Puan vermedi·148 syf.··
2026 20. kitabı
Doğu’nun mistik öğretileriyle Batı’nın bireycilik felsefesinin ustaca sentezlendiği , sade ama derin anlamlar taşıyan ve şiirsel bir meditasyonla okuyucuyu içsel yolculuğa çıkaran Siddhartha romanıyla vedalaşma zamanı … İnsan kendine içine dönerek evrenle bir bütün olabilir mi? Gerçek bilgelik öğretilerden değil de yaşamın deneyimlenmesinden mi doğar ? Ne kadar şanslı bir evde dahi doğsan kaderin seni zorlar mı ? Sorular sorular aslında herşeyin cevabı sorduğun sorularla başlar değil mi ? Siddhartha genç ,akıllı ,disiplinli , erdemli bir Brahman oğludur herkes tarafından sevilen yolu belli bir Brahman .. Ancak O herkesin tekrarladığı inançları arınmaları görür yaşar ama yanlış giden birşeyler vardır . Bu durum birçoklarının yaşadığı ruhsal temizliğin arınmaların doğru görünse dahi Siddhartha için kalp ikna olmaz . Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar der Tolstoy “Ya bir insan yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.“ Kahramnımızda yolculuğu tercih ederek hikayesini böylelikle başlatır . Sevgiden çok saygıyla harmanlanmış olan Siddhartha babasının annesin ve dostu Govinda’nın sevgisine rağmen hoşnutsuzdu ve açlığını gideremiyordu . Siddhartha testisinin bir türlü dolmadığını ruhunu dinginliğe kavuşturmak istiyordu . Önce Samanalara katıldı , onun inkar ve çilekeş dönemide denilebilir aslında bedenini terbiye ettiği nefesini bile idareli kullanmayı öğrendiği bir dönem . O kadar etkilenmiştim ki bundan insan nefesini tutumlu nasıl kullanır? Aşırı çilecilikte bir benlik yanılgısı değilmiydi aslında ya da Siddhartha zaten iyi şartlarda doğduğu için bu şekildeki öğretilerle yeni tanışıyor belki böyle yaparsa daha mı huzurlu olacaktı buda elbet olabilir . Ne de olsa Siddhartha için gerçek bilgelik kelimelerle anlatılmaz o yaşanır. Ne kadar Samanaların yanında
SiddharthaHermann Hesse · Can Yayınları · 202447,1bin okunma
Puan vermedi·415 syf.··
2026 68. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 13:12
"Yaşayanların dünyasında garip oluyorsun; o kadar ayrısın ki, ne lüzum var aramızda dolaşmana? Kendimizden çektiğimiz yetmiyor mu?" Huzur ilk defa Cumhuriyet gazetesinde, 22 Şubat-2 Haziran 1948 tarihleri arasında tefrika edilmiştir. Daha sonra 1949'da Remzi Kitabevi tarafından tekrar basılmıştır. Bu kitap, yazarın üzerinde en çok çalıştığı eserlerinden biri olmuş. Bazı karakterler sonradan eklenmiş, bazı sahneler çıkarılmış. Üzerinde en çok düşünüp yazdığı eserlerden biri olan bu roman dört kısımdan oluşuyor: İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz. Kitabın girişi, Mümtaz'ın İhsan'a doktor bulmak için dışarı çıkmasıyla başlıyor. Sonrasında ise yazarın diğer eserlerinden tanıdığımız karakterlere de rastlıyoruz. Behçet Bey ile Nurhayat Hanım, hem Mahur Beste hem de Sahnenin Dışındakiler ile bağlantı kuruyor. Eser, II. Dünya Savaşı'nın atmosferini de işliyor, en azından bunu güçlü bir şekilde hissettiriyor. Gelelim konusuna. Kısaca anlatmaya çalışacağım ama ne kadar kısaltabilirim bilemiyorum tabii. :) Konusu şöyle: II. Dünya Savaşı'nın başlamasına bir gün vardır. Mümtaz, dokuz gündür hasta olan amcasının oğlu İhsan'a hastabakıcı aramaktadır. Mümtaz'ın babası Rumlar tarafından öldürülünce annesiyle birlikte İstanbul'a gelir. Annesi de burada vefat edince, kendisinden 23 yaş büyük olan İhsan'ın yanına gönderilir. İhsan, yurt dışından yeni dönmüş ve Galatasaray Lisesi'nde tarih dersi vermektedir. Macide ve İlyas ile birlikte yaşayan Mümtaz, özellikle İlyas'ın etkisi altındadır. Olaylara bakışı, yorumlayışı ve görmüş geçirmiş hâli Mümtaz'ı derinden etkiler. Bu yüzden İhsan'ın hastalığı da onu bir o kadar üzer. İhsan'ın anlatıldığı ilk bölümde Mümtaz, ona doktor bulmak için evden çıkar. Bu bölüm hem İhsan'ın hastalığının verdiği üzüntüyle arşınladığı Beyazıt ve Eminönü
HuzurAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201921,4bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·144 syf.··
2026 23. kitabı
“Yağmur denizde sefalet oluyor değil mi ?” Bir sarrafın mücevherleri işlediği , bir bestekarın notalarla raks ettiği gibi romanını dahi şiirsel nakışlarla işleyerek yazan Tanpınar , adeta kelimelerle zamanı durdurmayı başarmış bir sanatkardır. XXyy ,coğrafyamızda çalkantılı ve devrimli günlerdi işte bu dönemde yaşamış olan değerli kalem, Osmanlı’dan Cumhuriyete geçiş sürecinde ki siyasi , kültürel değişimler ile doğu batı arasında ki sancılı sürece bizzat şahit olarak , bunları sadece eserlerinde yazmakla kalmayarak adeta kelimelerle, geçmiş ile geleceği cümlelerde buluşturmuştur. Bu kıymete değer eserlerinden bir tanesini de biz şanslı okuyucular Mayıs ayında okuyarak ,analiz tahlil ederek bir nebze de olsa edebiyatımızın hafızasını kendi perspektifimizle görme şansına eriştik. Ben de naçizane kendi paradigmam ve yorumumla bir şeyler söylemek istiyorum. Elbetteki Yaz Yağmuru kitabını tek bir edebiyat çerçevesinde ele alamam çünkü kültürel birikimi ve çok yönlü bir yazar olması nedeniyle ( yazar,şair,denemeyazarı,siyasetçi,akademisyen vs.) kaleminden çıkan şaheser ,bir çok perspektiften açıklanmaya değer. Edebi metin özelliğiyle şiirsel ,estetik açıdan bir cerrahın titizliğiyle kaleme alınmış her bir hikaye hem gözleri hem de ruhu doyurmakta böylelikle onun eserlerinin sadece okunmadığını hissedildiğine de şahit oluruz . Türkçeye kattığı senfoni tadında ki kelimelerin bezenmesi, düşünce dünyamıza bıraktığı izlerle eşine az rastlanan ,dimağlarımızda tat bırakmış Türk edebiyatının en zarif ve en derin sanatkarlarından biridir dersek mübalağ etmiş olmayız değil mi ? ( Burada kendimi Bridgerton’ da ki lady Whistledown gibi hissettim ) Yine tarihi bilgisi ve bilinci bunun yanında kendisinin de yaşanan değişim ve dönüşüme tanık olması neticesinde eserlerine
Yaz YağmuruAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 2023466 okunma
10/10
·282 syf.··
Beğendi
·
2026 175. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 00:00
"YIRTICI CANAVAR" "Bir daldan diğer bir dala konup özgürce uçmak, kendisi için vazgeçilmezdi. Yaban mersini favori yiyeceğiydi ve ormanda bu meyvenin çeşitli versiyonları mevcuttu. İstediği meyveden yiyor, hiç yorulmadan da karnını doyuruyordu. Ama bu durum, yaklaşık üç ay olan yaz mevsimi için geçerliydi. Kendisine dost olan orman, kış gelince acımasız ve merhametsiz bir düşman hâline geliyordu. Bütün kuşlar için olmasa bile, birçok kuş türü için geçerli bir kuraldı bu." Umut nedir? Bir kuşun kanadına yüklenen o incecik duygu, gerçekten bir ormanın kaderini değiştirebilir mi? Bu sorunun cevabını, Kuzguncuk ve dostlarının ölümcül yolculuğunda buluyoruz. Her destan bir tehditle başlar. Yırtıcı Canavar'ın gölgesi, gökyüzünün özgür çocuklarının üzerine düştüğünde, geriye ya kaçmak ya da direnmek kalır. Kuzguncuk ise üçüncü bir yol seçti: yönlendirmek. Küçük bir saka kuşunun devasa bir göçü yönetmesi ne kadar gerçekçi? Belki değil. Ama masallar gerçeği değil, gerçeğin içindeki anlamı anlatır. Bu hikâye de bunu yansıtıyor yazar, bizlere. Yolculuk boyunca her durak bir sınavdı: · Fırtınalar, yön duygusunu çalan puslu sabahlar · Açlık, bitkinlik, yoldaşlarını kaybetmenin tarifsiz acısı · Yırtıcı Canavar'ın nefesini ensede hissetmek Ama her kayıp, geride kalanlara yeni bir kararlılık armağan etti. Çünkü göç etmek, coğrafya değiştirmek değildi onlar için aynı zamanda içlerindeki korkuları aşmaktı. "Kuş Cenneti"ne varmak, sadece bir menzil değil, hak edilmiş bir huzurdu. Bugün modern dünyada hepimiz bir "cennet" arıyoruz: terfi, ev, aidiyet, sevgi... Ama gerçek huzur, varışta değil, varışı hak eden yolda saklı. Kuzguncuk ve dostları, bu cenneti kanatlarıyla, terleriyle ve gözyaşlarıyla inşa ettiler. Onların cenneti, kimsenin lütfu değil; emeğin ve dayanışmanın
Edebiyat
Yırtıcı CanavarBurhan Tentaş · Otağ Yayınları · 20251 okunma
