorlar babasıyla birlikte. Adam, Diana’i orada görüyor. Evleniyorlar falan. Evleniyorlar, evliler ya böyle müthiş bir şey yok. Hatta bir bebekleri olacaktı ama aldırdılar.

Kitap, Diana’in Adam’dan ayrılma notuyla başlıyor. Zaten hikaye buradan sonra ivme kazanıyor. Kurguya aşık olduğumu söylemiş miydim? Kurguya da karakterlere de aşık oldum.

Diana’in Adam’dan ayrılmasını Adam kaldıramıyor. Adam, Diana’i seviyor. Bunu özgürce söyleyebiliyor çünkü o Aadam.!!.1 Kalbim kaldırmıyor, Adam’ı nasıl anlatabilirim?!

Adam > C.G

Yani Adam dominant ama Diana bunu asla bilmiyor. ASLA. Adam resmen bütün evli olduğu o dönem boyunca kendini kapatmış. Diana’e bunu yapmak istemiyor. Onu seviyor. –böyle bir sevgi yok, sevme böyle Adam.

Diana desen kendini tanımıyor, ne istediğini hiç öğrenememiş. Adam’ın aklının başka bir yerde olduğunu düşünüyor. Ki haklı. İtaatkar olmanın aşağılayıcı olduğunu ve bir kadının neden böyle bir şey isteyebileceğini anlayamıyor. Bu konulara tamamen karşı. Adam’da, Diana hiç böyle şeyler istemez diye kendini kapatmış işte. Bedeni burada ama ruhu Diana’den önceki hayatında. İşte böyle olduğu halde Diana’i seviyor.

Diana boşanmak istiyor. Arabayı, evi, şirketi her şeyi istiyor. Çok farklı bir karakterdi açıkçası. Bayağı şaşırttı beni. Aslında ikisi de şaşırttı.

Adam kendisini hafif bir şekilde açık etti ama Diana fikrini değiştirmiyor. En sonunda Otuz gün istiyor. Otuz gün boyunca itaatkar-dominant şeklinde geçecek ve sonunda ev, şirket her şey Diana’e kalacak. Ve sorunsuz bir şekilde boşanacaklar.

Ya o otuz günün on-on beş günü nasıl geçmedi. Geçmek bilmedi. Delirtti. Adam, bir var bir yok. Gerilimi vücudunun her yerinde hissedebiliyorsun. Krize gireceğini düşünüyorsun ama Adam çekip gidiyor.

Bir de Serena var, Adam’ın eski itaatkarı. Tam bir deli. Manyak. Psikopat. Anlatsam da anlamazsın. Okuman lazım onu anlaman için. Ceza almak için yapmayacağı şey yok. Kim verirse versin ama Serena yeter ki acı çeksin. Gerçekten Serena kaldırabileceğim son noktaydı. Şok içinde okudum onun sahnelerini.

Diana yavaş yavaş kabullenmeye başlıyor tabii, kendini bulmasına az kalmış. Böyle tam kabulleniyor. Tam her şeyi kabullenip sevmediğini söylediği Adam’ı sevdiğini fark ediyor. BAM!

Öyle bir şey oluyor ki düşündükçe çığlık atasım geliyor çünkü HEP istediğim son ellerimin arasında duruyor. Okuyorum ve ağlayasım geliyor. O son, hep hayalini kurduğum son. Adam’ın söyledikleri kalbime batıyor. İşte istediğim bu diyorum. İşte istediğim son, istediğim ve aradığım kurgu buymuş diyorum. Diana şok oluyor ama o mu daha fazla şaşkın ben mi bilemiyorum. Diana’e söyledikleri… Of. Of. Of.!!!!

Fifty Shades’i bir kenara at. Mutlu sonları sevmem. Popüler şeylerden hiç haz etmem. Ergen erkekleri görmek bile istemem. Marriage Games ve C.D. Reiss bir harika. Kadının her kitabını okuyabilirim çünkü karakterlerinin düşünce şekli aslında onun da düşünce şeklini yansıtıyor. Ve ben bu karakterlere bayıldım. Bu kaleme bayıldım.

