Ashabı suffe
Günümüz tasavvuf yaşantısındaki dergâh geleneği Ashab-ı suffa ‘dan beri gelen bir hadisedir. Ashab-ı suffa Hz. Peygamber (sav)'in mescidine bitişik sofada barınan ve İslami tedrisatla meşgul olan sahabilere verilen isimdir. Buradaki ilim tahsil edenlerle bizzat Peygamberimiz (sav ) ilgilenmiş. Halk da buradaki ilim tahsil eden talebelerin yeme içme ihtiyaçlarını karşılamıştır.
Gücü kuvveti yerinde olan Suffeliler, dağdan sırtlarında odun taşımak dâhil olmak üzere ellerinden gelen işleri yaparlar, mümkün mertebe ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırlardı. Yoksa Suffe, bir tembeller yuvası değildi. Son derece ihtiyaç ve zaruret içinde olsalar da, iffet ve vakarları onlara, başkalarından bir şey istemeye izin vermiyordu. Şu ayetin onlar hakkında indirildiği rivayet edilir. [1]
"Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adayıp yeryüzünde dolaşamayanlara; hayâlarından dolayı, kendilerini tanımayanların zengin sandıkları yoksullara verin. Onları yüzlerinden tanırsın; yüzsüzlük ederek insanlardan bir şey istemezler. Sarf ettiğiniz iyi bir Şeyi, Allah Şüphesiz bilir. " [2]
Ashab-ı suffa ile başlayan tekke, dergah oluşumu günümüz koşulları altında yeniden şekillenerek işlevlerini sürdürmektedir. İnsanlara Allah ve Resulünü tanıtmak, sevdirmeye çalışmak, İslami yaşantının temel esaslarının öğretmek, yardıma muhtaç insanlara yardım etmek bu oluşumlar içinde yapılmaya çalışılmaktadır.
Eski dergâhlarda, ribatlarda [3] iş ve işlemlerin yürüyebilmesi için herkesin bir vazifesi bir sorumluluğu vardı. Aşçısı ayrı, temizlikçisi ayrı, dağdan odun getireni ayrıydı. Hiyerarşik düzen için de herkesin görev ve sorumlulukları vardı.
Şimdi günümüzde bu hizmetlerin, bu vazifelerin çoğu ortadan kalktı. Günümüzde yapılacak en önemli, en çok ihtiyaç duyulan hizmet emr-i bil maruf