1000Kitap Logosu
José Mauro de Vasconcelos

José Mauro de Vasconcelos

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
9.0
50,3bin Kişi
188bin
Okunma
5,3bin
Beğeni
108bin
Gösterim
Unvan
Brezilyalı Yazar
Doğum
Bangu , Rio De Janeiro , Brezilya, 26 Şubat 1920
Ölüm
São Paulo Şehir , S P , Brezilya, 24 Temmuz 1984
Yaşamı
Jose Mauro de Vasconcelos (d. 26 Şubat 1920 - ö. 24 Temmuz 1984) Brezilyalı yazar. Yazar José Mauro de Vasconcelos, 26 Şubat 1920 de Brezilya'da Rio de Janeiro yakınlarındaki Bangu kasabasında doğdu. Yarı Kızılderili yarı Portekizli, yoksul bir ailede doğan Vasconcelos iki ayrı kültürün de izlerini taşıdı. Oldukça yoksul olan ailesi, onu öğrenimini devam ettirmesi amacıyla Natal kasabasındaki amcasının yanına gönderdi. Orada 19 yaşındayken Potengi Irmağı'nda yüzmeyi öğrendi ve ilerde bir gün yüzme şampiyonu olmanın hayallerini kurdu. Liseyi Natal'da bitirdikten sonra 2 yıl tıp öğrenimi gördüyse de öğrenimini yarıda bırakıp yeni hayaller peşinde Rio de Janeiro'ya gitti. Orada ilk işi boks antrenörlüğü oldu. Tarım işçiliğinin yanı sıra balıkçılık da yapan yazar, yaşamı boyunca çeşitli işlerde çalıştı. Bu durum, ona yazdığı roman ve hikâyeler için önemli kaynak sağlamıştır. Değişik ortamlarda, değişik koşullarda farklı insanlar tanıdı. İyi bir gözlemci ve usta olan bu yazarın elinde bütün bu yaşamlardan pek çok roman çıktı ortaya. Bunlar yazarın çok yönlü kişiliğinin ve içinde bulunduğu arayışın bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Genellikle romanlarında, roman karakterlerinin yaşamlarında ki zorlu yaşam koşullarını, yoksulluğu ve şiddeti tüm çıplaklığıyla anlatır; ama özellikle Şeker Portakalı ile onun devamı olan Güneşi Uyandıralım ve Delifişek gibi bazı romanları tüm bunlarla birlikte duygusallık ve iyimserlikte içermektedir. Brezilya'nın ormanlarında ya da step bölgesi sertaolarda yaşayan insanların, elmas avcısı garimpeiroların, yerlilerin, denizcilerin, değişik insanların yaşamlarından kesitleri ve ruh hallerini anlatır. José Mauro de Vasconcelos'un yazdığı ilk eseri Yaban Muzu (1942)'dur. Beyaz Toprak (1945) isimli eseri en çok beğenilen eserleri arasındadır. Kayığım Rosinha (1961) ile ününün doruğuna çıkan yazarı dünya çapında tanıtan eseri Zéze'nin maceralarını anlatan üçleme romanın ilk kitabı olan Şeker Portakalı olmuştur. Bu romanı 12 günde yazdığını belirten yazar, eserine duyduğu sevgiyi "Ama onu 20 yıldan fazla taşıdım yüreğimde" sözüyle özetlemiştir. Eserin özgün adı O Meu Pé de Laranja Lima'dır (1968). 24 Temmuz 1984'te hayatını kaybetmiştir.
Oğuzhan Güneş
Şeker Portakalı'ı inceledi.
