İçimizde hepimizin bir putu vardır.
Put dediğim şey bir tanrı değil — eski bir alışkanlık, eski bir haz, eski bir tatmin biçimidir. Yıllarca önünde eğildiğimiz, bizi rahatlatan ama aslında bizi tüketen şey.
Ve sonra bir gün biri bize doğruyu söyler. Ya da kendimiz okuruz, anlarız, içimize işler. “Tamam,” deriz, “artık biliyorum.”
Ama hiçbir şey değişmez.
Çünkü yeni gerçek bizi putumuzdan ayırmaz — biz sadece o gerçeği putun yanına koyarız. İkisi yan yana yaşar içimizde. Bilgi bir rafta durur, put başka bir rafta — ve biz hâlâ eski rafa secde ederiz.
Bak kendine:
Sigaranın seni öldürdüğünü biliyorsun — yine içiyorsun.
O ilişkinin sana iyi gelmediğini biliyorsun — yine dönüyorsun.
Telefonun seni tükettiğini biliyorsun — yine eline alıyorsun.
Bilmek bizi kurtarmıyor.
Phillips’in söylediği tam olarak bu: değişim, yeni bir şey öğrenmek değildir. Değişim, eski putu yıkmaya cesaret edebilmektir.
Ve genellikle yıkmayız. Sadece yanına yenisini koyarız.