Dark seviyorum, sende seviyorsan okumalısın. Dediğim gibi, Adam>C.G
Christian sizin olsun ben Adam’ı istiyorum. Biraz da Q’yu, bir miktar da İgnazio’yu, bir tutam da Jethro olsun. Hepsini karıştırabiliyor muyuz? Evet. Lütfen.
*BANNERS - LET GO*
(bu seride değişik bir şey deneyeceğim.. her kitaba ayrı müzik.. bakalım bir farklılık olacak mı..)

*So why did you take my heart?
My heart?*

*Wicked games and I'm your slave*

*And I won't
Let go
Let it go*


C.D severim, Adam sayesinde sevmeye başladım, sonra -biliyorsunuz, eski eşini asla sevmekten vazgeçmeyeceğini söyleyen Jonathan'la devam ettim...

Şimdi de Caden...
Caden gerçekten farklı. Daha önce içindeki canavarı saklayan, içindeki canavarı tanıyan, bilen karakterler gördük AMA daha önce içindeki canavarla daha yeni tanışan bir karakteri hiç okumadık. Yani ben okumadım, okuyan varsa bana yazabilir. Bakmak isterim. Caden gibi olacağını hiç sanmıyorum çünkü C.D açık açık diyor ki, DAHA ÖNCE BÖYLE BİR ŞEY OKUMADINIZ.

Ben okumadım.
İyi ki de okumamışım, Reiss'in kaleminden okumak bir başka oluyormuş.

Caden ve Greyson evli bir çift.
Savaş alanında tanışmışlar.
Caden St. John, kalp cerrahı.
Greyson Frazier, psikolog.

Greyson'ın aslında asker olması gerekiyordu, 18 yaşında gittiği orduda antrenman sırasında kolunu incittiği için bu mümkün olmadı. Sonra işte psikolog oldu. Yani bunları niye anlatıyorum bilmiyorum..

Şimdi ben kitaba başlamadan önce bir durup düşündüm -ya acaba Greyson mı erkek? Caden mi?

Caden erkek, yeni ortaya çıkan Thing denen o canavarla uğraşmaya çalışan Caden.
Of bak yine heyecanlandım.
Kitabın başları o kadar iyiydi ki...

Caden, içindeki bu şeyi hastanenin kutlama partisinde Greyson'ın yanına giderken fark ediyor. Greyson'ın yanında da eski sevgilisi Ronin var. Ya durum göründüğü gibi ergence değil tabii ki. Reiss kim, ergenlik kim?

Ronin, Greyson'ın omzuna kolunu atmış.. Jenn, Greyson ve Ronin orada dururken Caden ortama giriyor. Görüyor. Hızla yanlarına giderken, önüne biri çıkıyor. Ondan kurtulana kadar da Ronin gitmiş oluyor.

Caden, Jenn ve Greyson'ın yanına gidiyor. Biraz nefes alabilmek, düşüncelerini toparlayabilmek adına önce Jenn'i öpüyor. Ee orada tabii Greyson bi' alınıyor... Bence alındı yani ben olsam bende alınırdım. Bu aynı Ignazio'nun elinde tek bir kırmızı gülle Karissa'yı beklediği, sonra da o kırmızı gülü Karissa yerine yoldan geçen bi kıza verdiği zamanki gibi bir his veriyor -orası çok kötüydü ama Ignazio nasıl toparlayacağını iyi biliyor. NEYSE.

Caden, Greyson'dan kaçıyor.
Öyle bir kaçıyor ki...
Artık Greyson kafayı yemek üzere, ordudan Caden için vazgeçmiş, sivil hayatına alışmaya çalışıyor zaten.
Buna rağmen Caden kaçıyor.
Fazladan ameliyat alıyor, başkasının sırasına geçiyor..
Telefonda bile konuşamıyor Greyson'la fljlhfkj Of ya ÇOK İYİYDİ. GERÇEKTEN.

