Işıl Alatlı

Işıl Alatlı

YazarÇevirmen
8.7/10
87 Kişi
·
286
Okunma
·
0
Beğeni
·
121
Gösterim
Adı:
Işıl Alatlı
Unvan:
Yazar, Gazeteci
İyi de oldu.Olaylar karşısında sizin asabınız bozulmuyor mu?Türkiye'nin böylesi poransiyeline rağmen Türk insanının aç ,sefil ve mutsuz olmasını kabul etmek mümkün mü?Bu sizin asabınızı bozmuyor mu?
448 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Necib Mahfuz, Kahire üçlemesi serisinin bu ikinci kitabında, Ahmet Abdülcevat ve ailesini anlatmaya devam ediyor.

Aradan yıllar geçmiş, aileye yeni üyeler katılmış. Aileden ve çevresindeki insanlardan maalesef ki gerek ölümler ve gerekse başka sebeplerden dolayı ayrılanlar olmuştur. Artık 1910 lu yıllar gerilerde kalmış, 1920 li yıllar yaşanmaktadır.

Serinin bu ikinci kitabı olan Şevk Sarayının ilk üçte birlik bölümünde yazar, ailenin yıllar sonraki bu yeni şeklini özetledikten sonra, son üçte ikilik kısmında esas olaylara giriyor. Saray Gezisinde Ahmet Abdülcevat ön planda olarak tüm aile fertleri , geniş bir şekilde anlatılırken, Şevk Sarayında ağırlıklı olarak olaylar, Ahmet Abdülcevat, Yasin ve Kemal üzerinden kurgulanmaktadır. Diğer aile fertleri ve kişiler sadece gerektiği ölçüde anlatılmaktadır. Dönemin gelişen siyasi olaylarına ise daha nadir ve satır aralıklarında yer verilmektedir.

Sonuç olarak, Şevk Sarayı da beğenerek okuduğum kitaplar arasında yerini aldı. Okunmasını da tavsiye ederim.
328 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Bir ailenin ve Mısır'ın yaklaşık 40 yıl süren bir dönemini anlatan, Kahire Üçlemesi adlı serinin son kitabı. ,''Assolistler hep en son çıkarlar'' deyimi ve gerçeği vardır ya, işte Necib Mahfuz tam bu söze uygun olarak seriyi böylesine muhteşem bir kitapla sonlandırmış.

Şeker Sokağın da artık torunlar büyümüş olduğundan , ağırlıklı olarak, onların yaşamı da dahil edilerek , aileden geriye kalanların dramları ve yine dönemin siyasi olayları anlatılmakta. Yazar müthiş bir ustalıkla adeta ''bundan önceki bin sayfa tutan iki kitabı size, bu kitaba ve bu sona hazırlık için okuttum ''der gibi yazmış. Serinin kitaplarının hepsi ayrı ayrı anlatımlar ve özellikler taşısa da, ortak yönleri hepsinin de harika olması. Ama en muhteşemi,en vurucusu bana göre bu son kitap olan Şeker Sokağı. İnanın bana insanı bir çok yönden aşırı derecede etkiliyor.

Kahire Üçlemesi insanlara, o kadar çok mesajlar veriyor ki bunu 1300 sayfa tutan seriyi bitirdiğinizde daha çok farkediyorsunuz. Aslında bu serinin tamamı hakkında ayrıca bir inceleme yazısı yazmanın daha doğru olacağı kanısındayım. Ama şu anda yazamayacağım.

Mutlaka okunması gereken bir üçlü kitap serisi diyerek sözlerimi noktalıyorum.
144 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Necib Mahfuz bu kitabında, Mısır'da 1952 yılında yaşanan ihtilal sonrasında siyasi bir üst düzey yöneticinin yaşamında oluşan dramatik değişiklikleri anlatıyor.

İhtilal öncesi iktidarda bulunan partiye ait hükümette üst düzey bir bürokrat olarak görev yapan İsa'nın, gelen ihtilalle hayatı birden bire alt üst olmuştur. Önce işini kaybetmiş arkasından da çok sevdiği nişanlısından ayrılmak zorunda kalmıştır. Başına gelenler, sadece bunlarla kalmayıp başta yaşadığı yer ve yaşam şekli değişikliği olmak üzere bir çok dramatik olayı da beraberinde yaşamasına sebep olmuştur.

