Dinin emirlerini gözetmek gerekli olsaydı, bunu en iyi âlimler yapardı. Halbuki falanca meşhur şahış faziletliler arasında sayıldığı halde namaz kılmıyor, bir başkası şarap içiyor, öteki vakıf malı ve yetim malı yiyor, diğeri hükümdarın pisliğiyle geçiniyor ve haramdan sakınmıyor, filanca da rüşvet karşılığında mahkemede hüküm veriyor ve şahitlik yapıyor. Örnekler böylece sürüp gidiyordu.
Fezayı bağlayarak yorgun kanatlarına Bir güvercin uçurup kıtalar arasından Çağırdın beni
Geçerek birer birer sürgün kanyonlarını Derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına Yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı Yıkarak yalnızlığa kurduğum sarayımı Yetim çığlıklarımı duyurmak üzre sana Koşup geldim; iliştir beni memnu bahtına
Adını söylemek istemiyorum
Her hecesi amansız bir kor dudaklarımda
Her harfine yıllardır şimşeklerle yarıştım Zindanlara karıştım, ölümlerle tanıştım
Adını söylemek istemiyorum
Rüveyda dediğim zaman Anla ki, senin için yürüyor kelimeler Çığlığımın atardamarlarından
“Ümit ederim ki Nihal sizi çok sıkmayacak” demişti; “biraz şımarıkça büyüdü, fakat tabiatında bir uysallık var ki şımarıklığının fazlasını affettiriyor. Ben bir hayli zamandan beri onunla meşgul olamıyorum. Hatta bilmem niçin, belki bensiz kalıverecek korkusuyla onu olabildiğince görmemek, düşünmemek istiyorum. Nihal size yetim kalmış bir çocuk gibi bırakılıyor demektir. Siz onun için bir öğretmenden çok bir anne olacaksınız...”
Sayfa 54 - Türkiye İş Bankası Yayınları 13. Basım·Kitabı okuyor