184 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
Bu kitabı okumadan önce kendisine karşı söyle bir ön yargım vardı: "Bu kitabı daha erken yaşta okumalıydım. Artık bu kitabı okumak için fazla büyüğüm." Kitabı okuduktan sonra ise tamamiylen yanıldığımı fark ettim. Bu kitap on yaşındayken de okunur kırk yaşındayken de okunur. Ben yıllar sonra tekrardan beş yaşındaki Zezé'nin hikâyesini okumak istiyorum. Kitabın devamı varmış galiba; iki kitap daha. Onları da en yakın zamanda okumak istiyorum. Şimdi biraz kitap içeriği hakkında konuşalım: Okumayan kişilerin bile kitabın genel olarak ne anlattığını bildiğini varsayarak içeriği hakkında çok üzerinde durmadan kitabın bana yaşattığı duygulara geçeceğim. Kitabın başkarakteri beş yaşındaki Zezé adlı bir çocuk. Kendisi inanılmaz zeki ve hızlı bir şekilde her şeyi öğrenebiliyor hem de kendi başına.(örneğin okumayı) Zezé baya haylaz sürekli milletten dayak yiyor. Fakir bir ailenin çocuğu. Kendisinin acı hikâyesini okuyoruz. (Sonunda gözlerim doldu.) Bu kitap benim yazarken yapmaya çalıştığım şeyi başardığı için beni çok etkiledi. Birçok insanın, çocuğun, annenin, babanın... başına gelen olayları bu kadar sade, akıcı ve güzel bir şekilde yapmak benim yazarken yapmaya çalıştığım şey.(Henüz tam manası ile başaramadım. Zamanla olacak inşallah.) Keşke daha erken yaşta okusaydım dediğim bir kitap oldu kendisi. Gerçi kitabı bunca zamandır almamamın tek sebebi fiyatıydı. Kitapçıya girdiğimde bir yanımda Platon'un Devlet kitabı var öbür tarafımda bu kitap var. Devlet kitabı 368 sayfa 14 tl bu kitap 184 sayfa 25 tl. Bir öğrenci olarak tabiki de Devlet'i almak daha mantıklı geliyordu.(Bu sadece bir örnek başka kitaplar da var.) Ama kitabın fiyatı yayınevinden kaynaklanmıyor. Kâğıdı yurt dışından ithal ediyoruz, yazar telifi var birde ülkemizde yedi kişi kurbanda danaya girer gibi senede ortaklaşa bir kitap okudukları için kitap fiyatları da ucuz olmuyor. Az talep edilen şeyin fiyatı normal olarak fazla. Keşke ucuz olsa ama ben kitap satmaya başladıktan sonra bunun çok zor olduğunu gördüm. Keşke tüm kitaplar beleş olsa:))) (O zaman benim kitaplarımda beleş olur. Olsada kimse okumaz ama neyse bizimki de hayal işte) Neyse bu tabi işin şakası. Biraz ironi yapmak istedim. Keyifli okumalar...
Şeker Portakalı
Okuyacaklarıma Ekle
6
181
Mahir Amca
Şeker Portakalı'ı inceledi.
186 syf.
·
Beğendi
·
9/10 puan
Sevgili Zeze; Bu satırları, çocukluğumdan yazıyorum sana. Tutsak bir çocukluktan yazıyorum; yoklugun aç bir canavar gibi, her şeyi yuttuğu bir dönemden. Canım Zeze; Ben de çocukken yaramaz bir çocukmuşum. Ama seninki gibi masum değil. Kırardım ben de camları, pencereleri. Sonra annemi kızdırır, uyur numarası yapar ve kalkıp, annemin komşular için hazırladığı kekleri gecenin bir yarısı yiyip, uyurmuşum. Tabi sabah kalktığımda evde bir curcuna. Annemden yediğim dayaklar, senin, babandan yediğin kadar kötü olmasa da, anne terliği denen o son model silahla vurulurdum hep ve annem gerçekten çok iyi bir nişancıydı. Her defasında beni vururdu mutlaka. Ve Canım Zeze; Senin Portuga gibi, benim de dedem vardı. Kendisi öğretmendi, tıpkı babam gibi. Ne zaman annemden dayak yesem ya da esnaftan azar işitsem, kendisine koşar, ona bütün yediğim dayakları ve azarları anlatırdım. Beni kucağına alır, öğütler verir ve oyunlar oynardı. Bazı geceler bize gelirler ve bizde kalırlardı. İşte o gecelerde ne kadar yaramazlık yaparsam yapayım, annem bir şey demezdi ( diyemezdi :)) ) Dedem izin vermezdi bana kızmasına annemin. Ve uyumaya gönderirken annem; dedeme, bana masal anlatması için yalvaran gözlerle bakardım. O da beni kırmaz, uyuyana kadar başımda bekler, saçlarımı okşar ve masallar okurdu. Ve uyurdum. Canım Zezem; Portuga'yı kaybetmenin vermiş oldugu acıyı, ruhunun en derinlerinde nasıl hissettiğini çok iyi anlıyorum. Çünkü ben de dedemi elim bir trafik kazasında kaybettim. Okula giderken, karşıdan karşıya geçtiği anda, kör olası bir otobüsün altında kalmış ve oldugu yerde vefat etmişti. Bunu ilk duydugumda Zeze, o kadar yıkılmıştım ki, birkaç gün ağlayamamıştım bile. Hiçbir şey yemiyor ve içmiyordum. Bir gece dedemi rüyamda gördüm ve hıçkırıklarla ağladım. O kadar ağlamışım ki, annem ve babam paniğe kapılıp, epey kaygılanmışlar. En son, annemin kucağında oldugumu hatırlıyorum. Ve onu çok özlüyorum Zeze. Canım Zezem; Jose Mauro'ya çok teşekkür ederim seni bana tanıttığı için ve içimi dökmeme vesile olduğu için. Canım Zezem; Bu yazıyı sana bu kadar geç yazdığım için çok üzgünüm. Seni Seviyorum.