Yazar bir yandan bunları anlatırken, diğer yandan Mısır tarihinde önemli bir dönem olan ''Süveyş Kanalının Millileştirilmesi'' olayı sırasında yaşananları da bizlere karakterler üzerinden yansıtmaktadır.

Necib Mahfuz'un kendine has akıcı anlatımıyla kolayca okunan kitabı ben beğenerek okudum. Okunmasını da tavsiye ederim.
527 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Necib Mahfuz'un okuduğum dördüncü kitabı.(Öncekiler: Midak Sokağı,Zamanın Hükmü,Başkanın öldürüldüğü gün). Saray Gezisi, aynı zamanda yazarın 1988 yılı Nobel Edebiyat ödülünü almasında büyük etken olan Kahire Üçlemesi adlı seri eserinin ilk kitabı.

Yazarın daha önceki okuduğum üç kitabına göre neredeyse kıyaslanamayacak düzeyde bir üstünlük mevcut. Kitaptaki olaylar, onlara göre , daha kapsamlı, daha ayrıntılı,daha geniş ve daha derinlikli olarak anlatılmış.

Kitabın konusu, 1910' lu yılların Kahire'sinde geçiyor. Ailesine karşı çok katı fakat aile dışı dünyaya ve arkadaşlarına karşı çok sevecen,şakacı ve güler yüzlü bir kişilik yapısı sergileyen, aynı zamanda eğlenceye ve kadınlara düşkün bir aile reisi olan tüccar Ahmet Abdülcevat ve ailesinin yaşadıkları olaylar anlatılıyor. Kitabın ilk üçte ikilik kısmı tamamen Abdülcevat ve ailesinin tanıtılmasına ve o dönem Kahire'sindeki yaşam şeklinin anlatımına ayrılmış.Son üçte birlik kısım ise Mısır'daki özgürlük hareketlerinin başladığı 1919 olaylarına ayrılmış. Tabii ki bu olaylar anlatırlırken tamamen Abdülcevat ve ailesinin üzerinden kurgulanarak bize aktarılmış.

Necib Mahfuz'un diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da müthiş bir akıcılık var. Serinin ilk kitabı olmasına rağmen, kesinlikle sıkılmadan okunuyor. O dönem ve siyasal olaylar çok başarılı bir şekilde yansıtılmış.

Ben kitabı büyük beğeniyle okudum. Üçlemenin diğer kitaplarını da okuyacağım.
320 syf.
BU İNCELEME Oidipus kompleksi ekseninde roman karakterinin “cinsel” yaşamıyla ilgilidir. Okuyacak kişinin yaşına göre hareket etmesi önerilir.

Tanım: Oidipus kompleksi ya da Oidipus karmaşası, Sigmund Freud'un kurucusu olduğu psikanalitik teoriye göre karşı cinsteki ebeveyni sahiplenme ve kendi cinsinden ebeveyni saf dışı etme konusunda çocuğun beslediği duygu, düşünce, dürtü ve fantezilerin toplamıdır. Kelime olarak Oidipus kompleksi Sophokles'in meşhur “Oedipus Tragedyası"ndaki, annesiyle evlenen Oidipus'un dramından gelmektedir.

Mahfuz kitapları içinde beni en çok şaşırtan kitabı hiç kuşkusuz bu oldu. Otoriteler, yazarın bu kitabı 1948’de “Midak Sokağı” isimli kitabından önce bitirdiğini ancak yayımlamakta acele etmediğini söyler. Bunun nedenini Mahfuz’un “Midak Sokağı”na gelecek eleştirileri beklemesine yorarlar. Tepkiler olumlu gelince de yazar bu kitabı yayımlamaya cesaret eder. Yazarın romanları Kahire’deki sosyal yaşamla ilgili olsa da burada yazar Kamil Ru’ba’nın Oidipus kompleksi üzerinde durur.

