Tutku kendini çabucak tüketiyor. İnsanlar fikirlerinden taviz veriyor, alışılageldiği üzere. Yirmi dört saatten fazla dayanacak hiçbir şey tasarlanmıyor. Bir neslin uzanımda milyonlarca hayat yaşıyoruz.
— Ulan meğer ne boktanmış Boğaz’ın dibi!
diye düşünüyor Mahmut. Mahmut’un düşüncesi hava kabarcığı olarak yükseliyor suyun yüzüne. Birijit’i kucağına alıyor Mahmut, Birijit’in memeleri tuzlu ve muhteşem. Bir yengeç topuğundan yukarı doğru tırmanıyor Mahmut’un, huylanıyor Mahmut. Bir yengeç nasıl bozabiliyor böyle bir tadı. Birijit’i indiriyor kucağından:
— Pardon Birijit! Lö yengeç!
bu zaman zarfında benim, clichy'de bir aperitif içmek için oturmuş olduğuma inandınız, öyle olsun; clichy'de oturmuştum, ama bundan iki ya da üç yıl önce. petit poucet barında da oturdum, ama uzun zaman önce; o günden beri içimi bir yengeç oydu durdu, bütün bunlar, metroda (birinci mevkide) başladı şu tümceyle: l'homme que j'étais, fe ne le suis plus.