Sy 8
Aynı anda “hem havadakini kapmak, hem yerdekini yalayıp yutmak” istiyorsun.
... Şunu iyi bil dostum, dünya devrimini tek başına gerçekleştiremezsin; başkalarının da gelmesini, seninle beraber olmalarını beklemek zorundasın.
...
Kocayınca insan uysallaşıyor, yavaş yürümeyi alışkanlık hâline getiriyordu.
Sy 10
At başına gün vursa ağzındaki gemiyle su içer, er başına gün vursa çizmesiyle su geçer.
Sy 15
Oysa varacağı yer uzak, gece yakın, at bitkin...
Sy 17
Zaman kimseyi kayırmaz, her canlı yaşlanır, her şey eskir.
Sy 19
“Kırk yıl kırgında kalsan, ecel gelmeyince ölmezsin.”
Sy 25
Bilirsin, bir kız iyi bir ere düştüğü zaman daha da güzelleşir, gözleri yaldır yaldır parlar, gül gibi olur. Ama kötü birine düşerse solar gider, çöp gibi kalır. Baktıkça yüreğin sızlar. Atın iyisi de öyle olur. Bakmasını bilmezsen onu mahvedersin, olduğu yere düşüp kalır!
Sy 39
Demek ki düşünmemek unutmak demek değilmiş.
Sy 48
Kısası, kısa iple kirmen düğüm bağlanamıyordu. (Delik büyük, yama küçüktü.)
Sy 53
Atla insan arasındaki tek fark, atın atı kıskanmamasıdır.
Sy 95
Tanabay zaman zaman bunları düşünür, dalıp giderdi; halk sanatının, el hünerlerinin yok olup gitmesine üzülür, bunda kimin suçlu olduğunu, neden böyle olduğunu bilemezdi. Oysa gençliğinde kendisi de eski törelerin mezarını kazanlardan biri olmuştu.
Sy 106
Kırgızlar boşuna söylememişler: “Bir yerden bir yere taşın da hâline şükredersin.”
Sy 113
“Turnaya beylik versen tepende gagalayıp durur.”
Sy 124
Şimdi Gülsarı’nın tek tutkusu koşmaktı. Böyle hızlı koşarak insanların ondan aldıkları şeylere yetişecek, onları yakalayacaktı sanki. Ama hiçbir zaman ulaşamıyordu onlara.
... Hayat sana hiçbir şey öğretmemiş, pek saf kalmışsın. Gençliğinde nasılsan şimdi de öylesin. Bütün meseleleri kestirmeden bir çırpıda halletmek istiyorsun!