Işıl Alatlı

Işıl Alatlı

YazarÇevirmen
8.7/10
41 Kişi
·
116
Okunma
·
0
Beğeni
·
13
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
448 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Necib Mahfuz, Kahire üçlemesi serisinin bu ikinci kitabında, Ahmet Abdülcevat ve ailesini anlatmaya devam ediyor.

Aradan yıllar geçmiş, aileye yeni üyeler katılmış. Aileden ve çevresindeki insanlardan maalesef ki gerek ölümler ve gerekse başka sebeplerden dolayı ayrılanlar olmuştur. Artık 1910 lu yıllar gerilerde kalmış, 1920 li yıllar yaşanmaktadır.

Serinin bu ikinci kitabı olan Şevk Sarayının ilk üçte birlik bölümünde yazar, ailenin yıllar sonraki bu yeni şeklini özetledikten sonra, son üçte ikilik kısmında esas olaylara giriyor. Saray Gezisinde Ahmet Abdülcevat ön planda olarak tüm aile fertleri , geniş bir şekilde anlatılırken, Şevk Sarayında ağırlıklı olarak olaylar, Ahmet Abdülcevat, Yasin ve Kemal üzerinden kurgulanmaktadır. Diğer aile fertleri ve kişiler sadece gerektiği ölçüde anlatılmaktadır. Dönemin gelişen siyasi olaylarına ise daha nadir ve satır aralıklarında yer verilmektedir.

Sonuç olarak, Şevk Sarayı da beğenerek okuduğum kitaplar arasında yerini aldı. Okunmasını da tavsiye ederim.
328 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Bir ailenin ve Mısır'ın yaklaşık 40 yıl süren bir dönemini anlatan, Kahire Üçlemesi adlı serinin son kitabı. ,''Assolistler hep en son çıkarlar'' deyimi ve gerçeği vardır ya, işte Necib Mahfuz tam bu söze uygun olarak seriyi böylesine muhteşem bir kitapla sonlandırmış.

Şeker Sokağın da artık torunlar büyümüş olduğundan , ağırlıklı olarak, onların yaşamı da dahil edilerek , aileden geriye kalanların dramları ve yine dönemin siyasi olayları anlatılmakta. Yazar müthiş bir ustalıkla adeta ''bundan önceki bin sayfa tutan iki kitabı size, bu kitaba ve bu sona hazırlık için okuttum ''der gibi yazmış. Serinin kitaplarının hepsi ayrı ayrı anlatımlar ve özellikler taşısa da, ortak yönleri hepsinin de harika olması. Ama en muhteşemi,en vurucusu bana göre bu son kitap olan Şeker Sokağı. İnanın bana insanı bir çok yönden aşırı derecede etkiliyor.

Kahire Üçlemesi insanlara, o kadar çok mesajlar veriyor ki bunu 1300 sayfa tutan seriyi bitirdiğinizde daha çok farkediyorsunuz. Aslında bu serinin tamamı hakkında ayrıca bir inceleme yazısı yazmanın daha doğru olacağı kanısındayım. Ama şu anda yazamayacağım.

Mutlaka okunması gereken bir üçlü kitap serisi diyerek sözlerimi noktalıyorum.
527 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Necib Mahfuz'un okuduğum dördüncü kitabı.(Öncekiler: Midak Sokağı,Zamanın Hükmü,Başkanın öldürüldüğü gün). Saray Gezisi, aynı zamanda yazarın 1988 yılı Nobel Edebiyat ödülünü almasında büyük etken olan Kahire Üçlemesi adlı seri eserinin ilk kitabı.

Yazarın daha önceki okuduğum üç kitabına göre neredeyse kıyaslanamayacak düzeyde bir üstünlük mevcut. Kitaptaki olaylar, onlara göre , daha kapsamlı, daha ayrıntılı,daha geniş ve daha derinlikli olarak anlatılmış.

Kitabın konusu, 1910' lu yılların Kahire'sinde geçiyor. Ailesine karşı çok katı fakat aile dışı dünyaya ve arkadaşlarına karşı çok sevecen,şakacı ve güler yüzlü bir kişilik yapısı sergileyen, aynı zamanda eğlenceye ve kadınlara düşkün bir aile reisi olan tüccar Ahmet Abdülcevat ve ailesinin yaşadıkları olaylar anlatılıyor. Kitabın ilk üçte ikilik kısmı tamamen Abdülcevat ve ailesinin tanıtılmasına ve o dönem Kahire'sindeki yaşam şeklinin anlatımına ayrılmış.Son üçte birlik kısım ise Mısır'daki özgürlük hareketlerinin başladığı 1919 olaylarına ayrılmış. Tabii ki bu olaylar anlatırlırken tamamen Abdülcevat ve ailesinin üzerinden kurgulanarak bize aktarılmış.

Necib Mahfuz'un diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da müthiş bir akıcılık var. Serinin ilk kitabı olmasına rağmen, kesinlikle sıkılmadan okunuyor. O dönem ve siyasal olaylar çok başarılı bir şekilde yansıtılmış.

