---Yaşamak---
Her iki sayfasında mendilimi ha ağladım ha ağlayacağım diye hazır tuttuğum melankolik ve trajedik romanımızın konusuna geçmeden önce kurguyu daha iyi anlamamızı sağlayacak tarihsel bağlamına hadi gelin şöyle bir göz atalım.
Roman, Çin’in 20. yüzyıldaki iç savaştan başlayıp 'Büyük İleri Atılım' ve 'Kültür Devrimi’ne kadar uzanan politik dönüşümlerini, bu hareketlerin sıradan insanların gündelik hayatlarına nasıl dalga dalga nüfuz ettiğini gösterir. Yu Hua’nın kendi çocukluğu 'Kültür Devrimi' dönemine denk geldiği için eserlerinde politik hareketlerin bireysel yaşamlara etkisi sıkça işlenir; -Yaşamak- hem kişisel trajediyi hem de toplumsal yapının getirdiği sistemik kötülükleri birlikte kurar. Bu yüzden eser aynı zamanda edebiyat-sosyoloji perspektifiyle okunur: bireyin varoluş mücadelesi ile tarihsel süreç arasındaki ilişkiyi mekik dokutarak sayfaları gezdirir.
Şimdi kurguya gelecek olursak, ağır psikolojik ve zor tercihlerin koktuğu bu roman, Fugui adlı bir adamın yaşamını, zengin bir ailenin mirasını kumarda kaybetmesiyle başlayan, 1940’lardan 1970’lere kadar olan dönemde, Çin’in kırsalındaki büyük toplumsal dönüşümlerin gölgesinde anlatır. Fugui’nin ailesi tek tek parçalanır: yoksullaşma, askere alınma, kıtlık, zorunlu kolektivizasyon ve Kültür Devrimi dönemindeki baskılar sonucunda karısı, çocukları ve torunu ölür; en sonunda Fugui yalnızca yaşlı bir öküzle kalır. Anlatı, yaşama devam etmenin hem trajik hem de etik yönünü merkezine alır.
Romanın ana temalarına bakacak olursak daa,
ilk olarak 'Yaşama iradesi / hayatta kalma': roman “yaşamak”ın ne anlama geldiğini, insanın acı karşısında nasıl devam ettiğini, neleri istemeye istemeye göz ardı etmeleri gerektiğini, hatta içinden çıkılmaz yüz kızartıcı hallerin insanı ne kadar zor duruma sokup sadece