Puan vermedi·138 syf.··
2026 435. kitabı
Semaver, Türk edebiyatında hikayeciliğin dönüm noktalarından biri kabul edilen usta yazar Sait Faik Abasıyanık’ın ilk kez 1936 yılında yayımlanan ilk hikaye kitabıdır. Bu eser, sadece yazarın edebiyat dünyasına attığı güçlü bir adım değil, aynı zamanda Türk öykücülüğünün geleneksel kalıplardan sıyrılıp bireyi, sokağı ve sıradan insanı merkeze alan yeni bir anlayışla tanışmasının da belgesidir. Kitaba adını veren ve açılış öyküsü olan Semaver, İstanbul’da bir fabrikada işçi olarak çalışan Ali adındaki genç bir adamın ve onun annesiyle olan huzurlu, sade yaşamını konu alır. Hikayedeki semaver, sadece çay pişiren bir ev aleti değil; o küçük evdeki sıcaklığın, sevginin, sabah neşesinin ve anne-oğul arasındaki kopmaz bağın canlı bir timsalidir. Ali’nin her sabah annesinin yaktığı semaverin sesiyle uyanışı, işine gidişi ve evdeki o küçük mutluluk zinciri, annesinin ani ölümüyle trajik bir şekilde kırılır. Sait Faik, ölümün getirdiği o ağır ve dilsiz acıyı, Ali’nin bir daha asla kaynatamadığı semaver üzerinden muazzam bir durgunlukla ve derinlikle anlatır. Kitapta yer alan diğer hikayelerde de Sait Faik, kulaklarımıza o bildiğimiz tanıdık İstanbul’un seslerini fısıldar. Fabrika işçileri, balıkçılar, kahvehanelerdeki emekliler, sokak çocukları, küçük esnaflar ve adalardaki sıradan insanlar onun öykülerinin başkahramanlarıdır. Yazar, bu insanları sınıfsal ya da ideolojik birer kalıp olarak değil; iç dünyaları, yalnızlıkları, sevinçleri ve insani sıcaklıklarıyla edebiyata dahil eder. Onun gözünde her insan, keşfedilmeyi bekleyen bir cevherdir. Semaver, Sait Faik’in insan sevgisiyle yoğrulmuş o eşsiz, şiirsel, yalın ve samimi dilinin en güzel örneklerini barındırır. Toplumsal normların ve büyük anlatıların gölgesinde kalan küçük hayatların güzelliğini keşfetmek, İstanbul’un
SemaverSait Faik Abasıyanık · İş Bankası Kültür Yayınları · 201915,2bin okunma
7/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2026 33. kitabı
Alice Feeney / Güzel Çirkin İlk sayfasından itibaren sizi bir gizemi çözmeye, nedenleri ve sonuçları üzerine düşünmeye davet eden psikolojik gerilim türünde bir kitap Güzel Çirkin. Grady’nin en büyük hayali kitaplarının çok satanlar arasına girmesiydi. Hayaline kavuştuğu gün ise sevgili eşi gizemli bir şekilde kayboldu. Gazeteci olan ve işi gereği tehditler alan eşi Abby kaçırılmış mıydı yoksa ölmüş müydü? Ya da herkesin fısıldadığı gibi onu terk mi etmişti? Kimse Abby’ye ne olduğunu bulamadı. Aradan geçen bir yıl boyunca Grady hem bilinmezliklerle hem de hayatın gerçek yüzüyle sınandı. Yaşamak için paraya, bunun için de yazmaya ihtiyacı vardı. Yayımcısının önerisiyle Londra’dan ayrılıp İskoçya’daki Amberly Adası’na gitti. İstediği sessizliğe, güzel bir manzaraya ve onu hiç terk etmeyen Labrador cinsi sadık dostu Colombo’ya sahipti. Artık geçmişi geride bırakıp yeni çok satanlar arasına girecek kitabını yazacaktı. Ancak gerçeklerin bazen kurgudan daha şaşırtıcı ve daha can yakıcı olabileceğini düşünememişti. Karanlık bir atmosfere ev sahipliği yapan ada, şüpheli davranışlarıyla merak uyandıran halkı ve sakladığı sırlarıyla tıpkı Grady gibi sizi de sislerin arasında bir yolculuğa çıkarıyor. Gizemli bir giriş yapılınca soruların cevaplarını bulmak adına sayfaları merakla çevirdim. Özellikle adanın atmosferi ve karakterlerin gizemi fazlasıyla merak uyandırdı. Yazarın daha önce kitaplarını okuduysanız finalde sizi bekleyen ters köşeyi az çok hissedebiliyor, okurken bıraktığı ipuçlarını yakalayabiliyorsunuz. Grady ve kaybolmadan bir hafta öncesini anlatan Abby olmak üzere ikili bir anlatım var. Kitabın yarısında ne olduğunu tahmin etsem de neden sorusunun cevabını finalde alabildim. Başlangıcı gizemiyle, gelişmesi atmosferiyle akıp gitti ama finali bende büyük bir etki
Güzel ÇirkinAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 20251,980 okunma