Şeker Portakalı
Okuyacaklarıma Ekle
93
1.686
Sâre ⸙
Şeker Portakalı'ı inceledi.
184 syf.
·
Puan vermedi
Bana teyzem, sen çocuk psikiyatristi olmalısın demişti. Olamam ki, eğer olursam, çocuklarla oturur beraber ağlarım. Çünkü ben bir çocuğun gözyaşını, bir dünyaya bedel sayarım. Ve yine hüzünlü bir çocuk, ama ben bu çocuğu çok sevdim, etimle, kemiğimle sevdim, gözyaşımla sevdim, kendim gibi sevdim. Hüznünü, hüznüme katıp sevdim. Daha önce okumuş olduğum halde bir bayram günü rastgele içimden gelerek, elime alıp sayfalarını karıştırırken, kendimi yine aynı hüzne, gözyaşlarına bırakacak kadar sevdim.. Şu dünya da en kıymetli, fakat en kolay fethedilecek olan şey, bir çocuk kalbidir. Gözlerinin içine gülümsemeyle bakarsanız eğer, samimiyetinizden bir parça alıp, o parçayla sizin için köşk kurar kendi kalbinde.. Bir gün çocuk gelişim toplantısındayız. Ve hoca herkese soruyor: 'çocukluğunuza dair aklınıza ilk gelen şeyi söyleyin.' Susuyorum, susuyorum ama tüm gürültüler daha sessiz bu suskunluktan. Küçüklüğüme dair, babasını çok seven, annen mi baban mi diye sorulduğunda baba cevabını verecek bir kız çocuğu beliriyor, ama bu kız çocuğu, bitirdiği her günün ardından duygularını değiştiriyor, artık sevgi kayboluyor çünkü. Şiddetli korku ve zorunlu saygı alıyor yerini... Korku, çaresizliğe dönüşüyor, çaresizlik yalnızlığa, ve bu kız çocuğu artık babasında değil, yalnızlığında kayboluyor. Bence dünyanın en büyük suçu, kız olsun erkek olsun, bir babanın çocuğuna vurmasıdır. Çünkü baba sığınaktır, baba yuvadır, baba işe giderken arkasından ağlanandır, baba harçlık isterken yağcılık yapılan kişidir. Baba, babadır. Baba, baba olmalıdır. Baba Dost'tur. Limandır. Yoldaş, sırdaş, destektaştır. Ve hiç bir çocuk babası yüzünden ağlamamalıdır. Zeze diyor ki; onu kalbimde öldüreceğim. Ve Zeze beni ağlatıyor. Çünkü benim başaramadığımı başarıyor. Defalarca kalpte öldürülen bir baba defalarca tekrar diriltilebilir mi? Ve hoca soruyor yine: "küçüklüğünüze dair ne hatırlıyorsunuz örnek verebilecek olan var mı?." Kimsenin beni tanımadığı bu sayfada içimden geldiğince devam etmek isterdim. Ama bir kitap incelemesinde olduğumuzu söylüyor ikide bir beynim Şeker Portakalı, Zeze, Portuga'nın sivrisineği, seni daha önce okuduğumda eğer bu uygulamayı biliyor olsaydım senden onlarca alıntı yapardım. Fakat merak etme, bugün gözyaşlarımı içimde tutamadığım her bir satırı yine yazacağım. Zeze, Portuga'nın sivrisineği, seni kaç yüzbinlerce kişi okudu bilmiyorum ama, birisinin senin hakkında babası tarafından dövülen yaramaz bir çocuğun hikayesi işte diye anarken duydum. Zeze, sen aldırma ona. Çünkü ben seni Portuga'dan da, şeker portakalı ağacındanda, belki ablalarının hepsinden çok sevdim. Ve Zeze, Şeker Portakalı'nın ikinci ve üçüncü kitabının da olduğunu söylüyorlar. Sana söz veriyorum, onları okumayacağım. Ve sen, hep benim küçük Zeze' m olarak kalacaksın...
