Talebenin yeni bir görüşle, yeni dünyaya ayak uydurabilmesi için yepyeni bir talim ve terbiyeden geçirilmesi hayati bir meseleydi. Talebede bir mesuliyet hissi, hocayla işbirliği etmesi, aynı zamanda hocanın da daha açık fikirli olması, ifrada kaçan otoritesinin yumuşatılması lazım geliyordu.
O eski bir göçmen değil mi
Onu üstüne yazacak ben değilim
Ona gerekli belgeyi veremem
O kağıdın sabrı da yok yanımda
O sabır kentini yakan da biraz
Kendi çocuklarıdır
İyi saatte olsunlardır
Babasız bebek kümeleridir
Hadım seraplar iğdâş sannlardır
Bu yıl gene güz
Geçer gibi bir savaşın çatı katından
Yakıp günübirliğin kurşuni tozlarını
Tifo samanlarını
Yeni ev badanasında
Sarhoş ve sarsak
Boşalmış bir plaj soluğuyla
Tezelden çıkageldi
Geldi geldi de ne oldu
Üzümü atlayıp şaraba geçti
Anlar mı ki
Üzüm şaraptan biraz ötededir
Şarabı bırakmak biraz daha öteye gitmektir
Görünmeyen bir sancak taşımaktır
Bağların bir yıllığı
Kurutulup kış boyu evlerde
El altında tutulacak
Lambalanacak
Kış gecesi bağa lamba takılacak
Ve
Yıkık bir sonbahar duvarıdır eşek
Yeni günün ışığıyla dinçleşeceğime, o sesle büsbütün ağırlaşıyordum. Ölülerin ağırlaştığını okumuştum bir yerde. Diriler de hatıralar üst üste bindikçe yıllar içinde ağırlaşıyordu böyle.
Fremenlerin bu dinsel adaptasyonu, bugün “Evrenin Sütunları” olarak tanımladığımız şeyin temelidir; aramızda olan Vüzera Tevhidleri bize her türlü alameti, kanıtı ve kehaneti sunar. Bize Arrakis’in mistik sentezini getirirler; bu sentezin derin güzelliğinin sembolü, eski formlar üstüne kurulmuş, ama yeni uyanışın izini taşıyan etkileyici müzikleridir. “Yaşlı Adamın İlahisi”ni duyup da derinden etkilenmemiş kimse var mıdır?
Ayaklarımı sürüyerek yürüdüm çöl boyunca
Ev sahibine benzer seraplar titreşirken.
Zafere aç ve tehlikeye susamıştım,
El Kulab ufuklarında gezinirken.
Koskoca dağları ufalamasını izledim
Arayışını sürdüren, bana aç zamanın.
Ve serçelerin hızla yaklaştığını gördüm,
Saldıran kurtlardan bile daha ataktılar.
Kondular gençliğimin ağacına.
O sürüyü dallarımda hissettim
Yakaladılar beni pençeleriyle, gagalarıyla!
—PRENSES IRULAN,
“Arrakis Uyanıyor”