Yine otoritelere göre Kamil karakteri Hüseyin Bedreddin adında gerçek birine dayanır. Zamanında çok zengin olan Hüseyin Bedreddin parasını uyuşturucuya harcayarak çarçur eder, neticede evsiz kalınca kahvehanelerde yatıp kalkmaya başlar. Sonunda da uyuşturucu bağımlılığı yüzünden hapishaneye girer. Annesiyle olan ilişkisinden dolayı Hüseyin Bedreddin ciddi sorunlar yaşar. Pek çok kadınla iyi ilişki içerisinde olsa da onlarla cinsel bir birliktelik yaşayamaz. Mahfuz’un kendisini eleştirmesi ve romanında bir model olarak kullanmasından dolayı Hüseyin Bedreddin Mahfuz’u ölümle tehdit eder. Romanın arka planında yatan tarihi gerçekler bunlar.

Konusu itibarıyla “Serap” tümüyle psikolojik bir roman olarak görülebilir. Olay örgüsü Kamil’in ekseninde dönse de Mahfuz, Mısır toplumunda farklı grupların davranışları üzerine odaklanır. Tutucu Müslüman bir ülkede kadın erkek ilişkilerini, aile bağlarını ve din olarak İslam’ın etkisini açıkça gösterir. Yazarın “Han El Halili” isimli kitabındaki Ahmet Akif’le Kamil arasındaki benzerlik oldukça dikkat çekicidir. Her iki karakter de psikolojik sorunlar yaşar, bu durum onların topluma ayak uydurmalarını zorlaştır.

Bazı yazarlar “Serap”ı Mahfuz’un sosyal romanlarının bir devamı olarak görürler. Ancak kullanılan teknik ve odak noktası burada oldukça farklılık gösterir. Roman sosyal gerçeklikten ziyade psikolojik gerçeklik üzerine kuruludur. Kamil’in kişiliği ve davranışları ön plandandır. Birinci tekil ağızdan anlatılan romanda (ki bu Mahfuz kitapları içinde sanırım bir ilk) yazar bu tekniği kullanarak araya başka bir aracı koymak istememekte, olayları karakterin ağzından okuyucuya direkt aktarma niyetinde olduğu anlaşıyor. Ancak burada unutmayalım ki yazarın tek amacı psikolojik bir roman yazmak ya da Oidipus kompleksi üzerine bir çalışma sunmak değil. Asıl amaç Mısır toplumunun bambaşka yönlerini ortaya koymak. Kitabın genel konusu olarak Oidipus kompleksinden muztarip bir Türk-Mısır ailesinden gelen bir adamın ve bu aile üyelerinin Mısır toplumdaki uyum sürecini gösterebiliriz.

Olaylar 1930’larda belirsiz bir tarihte yine Kahire’de 30 yıllık bir sürede geçer. İlk defa arka planda savaşın rol almadığı ya da kendini göstermediği bir kitap okuyoruz. Kamil annesi ve eşini yitirdikten sonra kendi hayat hikâyesini doğumundan itibaren anlatmaya ve psikolojik sorunlarının izlerini sürmeye başlar. Romanın daha hemen başında Kamil, çocukluğundan beri annesine olan hislerinin tümüyle farkında olduğunu belirtir. Ona çok bağlıdır ve hayatları ayrılmazdır. Annesine karşı cinsel merakı özellikle birlikte banyo yaptıkları sırada ortaya çıkar. Küvetin bir köşesine oturan annesinin vücuduna su serper, annesini sabunlayarak vücudunu tanır. 25 yaşına kadar aynı yatakta yatarlar, dedesi bir gün kendilerini azarladığında yatakları ayırsalar da aynı odada uyumaya devam ederler. Çocukluğu boyunca Kamil annesinden ayrılmaz, mutfakta çalışırken bile onu yalnız bırakmaz. Emzirildiği dönemi özlemle yâd eder, bütün hayatı annesidir.

