Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel kitabı bazı yayınevlerinde Gün Uzar Yüzyıl Olur şeklinde çevrilmiştir. İçeriği ile ismi bütünleşik böylesine kitaplara çok nadir rastlanır diye düşünüyorum. Gün uzar yüzyıl olur. Bir gün bir insana nasıl yüzyıl gelebilir diye düşünüldüğünde elbette akla bir ölüm gelir ve o an geldiğinde insan kendini zamandan soyutlar ve çok farklı bir boyutta geçmişi ve anıları ile yüzleşir.
Kitap bir tilki üzerinden bozkırın betimlemesi ile başlar ve okur, o betimlemelerde daha ilk andan Aytmatov’a hayran kalır. Hayran kalmamak elde mi! Okuru mest etmek için kelimeleri ve cümleleri usta kaleminin mürekkebini herhangi bir kâğıt parçası ile buluşturması yeterli. Aytmatov da gözlemlediğim sadece betimleme yeteneği mi kesinlikle hayır. Tüm samimiyetimle ifade etmek isterim; ben bu zamana kadar okuduğum kitaplar arasında böyle bir anlatım biçimi görmedim. Aytmatov bir olayı anlatırken kimi zaman bireyler üzerinden, kimi zaman tren gibi cansız nesneler üzerinden kimi zamanda kuş veya tilki gibi bir hayvan üzerinden yazımını güçlendiriyor. Sanki elinde bir kamera varmışçasına farklı farklı açılardan olayı, bireyleri ve ruh hallerini okuyucuya gösterircesine yazımda bir ustalık sergiliyor.
Aytmatov’un kitabında oluşturduğu karakterler hayatın içerisinden basit ama hep iyi insanlardı benim nazarımda. Öyle ki Aytmatov kötü karakter dahi yaratamayacak kadar iyi bir insan izlenimi bıraktı bende. Peki, kitapta kötü olan neydi? Kitapta kötü olan devlet ve politikalarının yanında doğru ve yanlışı ayırt ederken başkasının vicdanlarına sığınan bireylerdi.
Kitap bünyesinde farklı farklı efsanelerde Aytmatov’un usta kalemi ayrıcalığı ile okura yansıtılmıştır. Mankurt efsanesi, Ana-Beyit efsanesi, Raymalı Ağa efsanesi gibi. Okuyup da hüzünlenmemek ve ders
Bu kitap o zaman ''Kitaplık'' olan kütüphaneme girdiğinde 7. sınıf öğrencisiydim. Kitabı satın aldığımız gün dün gibi aklımda. Babamın bana ilk aldığı kitap buydu. İşin cilveli yanı ise kendisi ağır şekilde Türk-İslam sentezini benimser. 8. Sınıf öğrencisi için pek ideal olmayan bu kitabı babama neden aldığımızı sorarken aklım ''Gençlik kitapları'' reyonunda idi. Bana verdiği cevap şu yöndeydi. '' Her fikri ölç, tart biç, düşüncelerin kulaktan dolma değil, kendine ait olsun. Sana ait olmayanı düşüneni daha çok sev, hayat gerçekten farklılıklarla güzel, bu çocuklar zamanında memleketleri için bir şey yapmaya çalıştılar, onları anlayamadık Dursun önkuzu da bizim, denizlerde bizim dedi (hemen hemen cümle tamamiyle böyle)'' Ki kendisi 69 lu ve bu idamlara karşı herhangibi bir sorumluluğu da yok.. O günden sonra biriktirdiğim tüm düşünce ve ideolojileri kendim ölçüp tarttım benimsedim, kabullendim.... Bugün yeniden baştan sona bu kitabı okuyup bitirmenin buruk sevincini yaşıyorum. Açık yüreklilikle söyleyebilirim ki taban tabana zıt görüşlerimiz olsa da Türkiye tarihinin en acı en can yakıcı olaylarından biri. Benim için hayatıma yön veren kitaplardan oldu. Şunu tüm kalbimle söylüyorum ki ( Siyasi cinayet ve idamlara karşı çok sert çizgilerim var ) keşke yaşamalarına izin verilse bu cinayet işlenmeseydi. Keşke çocuklarını ve akabinde torunlarını görecek kadar sıhhatli bir yaşamları olsaydı. Keşke, keşke....