Hicabi Kırlangıç

Hicabi Kırlangıç

DerleyenÇevirmen
8.4/10
206 Kişi
·
843
Okunma
·
0
Beğeni
·
6
Gösterim
Adı:
Hicabi Kırlangıç
Tam adı:
Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç
Unvan:
Türk Akademisyen, Şair, Yazar
Doğum:
Amasya, Türkiye, 31 Ocak 1966
Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç, 1966 Amasya doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Amasya'da tamamladı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde Fars dili ve edebiyatı alanında lisans (1987), yüksek lisans (1989) ve doktora derecesi (1996) alıp 2001 yılında bu alanda doçentlik unvanı aldı. 1988 yılında araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladığı Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde öğretim üyesi olarak görevini sürdürmekte, Fars dili ve edebiyatı, özellikle de İran şiiri üzerine çalışmalar yapmaktadır.

Kırlangıç, Mevlânâ ve eserleri üzerine bilimsel çalışmalar yapmak üzere kurulan Mevlânâ Araştırmaları Derneğinin kurucuları arasında yer almış olup Mevlânâ Araştırmaları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanıdır.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
GÜLİSTAN
Merhaba Değerli Okurlar
Öncellikle böyle bir eseri okumama vesile olan biricik kardeşime teşekkürü borç bilirim. Şu an ne yazacağımı bilemez halde yanıp sönen fareye bakıyorum... İnceleme yazmak hiç bu kadar zor olmamıştı benim için... İki saat sonra...
Bu güzide eserin yazarı hakkında biraz bilgilendirmek istiyorum siz değerli okurları... İsmini duydum ama kendisine dair hiç bilgim yoktu. Ayrıca hiçbir eserini okumamıştım. Bu kitapla onun hakkında birçok şey öğrendim. Özellikle isminin hikayesi çok güzel Şiraz'da doğmuş ve Sa’di mahlasını kullanmasıyla bu lakabı edinmiştir. Şairlerin neden isimleriyle değil de lakaplarıyla anıldıklarını hiçbir zaman anlamadım ama bunun ki mantıklı ve akılda kalıcı...
Bu arada spoiler denen şeyden içerebilir :)
“ “Sa’di” mahlasıyla ünlenen İranlı şairin asıl adı Müşerrefüddin Muslih bin Abdullah’tır. Dönemin aydın ailelerinden birinin çocuğu olan Sa’di bugünkü İran’ın Şiraz şehrinde dünyaya gelmiştir. 13.yy.’da Sa’di’nin yaşadığı coğrafya tam bir kargaşa içindeydi. Buna rağmen ciddi bir eğitim alan Sa’di, ömrünün büyük kısmını bir seyyah olarak geçirmiştir. Gülistan, başta Latince olmak üzere birçok Batı diline çevrilmiş ve Osmanlı eğitim kurumlarında yüzyıllarca ders kitabı olarak okutulmuştur.
Öğrendiği bilgileri hayata geçirmek ve yeni bilgiler edinmek için uzun yolculuklar yapmış. Kah Şam Camii’nde insanları aydınlatırken, kah bir derviş kılığıyla şarkılı türkülü meclislerde, kah yaşlı bir kadının dırdırını dinlerken, kah Diyarbekir’de, kah Malatya’da görürüz.
Sa’di çoğu sözleri, sevinç veren hoş şeylerdir. Sa’di, şifalı öğütleri söz ipliğine inci gibi dizmiş, acı öğüt ilacını zarafet balıyla karıştırmıştır.”
Kitabı okumaya başladığımda ‘Tanrı’ kelimesi geçince daha başta hayal kırıklığına uğradım. Ama dipnotta bunu niçin yaptıklarını not düşmüşler aslında ‘Hüdâ’ olarak geçmekte onlarda çeviri de Allah yerine Tanrı demeyi uygun bulmuşlar. Ama ben bulmadım... Hüdâ’da diyebilirlerdi neyse beni ilgilendirmez niçin bunu seçtikleri ama hoşuma gitmedi hatta ben yanlış kitabımı okuyorum düşüncesine kapılmıştım... Bunun dışında kitabı sevdim.
Kitap hakkında bilgilendirecek olursak siz değerli okurları ve okur görünenleri ;)Kitabımız bölümlere ayrılmış, her bölüm bir konuyu içeriyor... Öğütleri kısa öykülerle ve şiirlerle bizlere iletiyor. Herkes kendine bir pay çıkarabilir en azından ben öyle düşünüyorum... Dipnotları unutmamak gerek bilmediğim ve mana veremediğim birçok şeyi de orda buldum. Pek bu incelemeye uygun olmayacak ama teşbihte hata olmaz diyerek şu örneği verebilirim; her şarkı her kişide nasıl farklı hisler uyandırdıysa bu kitapta öyle... Mesela ben bu aralar ders çalıştığımdan olsa gerek ilim ve alimler hakkındaki nasihatlar hoşuma gitti. Hazırlayacağım vaaza uygun olanları not aldım... Bir diğer dikkatimi çeken konu ise kaybettiğim ya da aslında hiç kazanmadığım dostluk üzerine yazılan hikaye ve şiirlerdi.
Dostunu iyi seçmeli insan çünkü gün gelir de saplarsa kör hançeri sırtına inan çok acıtıyor canını... Ama insan karar veremiyor canını yakan hançer mi yoksa kaybettiğin dostun mu? Bu kitapla öfkemi kontrol etmeyi ve böyle bir durumda ne yapılacağını öğrendim. Susmayı...
Evet kitaba dönecek olursak en beğendim sözler şunlardır:

