yeşil

yeşil
@yesilx
Allah’ın sırrı sensin, kalbine yolculuk et.
Ashabı suffe Günümüz tasavvuf yaşantısındaki dergâh geleneği Ashab-ı suffa ‘dan beri gelen bir hadisedir. Ashab-ı suffa Hz. Peygamber (sav)'in mescidine bitişik sofada barınan ve İslami tedrisatla meşgul olan sahabilere verilen isimdir. Buradaki ilim tahsil edenlerle bizzat Peygamberimiz (sav ) ilgilenmiş. Halk da buradaki ilim tahsil eden talebelerin yeme içme ihtiyaçlarını karşılamıştır. Gücü kuvveti yerinde olan Suffeliler, dağdan sırtlarında odun taşımak dâhil olmak üzere ellerinden gelen işleri yaparlar, mümkün mertebe ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırlardı. Yoksa Suffe, bir tembeller yuvası değildi. Son derece ihtiyaç ve zaruret içinde olsalar da, iffet ve vakarları onlara, başkalarından bir şey istemeye izin vermiyordu. Şu ayetin onlar hakkında indirildiği rivayet edilir. [1] "Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adayıp yeryüzünde dolaşamayanlara; hayâlarından dolayı, kendilerini tanımayanların zengin sandıkları yoksullara verin. Onları yüzlerinden tanırsın; yüzsüzlük ederek insanlardan bir şey istemezler. Sarf ettiğiniz iyi bir Şeyi, Allah Şüphesiz bilir. " [2] Ashab-ı suffa ile başlayan tekke, dergah oluşumu günümüz koşulları altında yeniden şekillenerek işlevlerini sürdürmektedir. İnsanlara Allah ve Resulünü tanıtmak, sevdirmeye çalışmak, İslami yaşantının temel esaslarının öğretmek, yardıma muhtaç insanlara yardım etmek bu oluşumlar içinde yapılmaya çalışılmaktadır. Eski dergâhlarda, ribatlarda [3] iş ve işlemlerin yürüyebilmesi için herkesin bir vazifesi bir sorumluluğu vardı. Aşçısı ayrı, temizlikçisi ayrı, dağdan odun getireni ayrıydı. Hiyerarşik düzen için de herkesin görev ve sorumlulukları vardı. Şimdi günümüzde bu hizmetlerin, bu vazifelerin çoğu ortadan kalktı. Günümüzde yapılacak en önemli, en çok ihtiyaç duyulan hizmet emr-i bil maruf
Melekler Zikir Meclislerinde Ne Yapıyorlar Peygamber (s.a.v)' naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar : Şüphesiz ki : Allah Tebareke ve Teâla'ntn bir takım seyyar fazla me­lekleri vardır. Bunlar zikir meclislerini araştırırlar. İçerisinde zikir olan bir meclis buldular mı onlarla beraber otururlar. Ve kanatlarıyla birbirlerini kuşatırlar. Ta ki kendileriyle alt semanın arası dolar. Cemaat dağıldıkları vakit yükselir ve gökyüzüne çıkarlar. Allah (Azze ve Ce'le) onları bildiği halde kendilerine : "Nereden geldiniz?" diye sorar. Onlar da : Senin yer­yüzündeki bazı kullarının yanından (geldik), onlar sana teşbih ediyor, tek­bîr, tehlilde bulunuyor, sana hamdediyor ve senden istiyorlar, cevabını ve­rirler. Teâla Hazretleri : Benden ne istiyorlar? diye sorar : "Senden cenne­tini istiyorlar, derler. Onlar benim cennetimi gördü mü? der. Hayır yâ Rab-bî! cevabını verirler. Acaba cennetimi görmüş olsalar ne yaparlar? der. Melekler : Senden eman dilerler, derler. Benden neden eman dilerler? Diye sorar. Senin cehenneminden yâ Rabbi! diye cevap verirler. Onlar benim cehennemimi görmüşler mi? der. Hayır! cevabını verirler. Acaba cehennerıimi görmüş olsalar ne yaparlar? der. Senden mağfiret dilerler, derler. O da : Ben onları mağfiret ettim, ne diledilerse kendilerine verdim. Ve on­ları eman diledikleri şeyden kurtardım, buyurur. Bunun üzerine melekler : Ya Rabbİ! İçlerinde filân var, günahı çok bir kul. O ancak oradan geçer­ken onlarla beraber oturdu, derler. Teâla Hazretleri : Onu da affettim. On­lar öyle bîr cemaat ki, onlarla düşüp kalkan şakı'olmaz, buyurur.»(Müslim 2689/25)
Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Dört şey Arşu'r-Rahman'ın altındaki hazineden (Cennet hazinelerinden) indirilmiştir. Bunlar Fatiha-i Şerif, Ayete'l-Kürsi, Sure-i Bakara'nın sonu (Amenerresulü) ve Kevser Suresidir." (El-Mütteki, Kenzu'l Ummal, 1/558)
Allah Resûlü (sav), amcası Ebû Talib’in ölümü sırasında ona “La İlahe İllallah” demesini telkin ederek “bunu söyle ki kıyamet gününde sana şahitlik edeyim” buyurdu. Ebû Talib reddetti. Bunun üzerine şu ayet indi: “Şüphesiz sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Dilediğini hidayete erdirecek olan ancak Allah’tır.” [Kasas 56] [Müslim | İman 41]
İçlerinden zulmedenler hariç, Kitap ehli ile ancak en güzel bir yolla mücadele edin ve (onlara) şöyle deyin: “Biz, bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim ilâhımız ve sizin ilâhınız birdir (aynı ilâhtır). Biz sadece O’na teslim olmuş kimseleriz." Ankebut 46