Greyson'ın hastaneyi basışı, o dolabı darmadağın edişi falan harikaydı. Oradan sonra ameliyathaneye gidip Caden'a bakarken, gözgöze gelişleri bile bir bomba etkisi yaratıyor kalpte.

Birbirlerini özlediklerini söyledikleri sahne, kalbimde bir yara...

Caden'ın Thing'den Greyson'a da bahsetmesi... Birlikte buna bir çözüm aramaları..

En sonundaki o beyin yakan sahne..

Bilemiyorum..

Bildiğim tek şey Caden'ın artık best listemde yerini aldığı..

Ve böyle bir kitap daha önce okumadığım..
0.5

Okumamın tek nedeni karşılaşmalarını merak etmem..
Birbirleriyle yakınlaşmalarını merak etmem..

Ve Caden'ın Greyson'a nasıl evlenme teklif ettiğiydi..

Bence okunması gerekiyor, bu seriye başladıysan eğer bunu da okumalısın. Zaten 150 küsür sayfa.. Bir günde bitiyor.

İngilizce olmasaydı üç saatte biterdi ama neyse.

Caden ve Damon özledim resmen, On the Edge fazla bekledi..
Jonathan'ın potansiyeli var demiştim...

Her kitapla daha iyi olmaya başlayan bir seri Songs of Submission. Jonathan'da her kitapla daha iyi olmaya başlıyor..

Bir de şu -ben karımı seviyorum, ondan başka kimseyi sevmeme imkan yok, onu atlatamıyorum- kafalarından çıksa... İşte o zaman romantik, yürek yakan erkek karakterler listesine adını yazdıracak.

Jessica, Jonathan'ın eski karısı.. Biraz aşina olmuşsundur belki, Jonathan'ı aldatmış, boşanmışlar. Başka bir adam için seni terk edip gidiyor ama sen hala Jessica diye ortalıkta geziyorsun Jonathan. Helal olsun. Bu devirde yok senin gibisi.

Gerçekten söylüyorum bunları, dalga geçmiyorum. Tamam sinir bozucu ama bu Jonathan'ın ona ne kadar değer verdiğinin, güzel sevdiğinin bir göstergesi..

Monica şanslı, Diana gibi şanslı gerçekten...

Monica ve Jonathan birbirlerine vurulur vurulmaz bu seri favori serilerim arasına girebilir çünkü bu kitapta öyle bir --pardon iki sahne vardı ki... Bu ikiliyi çok seveceğimi gösteren bir fragman gibiydi.

Birisi arabayla galeriye -şu resim sergilerinden birine giderlerken arabada Jonathan'ın yaptığı o gözlerimi yerinden çıkaran şeydi. Diğeri de resim sergisinden Monica'nın eski sevgilisi yüzünden, Monica kendini tutamayınca çıktıklarında mendille yaşadıklarıydı. Zaten orayı unutmamak için alıntı olarak paylaştım. Güldüm bildiğin.. CD farkını gösteriyor kısacası..

Daha ikinci kitap olduğundan ve okunacak 5 kitap daha olduğundan dolayı fazla bir şey söylemek istemiyorum AMA son kısım bombaydı BOMBA!

Jonathan sen madem Monica'yı evine bırakıp Jessica'yı görmeye gidiyorsun... Monica'da Kevin'ı görmeye gider...

Jonathan'ın gidip gitmemesi önemli değil, önemli olan yanlış anlaşılmalar..

Kitaplarda yanlış anlaşılmalara ve bundan dolayı çıkan kavgalara bayılıyorum. Lütfen daha fazla olsun..

Reiss, beni hayal kırıklığına uğratmıyor.
kitabı sadece BDSM olduğu için okudum bazı yerleri aşırı sıkıcı olduğu için pek okuma isteği kalmadı ama sonlara doğru aşırı iyiydi.
32.