Eşinden boşanmış olarak yaşayan anne, iki kızını da babaya kaptırınca elinde bir tek oğlu kalır. Kamil annesi için aynı zamanda bir eş görevi de görür. Kamil’e sürekli baba nefretini aşılar. Annesi oğluna kız elbiseleri giydirir, kızlar gibi uzun saçlı olmasını ister. Kamil kesinlikle normal bir çocukluk geçirmez. Annesi onu sırf kendine ayırdığından Kamil’in oyun arkadaşı bile olmaz. Kamil utangaç, nörotik ve korku dolu bir çocukluk geçirir. Bununla birlikte, okul, karanlık, hayvanlardan korkma gibi pek çok fobi de geliştirir. Annesi kafasını hayalet, cin ve şeytan gibi mistik kavramlarla doldurur. Kamil toplum içine çıkmaktan korkmasının yanında en çok ölümden, annesinin ölümünden korkar. Yalnız kalmak demek Kamil için bir yıkım demektir. Annesinin bu sahiplenmeci ve korumacı yapısı Kamil’i duygusal olarak yok eder, zihinsel olarak onun gelişimini engeller. Kamil okuldan nefret eder, okulda tuvalete bile gitmeye korkar, bundan dolayı altına işer, öğretmenine bir keresinde yanlışlıkla “anne” diye seslenir. Okulda hiçbir şey öğrenemediğini iddia eder, arkadaşlarının maskarası ve alay konusu haline gelir. Ortaokulu 17, liseyi 25 yaşında bitirir. Kendisinde az da olsa zekâ geriliği olduğu iddia edilir. Üniversitenin hukuk fakültesine kaydolur ancak sınıf içinde konuşma yapamadığı için okulu bırakır. Dedesi nüfusunu kullanarak ona bir iş bulur. Ancak iş hayatında da arkadaşları tarafından alaya alınır. Kamil gerçek yaşamla baş edemez. Annesinden ilk defa bağlarını koparıp dış dünyayı keşfetmeye çalışan Kamil için her şey bir serap gibi görülür. Sanırım roman da adını buradan alır.

Kamil ile annesi arasında ergenlik boyunca hep erotik bir yakınlık söz konusu olmuştur. Kamil’in zihninde annesine karşı ensest bir düşünce geçti mi orası kesin değil. Annesinin memelerine karşı çok güçlü bir istek duyduğunu dile getirir. Bu cinsel isteği, ergenlik yaşamını şekillendirir ve pek çok probleminin kaynağı olur. Zamanla şizofren bir yapıya bürünür, irade kaybından duygusal felce kadar türlü türlü kompleksler geliştirir.

Eve alınan bir hizmetçi sayesinde Kamil’in cinsel arzuları uyanmaya başlar. Bu hizmetçi onun ilk seks partneri olur. Bu deneyim Kamil’in çok hoşuna gider. Annesi tarafından ikisi yakalanınca hizmetçi kovulur, annesi Kamil’i bu günahından dolayı Allah’ın kendisini cehennemde yakacağını söyler. Bu durum Kamil’in cinsel kırgınlığının başlangıcı olur ve Kamil hizmetçiyle yaşadığı bu tecrübelerden suçluluk duymaya başlar, utançtan benlik algısı zayıflar. Seksin verdiği keyif ile seksin kendisine yaptığı kötülük arasında sıkışır kalır. Annesine karşı cinsel bir ilgi duymasına rağmen içindeki cinsel dürtüyü dizginlemek adında 14 yaşında mastürbasyona başlar. Hizmetçiyle olan ilişkisinden sonra çirkin kadınlardan inanılmaz bir şekilde tahrik olmaya başlar, güzel kızlar onu zerre heyecanlandırmaz. Zamanla özgüvenini yitirir, kendine olan saygısını kaybeder ve hayatı değersiz görmeye başlar. Bir dönem çöküş ve bunalım içinde yaşar.

Annesine duyduğu aşk onda anormal bir saplantıya yol açar. Mastürbasyonlardan dolayı benlik saygısı zedelenir. Ancak günün birinde Rabab isimli genç ve güzel bir kızı görünce ilk defa bulutların içinde mavi gökyüzünü görmüş gibi olur. İlk görüşte âşık olur ve onunla evlenmeye karar verir. Mutlu bir evliliğin ve hayatın anahtarı olarak onu görür. Ancak Rabab’ı daha çok sevmesi onu annesine karşı bir rakip olarak görmesine sebep olur. İçsel çatışmalar yine başlar. Konuyu annesine açınca, annesi onu evlilikten caydırmaya çalışır, kendisinden kurtulmak için evlenmek istediğini söyler Kamil’e. Uzun süredir aklında yer eden intihar fikrinden vazgeçmesi ve dinin de problemlerine çözüm olmadığını öğrenince Kamil teselliyi başka yerlerde aramaya yollarına girer. Barlara takılmaya başlar, içkinin tüm korku ve endişelerini dağıttığını çok geçmeden keşfeder. Bir orospuyla birlikte olmaya çalışır ama cinsel ilişkiye girmekte zorlanır, suçluluk hisseder. Evde annesine bu olayı açınca annesi kendisinden tövbe etmesini söyler ama o yolundan şaşmaz.

