Benim durduğum yerden, her şey yanlış görünebilir.
'Öyle ki Musa (aleyhisselâm)'ın Hızır ile geçirdiği yolculukta gördükleri akla ve zahire sığmıyordu. Yol boyunca Hızır (a.s.) sebebiyle bir tekne zarar gördü, misafirperverlik göstermeyen bir belde için duvar onarıldı; meğer o duvar, iki yetim çocuğun hazinesini koruyordu. Musa (as) gördükleri karşısında hikmetini anlamaya yöneldi. Çünkü o anda görünen, işin sadece zahiriydi; tıpkı bizim çoğu zaman baktığımız gibi, anın dar çerçevesi... Yolculuğun sonunda ise Musa (as)'ın tüm sorularının hakikati açığa çıktı. Ayette şöyle buyruldu: "İşte senin sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur." (Kehf, 82). Teknede kırık, çocukta kayıp, duvarda karşılıksız emek vardı; fakat hepsinin ardında, ancak sabırla görülebilen ilahî bir hikmet saklıydı. Bu ayeti tefekkür ettiğimde anladım ki mesele, Musa (as)'ın yaşanan olayların gerçek yüzünü görememesi değildi; mesele, insanın bulunduğu yerden ancak dar bir çerçeve görebilmesiydi.
Öyle ki biz sadece önümüzde duran sahneyi görürüz; Allah ise bizim için perdenin arkasını, sonunu ve yıllar sonra doğacak neticeleri görüyor. Bu yüzden bazen hayatımızda kırılan şeylere baktığımızda onların gerçekten kayıp olup olmadığını bilmiyoruz. Geciken cevapların gerçekten gecikme mi yoksa korunma mı olduğunu da... Bizim gördüğümüz yalnızca bugün; Allah'ın gördüğü ise yarınların iç içe geçmiş hikmetidir.
Belki de bazı kapıların kapanması reddedilmek değil, yönlendirilmektedir. Belki bazı gecikmeler mahrumiyet değil, kalbi koruyan bir rahmettir. Ve belki de benim yanlış sandığım şeyler, Allah katında yerli yerinde bir hikmettir. Bu yüzden artık her şeyi hemen anlamasam da şunu hatırlıyorum: Ben anı görüyorum, Allah ise her şeyi biliyor. Ve kulun görevi her şeyin iç yüzünü görmek değil; bazen sadece