Jonathan Drazen 32 yaşında. Kolaylıkla tahmin edeceğin şekilde zengin. Bazilllioner. Artık o ne kadar oluyor araştırmıyorum bile...

Jonathan evliydi. Boşanmış. Ve kitaba başladığında şöyle bir betimlemeyle karşılaşıyorsun:
'He had red hair cut just below the ears,'

Ben bunu okuduktan sonra bir nefes aldım. Ve dedim ki RED?
Benim bir erkek karakteri sevme potansiyelim bayağı yüksek olabilir ama RED?

Sonra bu RED HAİR meselesini Melike'ye açtım. Onu biz kendi aramızda sarıya çevirdik. Çünkü lütfen, kırmızı mı, kızıl mı? Kulakların altında mı? BİZDEN UZAK OLSUN.

Kızımızın adı Monica, kendisi solist. Bir grubu var. Götün teki olan bir menajerleri var. İki tane eski-erkek arkadaşı var. Kevin ve Darren.

Pek anlamış değilim, ikisi de eski sevgilisi mi? değil mi? Okuyan olursa çekinmeden beni aydınlatabilir.

Bu kitaba 4 puan vermemin sebebi 9 kitaplık + ara kitaplardan oluşan bir seri olması. Bu kadar kitap içinde ilk kitaba yüksek puan vermek saçma olurdu çünkü kitapta bir şey olmadı.

Fragman gibi düşünebilirsin aslında. Neredeyse 15 kitaba varan bir serinin ilk kitabı.

Monica ve Jonathan, kitabın konusu klişe ama artık bu devirde klişe diyerek kitapları kenara atmıyoruz. Klişe bir konuyu nasıl işlediğin önemli. Reiss, tabii ki klişeyi sevilen bir seri haline getiriyor.

Jonathan'ın şansı var. Sevebileceğimi hissettim, Monica'yla birlikte aşık olabilirim. Sevebilirim diyorum çünkü boyna olan bir takıntısı var... Ve sürekli arkadan yaklaşıyor... ve 32 yaşında... ve gülüyor... ve olgun... ve ve ve bu böyle uzayıp gider.

Reiss her zamanki gibi ağırdan alıyor. Marriage Games okuduysan bilirsin bir kitapta 15 gün bile geçmeden bitiyor kitap. Bu kitabı düşün sadece 102 sayfa. Fazla beklentiye girilmeden, stresten kaçmak, kafa dağıtmak için okunabilir.

Monica'dan bahsetmedim çünkü henüz beni kendine çeken bir özelliği yok. Umarım Diana gibi dişlidir.

Neyse. Diğer kitaplar için heyecanlıyım.

Not: tam belli değil ama bu seriye Cyn-Believer müziğiyle devam edebilirim.

Yazarın biyografisi

Adı:
C. D. Reiss
Tam adı:
Christine D. Reiss
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
New York, ABD
C.D. Reiss, bir USA Today Çoksatar yazarı.

Yine de çok çalışması, kütük kesip su taşıması gereken biri. Bunları kitabın satır aralarında bulabilirsiniz. Avukatı bu konuyu Tanrı’yla çözmeye çalışıyor ama bu arada onu ararsanız ve telefona çıkmazsa bilin ki kuyunun başında kova dolduruyordur.

New York City’de doğdu, Hollywood’a taşındı ve USC’den senaryo yazarlığı alanında master derecesi aldı. Bilmek isterseniz, bu derece onu bir yere götürmedi ama roman yazmak konusunda kocaman bir egosu olmasını sağladı.

Ona genellikle Müstehcen Shakespeare diyorlar ve bu koltuklarını kabartıyor ama bu durum onu kütük kesmekten alıkoymuyor.

Evlilik Oyunları adlı romanıyla 2017 yılında Audie Award for Erotica ödülünü kazandı.

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 45 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 39 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.