Dedesinin ani ölümüyle aile büyük bir mali çöküntü içine girer. Annesi oğluna, evlenmesi halinde evi geçindiremeyeceğini söyleyerek onu evlilikten caydırmaya bir kez daha çalışır. Aile daha ucuz bir eve taşınır. Daha sonrasında Kamil, Rabab’ı babasından ister ama annesi hayatı oğluna zehir etmeye kararlıdır. Kamil’in problemleri evliliğin daha ilk gecelerinde baş gösterir. Cinsel anlamda evliliğin gerektirdiği şeyleri yapamaz. Ön sevişmeyi bir şekilde atlatsa da eşiyle fiziksel birleşmeyi bir türlü gerçekleştiremez. Onun huzurunda kendini tümüyle iktidarsız hisseder. Ruhunun onunkiyle eriyip birleştiğini hissetse de bedenleri ayrı iki dünya gibidir. Annesine olan duygusal bağlılığını ve mastürbasyonlarını eşiyle paylaşmak istese de buna cesaret edemez. Eşinin bedenini arzuladığı kadar ondan nefret de duyar. Eşini ne zaman çıplak görse içindeki cinsel itki aniden yok olur. Tüm bu sorunların kaynağı anne olsa da o bunun farkında değildir ve suçu mastürbasyonlarda arar.

Aslında Kamil eşinde temiz ve namuslu bir anne imajı, onun mutluluğu için kendini feda eden bir kadın imajı görür. Ona göre Rabab onun için kutsal bir nesne, bir tapınak gibidir. Böyle bir durumda onunla nasıl yatağa girebilir ya da o tapınağı kirletebilir? Ne vakit yatağa girseler eşinin hemen annesiyle özdeşleştirir; onu dokunulması yasak/günah olan bir sembol olarak görür. Neticede cinsel yaşamı bir kez daha sekteye uğramış olur.

Çok geçmeden 40’lı yaşlarda dul bir kadınla tanışan Kamil onunla ilişki yaşamaya başlar. Bastırılmış cinsel arzu ve istekleri o kadın sayesinde açığa çıkar. Bu kadın onun için endişelerini ve kaygılarını gideren, yıllardır geliştirdiği Oidipus kompleksine karşı bir savunma mekanizması haline gelir. Bu kadınla olan cinsel münasebetleri sonrasında okur artık Kamil’i tanıyamaz olur. Romanın başında tanıştığımız Kamil’den eser kalmamıştır. Kamil burada iki farklı kişilik geliştirmeye başlar: Utangaç ve iktidarsız bir koca, erkekliği tavan yapmış azgın bir âşık.
Kamil eşinin kendisini başka bir erkekle aldattığı düşünür. Daha sonradan öğreniyoruz ki eşi başka birinden hamile kalmıştır ve kürtaj sırasında yaşamını yitirir. Çok geçmeden annesi de vefat eder. Kamil ikisi için de yas tutar ve duygularını kontrol eder. Bundan sonra Kamil’in endişeleri, kaygıları ya da nörotik yaşamı hakkında hiçbir şey duymayız. Yıllardır devam eden psikolojik sorunları bir anda son bulur.

Kitabın sadece Oidipus kompleksi üzerine temellendirilmediğini yukarıda ifade etmiştim. Mahfuz burada Kamil’in ailesi üzerinden orta-üst sınıf bir Türk-Mısır ailesini ve bu ailenin üyelerinin sosyal davranışlarını da okura sergiliyor. Kamil’in ailesi tam bir bozuk aile düzenini temsil eder. Ailenin her üyesi, anne, baba, dede, kızlar farklı özellikler gösteriyor. Yazar ilk defa bu romanda toplumun bu kesimine odaklanıyor.