Ben kitabı büyük beğeniyle okudum. Üçlemenin diğer kitaplarını da okuyacağım.
136 syf.
·5 günde·8/10
Mahfuz hayatının 40 yılını memur olarak çalıştıktan sonra 1975’te bu romanı yazar. “Muhterem Efendim” yazarın hayatından önemli izler taşır. Mahfuz hayatı boyunca memurluk ve yazarlık arasında sıkışıp kalmıştır. Geçimini her zaman yazarlıktan kazandığı üç beş kuruşla zar zor sağlayabilmiştir. Bu gerçeği de her zaman dile getirmiştir. Arkadaşına yazdığı bir mektupta, "Umarım Allah bir gün beni bu işten kurtarır ya da piyango kazanmamı nasip eder." diye samimi bir itirafta bulunur. Allah piyango yerine Mahfuz'a Nobel'i gönderir. Ama yazara göre bu ödül çok geç kalmış bir ödüldür. Ödülü kazandıktan sonra nasıl hissediyorsun diye sorduklarında ise, alaycılıkla "Memuriyet alanında Nobel'i kazanmış gibi hissediyorum." der. Buna ilaveten de şunları söyler: “Nobel'i daha erken kazansaydım hayatımı tümüyle değiştirirdim. Bu ödül bana yazmak için bir şevk verirdi. Yazı yazmaktan daha çok hoşlanırdım.” Mahfuz’un yazar olma isteği kitapta anlatılan Osman’ın genel müdür olma isteğinden daha az değildir.

Kitaba başlamadan önce kendinize şu soruyu sorun: Bir insanın karakteri ve ailesi başarısında ne ölçüde etkilidir? Kitabı okurken işte bu sorunun cevabını bulacaksınız.

Osman'ın babası için tahsil sadece Kuran okumak ve öğrenmekten ibarettir ve bu yüzden onu okula göndermek istemez, bunun yerine onun çalışmasını ister. Ancak şeyhin uyarılarını göz önünde bulundurarak Osman'ı okula gönderir; Osman sınıfın en iyisidir. Bundan sonra Osman için hayat çok farklı olur.

Osman en düşük memur kademesinde resmi bir kurumun arşiv bölümünde işe başlar. Mısırda devlet memurluğu o yıllarda en çok istenen ve en saygın işler arasındadır. Kadim Mısır'da Firavunlara bile tanrılar tarafından görevlendirilmiş memurlar gözüyle bakılırdı. En tepeye çıkmak, genel müdür olmak Osman'ın en büyük hayalidir ve adeta tek yaşam sebebidir ve bu yolda karşısına ne ya da kim çıkarsa ezmeye dünden hazırdır. Görevde yükselmek için akşam okula devam eder, yabancı diller öğrenir, çeviriler yapar, siyaset bilimi okur, her konuda kendini fazlasıyla geliştirir. Başarının merdivenlerini birer birer tırmanmaya başlar. Osman görevde yükselmeyi sadece kişisel bir arzu olarak görmez aynı zamanda buna dini bir görev de addeder. Tüm bu çalışmalar zamanla meyvesini verir ancak Osman yine de halinden şikâyetçidir. O kadar fedakârlıklarla elde ettiği terfiler için çok fazla zaman harcadığını, kazancının kaybettiklerinden çok daha az olduğu düşünür. Osman'ın yükselme takıntısı onu özgürleştirir, başarılı muhterem bir beyefendi yapar ama aynı zamanda onu pek çok yönden kısıtlar. Bu uğurda yaptığı en büyük fedakârlık hiç kuşkusuz evlenip çoluk çocuk sahibi olamamak olur. Kadınların onun planlarında yeri yoktur, çocukluk aşkını da başkasına kaptırınca evlilikten büsbütün soğur.

Tüm bu hikâyeye paralel olarak bir de Osman'ın özel hayatını, gönül işlerini takip ediyoruz. Olaylar okuyucuya her şeyi bilen bakış açısıyla anlatılıyor. Bu sayede Osman'ın düşüncelerini, kaygılarını, korkularını, isteklerini ve yüreğinden geçenleri öğreniyoruz.

Kitabının bütününe yayılan konu bence kaderdir. Osman değil genel müdür, Mısır'a firavun olacak kadar donanımlıdır. Ancak beklediği terfi bir türlü gelmez. Ne zaman bir terfi almaya kalksa karşısına hep kayırmacılık ve torpil çıkar. Osman ne kadar çalışırsa çalışınsın, ne kadar vasıflı olursa olun kaderini bir türlü mağlup edemez.

Neredeyse her sayfada bir yılın aktığı roman, Osman'ın kendi şeytanları, bürokrasinin canavarları ve kaderin cilvesiyle giriştiği bir Donkişotluk mücadelesidir. Çok keyifli.
144 syf.
·10 günde
11 Aralık Necib Mahfuz'un doğum günüymüş. Ne hoş tesadüf oldu... İlk Necib Mahfuz kitabım olacak. 'Nobel Necib Mahfuz'u kazandı' sözünün muhakkak hakkını vermiştir. Umarım benimde sevdiğim türden olur da bende bir Necip Mahfuz kazanırım...

Yazarın biyografisi

Adı:
Işıl Alatlı
Unvan:
Yazar, Gazeteci

Yazar istatistikleri

  • 116 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 119 okur okuyacak.