"Birinin gönlünü bir kez kırdın mı, sonradan ona yüz türlü rahatlık sağlasan bile, o bir tek kırgınlığın öcünden sakın. Temren yaradan çıkar, ama acısı canda kalır !"

“Herkesin nasibi bellidir, ancak onu bulmak için de çaba gerekir. Bela alnımızda yazılıysa da, gireceği kapılardan sakınmak gerek !”

“Mademki her şeyin sonu şu toprak...
Toprak olmadan toprak olmaya bak!” Beni en etkileyeni buydu...

“Kurtuluş yalnızlıktadır...”

"Kalıcı olmayana gönül bağlamamalı !"

"En büyük düşmanın, senden hiç ayrılmayan nefsindir !"

"Bir şeye çok fazla gönül bağlama,
Ayrılması çok zor gelir adama !"

"Ey zenginleri övüp yoksulları cefaya layık gören, bil ki, gülün dikeni vardır. Şarapla baş ağrısı bir aradadır. Gömünün başında yılan da olur! İncinin çıktığı yerde insan yutan timsahlar vardır. Dünya dirliğinin lezzeti ardında ölümün zehirli iğnesi, cennet nimetlerinin önünde ise ıstırapların duvarı vardır.”

İncelememin sonunda şunu söylemeliyim Sa’di Şirazi’nin bunu ya da başka bir eserini okumanızı tavsiye ederim. Anlattığı öykülerle onun hakkında az çok bilgi edinebilirsiniz. Ben okurken keyif aldım bir yandan öğreniyor bir yandan eğleniyordum. Nasıl derseniz bazı hikayeleri çok komikti ve ibretlik...
Sa’di’nin bir sözüyle son veriyorum incelememe... Allah’a emanet olun canlar
“Kalbi kırıkların hatırını sor, Onları sevindir. Bir gün senin de Gönlün incinir.”
Yeni güne yeni bir inceleme ile paşlamak istedim... Kitabımız Sâdí-ì Şìrazî'nın Gülistan eseri, sitede gördüm kitabı baktım, araştırdım, okuyayım dedim kapattım. Keşfete geçtim o ara bir de ne göreyim adaşım Merve bazı kitaplarını paylaşmak istiyormuş seçtim ve söyledim, sağolsun kırmadı gönderdi :) yani kitap beni oku diye adeta kitaplığıma geldi. İyi ki okudum dediğim kitapların arasına yerleşti.
Kitaba gelecek olursak ;
*Kitabımız düyazı ve şiir harmanlanarak, başlıkların bile özlü söz, nasiyat gibi olduğu çok güzel bir kitap, kitapta kendimize dair doğruluk, dürüstlük, iyilik, aşk... O kadar çok konu işlenmiş ki herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği, öğreneceği çok güzel bir kitap. Baştan sona sıkılmadan okunacak bütün sayfaları dolu dolu bir kitap.
Kitabı okumanız dileğiyle, sağlıkla kalın...
Kötü bir demirden nasıl ki iyi bir kılıç yapılmazsa, Soysuz bir insandan da terbiye ile adam olmaz.Yağmurun doğasında güzellik ve temizlik varsa da Yağmasıyla bahçede lale;çorak yerde de diken yetişir. Çorak yerde sümbül yetişmez. Onun için boşuna emek harcama. Kötülere iyilik yapmak demek, İyilere kötülük etmek demektir.
.
.
.
Bir mürşid, müridine şöyle dedi: “Eğer insanın gönlü rızkına bağlı olduğu kadar Razik'ına (rızkı veren Allah'a) bağlı olaydı, manevi derece bakımından meleklerden üstün olurdu.”
.
.
.
“Gönlün sevdiği her şeyi göz güzel görür (…)
Her kim sevmeyerek bakarsa Yusuf’u bile çirkin görür..”
Gülistan, Sadi Şirazi'nin çok bilinen ve tanınan eserinin adıdır. Bu eser, şiir ve düzyazı karışık bir biçimde kaleme alınmıştır.