Son söz olarak yazardan böyle farklı, Freudian izler taşıyan bir kitap okumak beni hem şaşırttı hem de mutlu etti. Mahfuz’un klasikleşmiş temalarından sonra böyle bir kitap okurda gerçekten bir farklılık yaratıyor. Oidipus kompleksini de yazar gerçekten Kamil karakterinde çok başarılı bir şekilde yansıtmayı başarmış. Bu konuyla ilgili araştırma yapan öğrenciler için de bulunmaz bir referans kaynağı olarak gösterilebilir. Sabırla okuyan herkese teşekkür ederim.
256 syf.
Okuduğum Mahfuz kitapları içinde en farklı olanı sanırım buydu. Kitabın kapağı içerik hakkında fazlasıyla bilgi veriyor okura. Böyle bir kitap roman sınıfına girer mi bilmiyorum ama yazarın kendisi de benimle hemfikir bu konuda.

Kitap genel olarak Mahfuz'un çağdaş Mısır tarihi üzerine görüşlerini ve düşüncelerini yansıtıyor. Sanki birisi yazara "hayatında iz bırakan kişilerden bahset bize" sorusunu cevaplamış gibi kitapta. Yazar da almış eline kalemi çocukluk aşkından başlayarak, üniversite hocalarına, iş arkadaşlarından okul arkadaşlarına, rakiplerinden dostlarına kadar yaşamında gelmiş geçmiş önemli gördüğü elli-elli beş kadar şahsiyeti her birine 4-5 sayfa ayırarak bir de karakalem çizilmiş resimlerini ekleyerek anlatıyor. Pek çok yaşama dokunan yazar anladığım kadarıyla bu yaşamlardan da fazlasıyla etkilenmişe benziyor. Yazar sadece bu şahsiyetleri anlatmakla kalmıyor bunun yanında 1930'dan başlayarak 1960'lı yıllara kadar Mısır'ın geçtiği evrelere de ışık tutuyor. Sadece insanları anlatmakla kalmıyor, yer ve dönem hakkında da okuyucuyu bilgilendiriyor.

Kitapta dönemin eğitim sistemindeki aksaklıklar, işsizlik, devlet dairelerindeki rüşvet, insanların geçim derdi ve sefaleti gibi pek çok önemli problemlere de geniş yer veriliyor. Tüm bu karakterlerin arka fonunda yakın Mısır tarihi var. Bu fonda İkinci Dünya savaşı, İsrail'le olan çatışmalar, isyanlar, gösteriler, siyasi partiler, siyasi hareketler ve liderler de var. Okur tüm bunların bütün bir toplumu nasıl etkilediğini de ayrıca öğrenmiş oluyor. Mısır tarihinin özellikle siyasi ve toplumsal hareketliliğinin geniş ölçüde anlatıldığı bu kitap bir roman havası içinde okuyucuya çok şey katıyor.
360 syf.
Fransız edebiyatının Hugo'su, Rus edebiyatının Dostoyevski'si varsa Arap edebiyatının da Mahfuz'u var. Bu kitap da Mahfuz hayranlarına hiç de yabancı gelmeyecek bir konuya sahip. Kitaplarında genelde benzer konular ağırlık kazanmasa da yazar her şekilde kendini zevkle okutmayı başarıyor. Pek çok kitabında olduğun gibi bu kitapta yine merkezde orta sınıf Mısırlı bir aile var. Mahfuz'un romanlarında genelde aileler ön plandadır. Aile içi ilişkiler, bireylerin toplumla ilişkileri ön plana çıkan unsurlardır yazar için. Hugo ve Dostoyevski gibi Mahfuz'un karakterleri de özellikle ezilen, fakir, zulüm gören, sıradan insanlardan seçilir. Yazar, herkesin başına gelebilecek sıradan olayları tercih eder çoğunlukla.

Bu kitapta Kahire ve çevresindeki yaşam ve insanlar yine çok güzel anlatılmış ve detaylandırılmış. Diyaloglar, ilişkiler, sosyal ve ekonomik olaylar çok gerçekçi ve romanın değerine değer katmış. Kader, ahlak, özgür irade yine kitaba damgasını vuran temalar arasında.

