Yeni Put Üzerine
Devlet mi? O da ne? Kulak verin sözlerime. Halkların ölümünden söz edeceğim size. En soğuk canavarın adıdır devlet. Buz gibi yalanlar söyler o; ve ağzından şu yalan çıkar: "Devletim ben, ulusum." Yalan! Halkları yaratan yaratıcılardı; onların üzerine bir inanç, sevgi asanlar: Hayata böylece hizmet ettiler onlar. . . Nerede ayakta kalmış bir ulus varsa, devlet anlaşılmaz orada; kötü göz, yasalara, alışkanlıklara karşı işlenmiş bir günah sayılarak ona kin tutulur. " Yeryüzünün en büyüğüyüm ben: Tanrı'nın yaratıcı eli," diye böğürür o canavar. Sadece uzun kulaklılar, dar kafalılar değil diz çökenler! Ona tapınırsınız, her şeyi verir size o yeni put: erdemlerinizin parıltısını, gururlu gözlerinizin bakışını satın alır. Gereksizleri yanına almada araç olarak kullanır sizi! Evet, cehennemi bir araç uydurmuşlar burada, tanrısal şanın süslü koşumlarıyla şıngırdayan ölüm atları! Herkesin zehirlendiği yere, iyilerin ve kötülerin: Devlet, herkesin kendisini kaybettiği yer, iyilerle kötülerin. Devlet, herkesin yavaşça kendisini öldürmesine "hayat" diye söylenen yer. Tüketicilerin eserlerini, bilgelerin gömüsünü çalarlar: Domuzluklarına kültür derler. Her şey hastalık, her şey sıkıntı gibi gelir onlara. Bakın şu gereksizlere! Sürekli hastadırlar: Safra boşaltıp adını gazete koyarlar. Birbirlerini yutup, kendilerini bile hazmedemezler. Güç isterler, en çok da güç kaldıracını, bol parayı isterler. Bu yetersiz kişiler! Nasıl da tırmanıyor bu çevik maymunlar! Birbirinin sırtına basarak çıkarlar yukarılara, çamura, bazen uçuruma düşerler.
Felsefe
Yeni Put Üzerine
"Devlet tüm soğuk canavarların en soğuğudur. Soğuktur söylediği yalanlar da; ve şu yalan dökülür dudaklarından: 'Ben, devlet, halkın ta kendisiyim."
Sayfa 43 - İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Ali Yücel Klasikleri Dizisi 12. Basım·Kitabı okudu
Reklam
Ayaz, büyük fatih, Put Kıran Gazne Hükümdarı Mahmut’un ahbabı ve kuluydu... Bu kıssada kullanılan her kelimenin üzerinde dur. İslam putlara inanmaz ama bu Müslümanlar tarafından yanlış anlaşılmıştır. Putlara inanmamak başka bir şey, kalkıp başkalarının putlarını yok etmeye başlamak başka. Aslında birinin putunu kırmak demek, olumsuz yönde de olsa o puta inanıyor olmak demek; yoksa o seni niye ilgilendirsin ki? Seninle hiç alakası olmayan bir şey. Mahmut fanatik bir müslümandı. Bu ülkeye ait birçok tapınağı yok etti. Bütün hayatı tapınakları ve putları yok etmekle geçiyor, bir de böylelikle Tanrı’ya hizmet ettiğini sanıyordu. İşte insanın büyük hakikatleri yanlış anlaması böyle bir şeydir.Muhammed, Tanrı’yı temsil edecek bir put yapmanın imkansız olduğunu söylerken haklıydı. Musa da aynısını söyler. Tanrı’yı temsil edecek herhangi bir put yapmak mümkün değildir çünkü Tanrı engindir, uçsuz bucaksızdır. O’nu temsil edecek bir şeyi nasıl yapabilirsin ki? O’na tapmak istiyorsan olduğu gibi tap- dağlarda, ağaçlarda, yıldızlarda, bulutlarda. O dört bir yandadır. Yalnızca O vardır: La ilahe ill Allah- Ondan başka kimse yoktur. Taştan bir put veya tahtadan bir imge yapmaya hiç gerek yok. Anlamsız bu. Bu muazzam değerde bir gerçektir ama Müslümanlar olayın özünü tümüyle kaçırmıştı. Başkalarının putlarını kırmaya başlamışlardı. Eğer Tanrı her yerdeyse, o zaman putlarda da olmalı O. Buna bir de bu açıdan bakın: Eğer Tanrı her yerdeyse, o zaman putta da olmaması nasıl söz konusu olabilir? Demek ki taştan bir putta da var O. Sıradan bir taşın içindeyse, neden yontulmuş bir taşın içinde olmasın? Başkasının putunu da, tapınağını da yok etmeye hiç gerek yok. Cami nedir? İçinde Tanrı’nın hiçbir temsilinin olmadığı bir tapınaktır. İnsanlar caminin yanından geçerken son derece saygılı
Sağlık
Beyaz Mantolu Adam
Kalabalık bir topluluk içindeydi. Başarısızdı. Parası yoktu. Dileniyordu. Caminin önündeydi. Büyük bir camiydi bu. Minareleri, kubbeleri, kemerleri ve parmaklıklı pencereleri filân hepsi tamamdı. Özellikle avlusu: dilenenler için en önemli yer. Bir kenarda duruyordu. Hiçbir hüner göstermediği için ya da acındırıcı bir garipliği olmadığı için ya da kendisini çevreden ayırıp başarısızlığına üzülecek kadar düşünemediği için dilenirken de başarısızdı. Küçük kaplar içinde mısır satmadığı için, çocuklarla ve kuşlarla birlikte, başkaları adına sevap işleyemezdi; ayrıca, ne kırmızı cüppeli bir müneccime benzeyen ihtiyar gibi tekerlekli ve meşin duvarlı ve öğle tatilinde ön duvarı bir kepenk olup sahibini kapatıveren kulübede yaşıyordu, ne de şişman kötürüm gibi nazar boncuklarını ve tespihlerini ve çakmak taşlarını artık satamadığı anda gaz pedalına basıp motosikletli tezgâhıyla oradan hemen uzaklaşabilirdi. Sermayesi ve görünür bir sakatlığı yoktu. Belki, yoldan geçen birini durdurup, hastaneden yeni çıktığını ve hemşehrisi inşaat çavuşuna gidecek parası olmadığını söyleyerek köylü taklidi yapabilirdi; fakat, konuşmadığı için, bu bakımdan da başarı kazanması oldukça güçtü. Caminin duvarına yaslanmaktan başka ilgi çekici bir eylemde bulunmuyordu. Hatta henüz avcunu açma teşebbüsüne bile geçmemişti. Bununla birlikte, güvercinlerin ve mısır kaplarının ve caminin eğimli bir duvar çıkıntısına dizilen cinsel ve dinsel kitapların ve halkı bazı toplumsal kötülüklere karşı uyaran ve ağaç gövdelerine sarılan gazetelerin ve makbuz mukabili iyilik işleriyle uğraşanların yoğunlaştığı sırada; onu sakat sanan başörtülü ve çarşaflı kuru bir kadın, bu gönülsüz dilencinin avcunu çevirerek içine biraz para koydu. Belki de o sırada oldukça yüksekte duran güneş yüzünden gözlerini kırpıştırdığı
Sayfa 13 - Sinan Yayınları 1973 - İletişim Yayınları Bütün Eserleri 4 İstanbul 1987 2.Baskı·Kitabı okudu
Sağlık