Şeker Portakalı
Okuyacaklarıma Ekle
30
789
Genel İngilizce
Şeker Portakalı'ı inceledi.
184 syf.
·
2 günde
·
10/10 puan
ŞEKER PORTAKALI İNCELEMESİ - Dikkat Spoiler içerir!
Kitap sürekli şiddet gören çocuk karakter Zezé ve onun hayal dünyasını okuyucuya hissettirmesi bakımından kaliteli bir eser. Sayfaları çevirince kan akışınızın olaylara göre hizlanip yavaşladığını hissedeceksiniz. Minik kardeşi Luís, abisi Totóca, Edmundo dayı ve dindinha. Hepsi ailenizden biri olacak, en çok da Zezé. Zezé içimizdeki yarım kalmış iyilik, Zezé çocukluğumuzun masumiyeti... Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
Şeker Portakalı
Okuyacaklarıma Ekle
19
1.502
güler k.
Güneşi Uyandıralım'ı inceledi.
280 syf.
·
8 günde
·
9/10 puan
Bu da benden Zeze' ye....
Kitabın adı " Güneşi Uyandıralım " ama " Büyükler güneşi uyandırmayı bilmez." demişti Zeze kitabın sonunda. Haklı da aslında; biz büyükler çocukların güneşini çaldık, karanlıklara çağ açıp onları fenersiz bıraktık. Şimdi güneş nasıl uyandırılır nerden bilelim?... Şeker Portakalı kitabının devamı olan kitabımız Zeze ' nin son çocukluk ve ilk ergenlik maceralarını yine Zeze' nin o kendine has hüznüyle, yüreğinize dokunarak anlatıyor. Zeze yine yaramaz ve yine hayalperest... Hayatın kazdığı karanlık çukurlardan hayalleriyle çıkmaya çalışırken gerçeklerin acımasız soğuğunda üşüyen bir çocuk. Gerçek hayatta bulamadığı sevgiyi, yine bu kitapta da hayali arkadaşlarında- Cururu kurbağası ve bir şarkıcı olan Maurice- arıyor. Özellikle hayallerinde baba karakteri yerine koyduğu Maurice ile ilgili olan bölümler bir babanın insan hayatına neler katacağı yada hayatından neleri çalacağının kanıtı gibi. Bir çocuğun başını okşayıp, yanağına sıcak bir öpücük kondurup iyi geceler dileyen bir babası varsa dünya hazineleri onun önünde demektir. Aslında kitap hakkında uzun uzun anlatacaklarım yok; çocuk olan, çocuk kalan tüm yürekler severek okuyacak, kendilerine dersler çıkarıp yavrularına en güzel miras olarak sevgi bırakacaklarına bir kez daha iknâ olacaklardır. Benim asıl yazacaklarım, asıl cümlelerim Zeze' ye ve yeryüzündeki tüm Zezelere.... Ah benim küçük Zezem hani birgün " Çok mutsuz bir çocuğum ben" demiştin ya; Şimdi sana bir sır vereyim Zeze artık büyükler de çok mutsuz. Mutluluğa giden yollarımızı kaybettik galiba. Uyandıramadık içimizde karanlıkta boğulan umut güneşini, veremedik can suyunu, yeşertemedik yeniden... Azıcık gözünü açacak olsa "kapat" diyerek karanlığımıza itti bilmediğimiz kanlı eller. Şimdi gel desem sana, kırılan kanatlarımızı saralım, yaralarımıza güneşin umut ışıklarından merhem yapalım desem mutlu olur musun? Rüzgarlarda koşup, bulutlarda uyuyup, yağmurlarda yıkanalım. Birazda biz yukarılardan bakalım bu dünya