Kitabın içeriğine gelecek olursak, yer yine Kahire ve çevresi, zaman 2. Dünya Savaşı sonrası. İngiliz İmparatorluğu ülkeye bağımsızlık tanımıştır ama Mısır'daki sefalet bitmemiş, fakirlerin yaşamında bir değişiklik söz konusu olmamıştır. Milli Eğitim Bakanlığında bir memur olarak çalışan Kamil Efendinin ölümüyle başlayan roman bir ailenin ahlaki çöküşüyle sona erer. Evi tek başına geçindiren Kamil Efendi ardında dört çocuk ve bir eş bırakır. Bundan böyle ailenin her ferdi kendilerince fedakarlık yapmak zorunda kalır. Aile masrafları karşılayabilmek adına daha küçük bir eve taşınır, çocukların okul harçlıkları kesilir, evdeki fazla eşyalar satılır ve büyük kardeşler çalışmaya başlarlar. Ekonomik sıkıtılar her zaman sorun olur ve bunun üstesinden tam olarak bir türlü gelmeyi başaramazlar. Evin büyük oğlu evden ayrılır ve yasa dışı işlere bulaşır, evin tek kızı önce evlere dikiş dikerek aile bütçesine katkıda bulunurken sonrasında şartlar onu fuhuşa zorlar. Ne büyük oğlanın ne de kızlarının getirdiği paranın kaynağı hiçbir zaman sorgulanmaz, ta ki gerçekler ortaya çıkana kadar. Eve giren haram parayla iki çocuk okur ve saygın mesleklere kavuşurlar, ancak bu sefer de önlerine kardeşlerinin kirli geçmişleri dikilir ve bu durum kariyerleri ve saygınlıkları adına ciddi bir engel oluşturur ve bu durumla yüzleşmek zorunda kalırlar.

"Başlangıç ve Son" son derece yalın bir dille yazılmış, okuyucusunu asla pişman etmeyecek, okurken keyif verecek bir roman. Aile romanlarını seviyorsanız, Mahfuz'u da hiç tanımadıysanız bence bu kitap güzel bir seçim olacaktır.
256 syf.
·20 günde·7/10
Necip Mahfuz kitabı anlatan karakterin çocukluğundan başlayarak yaşadıklarını, şahit olduklarını çevresindeki dostları üzerinden anlatmış. Betimlemesini zengin buldum. Kitabı okumadan önce Mısır siyaseti hakkında ufak bir araştırma yapmanızı öneririm. Kitabı daha doğru okumanızı sağlayacaktır.
136 syf.
Mahfuz hayatının 40 yılını memur olarak çalıştıktan sonra 1975’te bu romanı yazar. “Muhterem Efendim” yazarın hayatından önemli izler taşır. Mahfuz hayatı boyunca memurluk ve yazarlık arasında sıkışıp kalmıştır. Geçimini her zaman yazarlıktan kazandığı üç beş kuruşla zar zor sağlayabilmiştir. Bu gerçeği de her zaman dile getirmiştir. Arkadaşına yazdığı bir mektupta, "Umarım Allah bir gün beni bu işten kurtarır ya da piyango kazanmamı nasip eder." diye samimi bir itirafta bulunur. Allah piyango yerine Mahfuz'a Nobel'i gönderir. Ama yazara göre bu ödül çok geç kalmış bir ödüldür. Ödülü kazandıktan sonra nasıl hissediyorsun diye sorduklarında ise, alaycılıkla "Memuriyet alanında Nobel'i kazanmış gibi hissediyorum." der. Buna ilaveten de şunları söyler: “Nobel'i daha erken kazansaydım hayatımı tümüyle değiştirirdim. Bu ödül bana yazmak için bir şevk verirdi. Yazı yazmaktan daha çok hoşlanırdım.” Mahfuz’un yazar olma isteği kitapta anlatılan Osman’ın genel müdür olma isteğinden daha az değildir.

Kitaba başlamadan önce kendinize şu soruyu sorun: Bir insanın karakteri ve ailesi başarısında ne ölçüde etkilidir? Kitabı okurken işte bu sorunun cevabını bulacaksınız.

Osman'ın babası için tahsil sadece Kuran okumak ve öğrenmekten ibarettir ve bu yüzden onu okula göndermek istemez, bunun yerine onun çalışmasını ister. Ancak şeyhin uyarılarını göz önünde bulundurarak Osman'ı okula gönderir; Osman sınıfın en iyisidir. Bundan sonra Osman için hayat çok farklı olur.