İnsanlarda bulunması gereken ahlak ve terbiyenin önemini belirten konular yer almaktadır.Çeşitli hikâye ve fıkraların eklenmesiyle zenginlemiştir.
Bu eserdeki şiirlerin de ayrı bir güzellik kattığı söylenebilir. İşlenen konular, kişinin günlük hayatında karşılayacağı durumlarda ne gibi tavırlar takınması gerektiğini anlatan örnekler vermektedir.
Canlı hayatın içinde her kesimden meslekten kişiler bulunmaktadır; halk ve yönetici ayrımı yapılmaksızın esere yansıtılmıştır. Kimi zaman şiirle kimi zaman da hikaye ele alınmıştır.
Okunması gereken güzel bir kitap.
Şeyh Sadi Şirazi; sahra çölünün en sıcağında bir vaha serinliğinde ve soğuk bir su mahiyetindeki hikayeleriyle insanı tarihin tozlu sayfalarına götürüp getirirken hiç bir zaman eli boş göndermiyor, gerçekliği bu kadar güzel, masal tadında anlatan bilgeye zamanın ötesinden Selam olsun
Merhabalar Sadi-i Şirazi’nin en beğendiğim kitabı olan Gülistan’ı en az beş altı defa okumuşumdur.Kitap ahlaki ve didaktik türde yazılmış bir eser.Yazarın üslubu sade ve çok akıcı.Kitabın içerisinde kısa kısa ders verici ve ders çıkartılması gereken öykülere yer vermiş.Okuduktan sonra kitaplığa bırakılıp orada kalacak bir eser değildir bilakis okuyucuların tekrar tekrar okumak isteyeceği bir eserdir.Kitap düzyazı ve şiirin bir arada olduğu muhteşem bir eserdir.
Kitapta en beğendiğim alıntılar ;
“Kendi ekmeğini yiyip oturmak, altın kemer bağlayıp bir kişinin karşısında ayakta durmaktan iyidir.”
“Kötü kişilere iyilik edenler iyilere fenalık etmiş olurlar.”
Okumanızı Tavsiye Ederim
Bazı insanlar vardır, mütevazı dururlar ama içlerinde ne fırtınalar kopar da kimseler bilmez. Bu kitap da kütüphanemin bir köşesinde öylece mütevazı bir şekilde beklemekteydi aylardır. Alıp okuyunca kitaba karşı o kadar utandım ki.. Keşke dedim daha önceden bitirseymişim.. İlk bakışta hikaye tarzı bir kitaba benzese de kitapta aslında yok, yok.. Yaşlı bir zatın dizine oturmuş gibi nasihat dinlemek isterseniz açıp hemen okuyun. Kitabın konusu çok fazla. Aşka dair nasihatlerden tutun da edepten edebiyata kadar bir sürü konuyu ve sözü içinde barındırıyor.. İçinden süzülüp gelen cümleler kalbin derunundan süzülüp gelmeseydi yazarın, cümleler bu kadar tesir edebilir miydi? Çok az kitap günlük hayatıma tesir etmişti şimdiye kadar. Bu kitap hal ve hareketlerime kadar tesir etti diyebilirim. Yazarın eline ve yüreğine sağlık..
Kısa kısa doğruluk, dürüstlük, tevazu, kanaat, iyilik, cömertlik, cesaret ile ilgili kıssalardan, hikayelerden, rivayetlerden oluşan bir kitap. Bir kısmı bana göre biraz havada kalmış, çok düz, bilindik, sıkıcı. Bir kısmı gayet özlü, orijinal. Genel olarak puanım yedi...
Osmanlı döneminde uzun zaman boyunca ders kitabı olarak okutulan bu eser, bir sufi olan yazarı Sadi'nin mutluluğun ancak kişilerin nefislerini yelmesiyle mümkün olacağına dair önermesi üzerine kurulmuştur.