denen küflü manzaraya. Yeni pencereler açalım hayatımıza, güvercinler salalım barışa ve ağlamayan çocuklara... Var mısın uçurtmalar uçuralım sevdaya; rengârenk, kocaman tıpkı çocuk yüreği gibi Zeze, senin yüreğin gibi.... Ama hâlâ ağlayan çocuklar var Zeze. Dağlarına kuşlar aç gezmesin diye buğday serpilen ümmetin çocukları açlıktan ağlıyor Zeze. Onların da kalpleri senin gibi acıyor, acıkıyor; hem sevgiye hem ekmeğe.... Biliyorum Zeze, bütün yaramazlıkların hayallerinin büyüklüğündendi; anlamadık, anlamadılar seni. Çünkü bizim ufuklarımız seninkine yaklaşmadı, birleşmedi çizgimiz aynı derinliklerde. Biz sığ sularda yüzerken, sen engin denizlere kulaç açtın. Bilemedik özgür olma fikrinin seni yaktığını, hissedemedik... Aynı yangını biz içimizde yakıp, güneşimizi uyandıramadık. Gözlerimizle birlikte gönüllerimizde gaflet uykusunda. Aralıklardan gördüğümüz hiçbir gerçek silkinip uyandırmadı bizi.... Bu çağ kötü Zeze, bu çağ zulüm, bu çağ ölüm kokuyor. Parayla satın aldığımız zevklerimizi, para için satıyoruz şimdilerde. Zalimler çocuk kanıyla gideriyor susuzluklarını. Toprağı kanla suluyoruz Zeze. Yağmurlar bile bereketini çekti üzerimizden. Başaklar yangın yeri, tarlalar çatlak... Ayakları çıplak çocuklar aldı yağmurlarımızı. Ama biz hâlâ uyanmadık Zeze. Uykunun sorumsuz tatlılığı nefsimizi okşuyor, acı tatların dilimize değmesinden çok korkuyoruz. Gözümüz hep başka yüreklerde, kendi gönlümüz yalnızlıkta ziyan. Cucuru kurbağamiz yok bizim gelip gönlümüze oturan, bizi yatıştıran, bizi insan olmaya yaklaştıran. Kalp odalarımız zindan,karanlık, girdap...Merhamet, paylaşmak, anlamak, sevmek alıp başlarını kaçmışlar...Bencillik kök salmış içimize, söküp atamıyoruz ne gam.... Çocukların ellerinden önce sokakları, meyve bahçelerini çaldık. Koşacak bir parça toprakları yok artık. Şimdi de saflıklarını, masumluklarını, hayallerini çalıp ufuksuz bırakıyoruz. Korku salıyoruz kalplerine sokağa çıkarken bile. Cümlelerimizden zehir akıyor ; " Kimseye güvenme anneciğim, kimseye yaklaşma..." En büyük kötülüğü insan insana etti Zeze, ötesi boş, dipsiz... Diyeceğim o ki Zeze yalnız değilsin. Yalnız kalabalıklarda yürüyor hepimizin ayakları. Hepimizin kalbi sıkılan ellerimiz arasında nefes almaya çalışıyor, bir yudum ferahlamak için. Ama yok Zeze olmuyor. Ciğer dolusu nefeslerimiz yok , kenarda köşede hep bir gam...Bu çağın imtihanı bu Zeze; herşey var, huzur yok, güven yok, mutluluk ve dahi "İNSANLIK " yok.... Sen benim kalemi elime yeniden alışım, çocukluğumun yüreğime değen yanısın... Sen de dünya da sevgiyle kalın Zeze... Hergün güneş doğsa da ufuktan, biz her gece kendi güneşimizi yakalım... Ve bir tek mutluluk kalsın tüm çocuklara.....
Güneşi Uyandıralım
Okuyacaklarıma Ekle
1
76