Osman en düşük memur kademesinde resmi bir kurumun arşiv bölümünde işe başlar. Mısırda devlet memurluğu o yıllarda en çok istenen ve en saygın işler arasındadır. Kadim Mısır'da Firavunlara bile tanrılar tarafından görevlendirilmiş memurlar gözüyle bakılırdı. En tepeye çıkmak, genel müdür olmak Osman'ın en büyük hayalidir ve adeta tek yaşam sebebidir ve bu yolda karşısına ne ya da kim çıkarsa ezmeye dünden hazırdır. Görevde yükselmek için akşam okula devam eder, yabancı diller öğrenir, çeviriler yapar, siyaset bilimi okur, her konuda kendini fazlasıyla geliştirir. Başarının merdivenlerini birer birer tırmanmaya başlar. Osman görevde yükselmeyi sadece kişisel bir arzu olarak görmez aynı zamanda buna dini bir görev de addeder. Tüm bu çalışmalar zamanla meyvesini verir ancak Osman yine de halinden şikâyetçidir. O kadar fedakârlıklarla elde ettiği terfiler için çok fazla zaman harcadığını, kazancının kaybettiklerinden çok daha az olduğu düşünür. Osman'ın yükselme takıntısı onu özgürleştirir, başarılı muhterem bir beyefendi yapar ama aynı zamanda onu pek çok yönden kısıtlar. Bu uğurda yaptığı en büyük fedakârlık hiç kuşkusuz evlenip çoluk çocuk sahibi olamamak olur. Kadınların onun planlarında yeri yoktur, çocukluk aşkını da başkasına kaptırınca evlilikten büsbütün soğur.

Tüm bu hikâyeye paralel olarak bir de Osman'ın özel hayatını, gönül işlerini takip ediyoruz. Olaylar okuyucuya her şeyi bilen bakış açısıyla anlatılıyor. Bu sayede Osman'ın düşüncelerini, kaygılarını, korkularını, isteklerini ve yüreğinden geçenleri öğreniyoruz.

Kitabının bütününe yayılan konu bence kaderdir. Osman değil genel müdür, Mısır'a firavun olacak kadar donanımlıdır. Ancak beklediği terfi bir türlü gelmez. Ne zaman bir terfi almaya kalksa karşısına hep kayırmacılık ve torpil çıkar. Osman ne kadar çalışırsa çalışınsın, ne kadar vasıflı olursa olun kaderini bir türlü mağlup edemez.

Neredeyse her sayfada bir yılın aktığı roman, Osman'ın kendi şeytanları, bürokrasinin canavarları ve kaderin cilvesiyle giriştiği bir Donkişotluk mücadelesidir. Çok keyifli.
448 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
This is the first book and first review of the February .Before going into details of the content of the book, I would like to know and ask you whether you read any book/novel or a poem written by Egyptian authors or poets .There are very well-written books , poems along with very great authors with some masterpieces in Egyptian literature but most of us more likely are not aware of them due to the low reputation and popularity in our own countries .For instance , if we don't count nagiub mahfouz for the time being , there are poets like Suzy Kassem and author like yasmin mogahed in Egyptian literature I believe that they are masters of their fields and they can flutter your hearts with their words .. In each book of the author , author seems like he has a grudge to the Egyptian society and always comes with a way of criticism.Particularly for the men . Hypocrisy is the main characteristic feature of men in Egypt from the author perspective .... In previous book ,sugar street,the author particularly focus on two characteristics of family member , the father (ahmet), fehmi (elder son).In this book,the author would like readers to see how the men in society from these two people's perspective.Ahmet is a person who seems very religious and conservative to his family but in reality , he is a person has a different lives for the day and the night He is a person who deceives his wife with someone else , drinks alcohol but when it comes to his own house , he support wise versa and emphasize the concept of the honour..Fehmi , elder son, is a very a nationalist and a person who strongly devotes himself to his friends' case or ideology...First book is being about those two .

The second book ,which i just read is. A book observing the statement of "the pear doesn't fall away from its tree.
. it is commonly about two other Family members , yasin and kemal .Yasin is a person doesnt consider how a woman feel when he cheat up his wife with other women so he always finds himself into a brothel . Kemal is a person who seems conservative and a person loving the poems due to his love for ayda but somehow he find himself advocating the Darwin's theory and also drinking alcohol in the brothel and the bars at the end. The author doesnt like his own society and always criticise them by depicting like this . to the author , men in ryptain Egyptian society are some men who don't have the dignity

Yazarın biyografisi

Adı:
Işıl Alatlı
Unvan:
Yazar, Gazeteci

Yazar istatistikleri

  • 286 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 211 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.