"Bilgelerden birini dinledim. 'Diyordu ki hiçbir kimse cahilliğini itiraf etmez. Biri Konuşurken daha sözünü bitirmeden lafa başlayan kimse müstesna.'"

Hayatın içindeki küçük ayrıntıların düşünüldüğünden çok daha büyük önem arz ettiğini yazan Sadi'nin bu gibi konularda ki görüşleri Gülistan'ın Osmanlı'da neden yıllarca bir ders kitabı olarak kabul edildiğini göstermeye yetiyor:

"Altın da, gümüş de topraktan çıkar, ama her taşın içinde bunlar bulunmaz. Süheyl yıldızı bütün alemin üstünde parlar, öyleyken, bir yerde meşin yapar, bir yerde sahtiyan."
Mutlaka okunmalı. Genel de eğitici ve öğretici sözler üzerine yazılmış . Okundukça ders alınmalı güzel mesajlar verilmiş. Günümüze de uyarlarsan daha iyi anlarsın.

Yazarın biyografisi

Adı:
Hicabi Kırlangıç
Tam adı:
Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç
Unvan:
Türk Akademisyen, Şair, Yazar
Doğum:
Amasya, Türkiye, 31 Ocak 1966
Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç, 1966 Amasya doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Amasya'da tamamladı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde Fars dili ve edebiyatı alanında lisans (1987), yüksek lisans (1989) ve doktora derecesi (1996) alıp 2001 yılında bu alanda doçentlik unvanı aldı. 1988 yılında araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladığı Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde öğretim üyesi olarak görevini sürdürmekte, Fars dili ve edebiyatı, özellikle de İran şiiri üzerine çalışmalar yapmaktadır.

Kırlangıç, Mevlânâ ve eserleri üzerine bilimsel çalışmalar yapmak üzere kurulan Mevlânâ Araştırmaları Derneğinin kurucuları arasında yer almış olup Mevlânâ Araştırmaları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanıdır.

Yazar istatistikleri

  • 843 okur okudu.
  • 25 okur okuyor.
  • 456 okur okuyacak.
  • 14 okur yarım bıraktı.