Okumaya ilk başladığımda karakterle empati kurdum ama aklımda hep idamın kaldırılması gerçekten gerekli miydi sorusu vardı. Şu anki yüzyılda bile binlerce caniyle iç içe yaşarken o dönemlerde kimbilir insanların canları nasıl yanıyordu. Şimdi Bile idam gelsin dediğimiz durumlar oluyor. Evet idam insancı bir durum değil ama bir kız çocuğunu bırakacak idam cezasına çarptırılan adam acaba kaç çocuğu babasız bıraktı? Ya da bu insanlar kaç kadının hayatını söndürdü?
Ben biraz bu çelişkiyi yaşayarak okudum. Evet çok üzüldüğüm yerler oldu ama aklımda hep acaba idam kaldırılmakla doğru mu yapıldı yanlış mı sorusu kaldı.
Okuduktan sonraki gece uyumakta zorlandım karanlık bir yerde kapalı kaldım hissi yaşadım. Bir de kitabın sonu etkiledi beni. İnsanlar son saniyesini yaşarken bile bir ümide tutunuyor. Celladın önünde ama aklından geçen şey, daha önce bu tarz suçların affedildiği. Korku kadar ümide bağlı yaşıyoruz ümidimiz olmasa nefes almak İçin sebebimiz olmayacak. Adamın aklından geçen artık son ana geldim hayat bitti değil, bu suçtan daha önce insanlar affedildi belki beni de affederler. Bu kısmı düşündürücüydü.
Son sayfalarda şu cümle geçti bir de, “cellatlar ne kadar kibar insanlar.” Bunu nereye çekersem gider öyle bir cümle. Aklımda çok çevirdim… Şu an bile etrafımızda ne cellatlar var ama yüzümüze gülüyorlar.
Victor Hugo
Okuduğum en iyi kitaplardan biriydi. Duygusal olarak çok yerde etkilendim, empati kurduğum İçin ağlayarak okudum. Sonuçta hepimiz birer engelli adayıyız, farkındalık açısından bu tarz kitapların herkes tarafından okunması gerektiğini düşünüyorum.
Başta akıcı olmayacağını düşündüğüm için tereddütte kaldığım ama sonra ders aralarında bile iki sayfa olsun mutlaka okumaya çalıştığım, Şevket Rado’nun radyoda yaptığı çok başarılı söyleşilerden oluşan bir derleme olmuş. Hak ettiği değeri göremediğini düşünüyorum... İsterseniz roman okurken arada bir iki söyleşi okuyabilirsiniz ya da benim gibi araya kitap katmadan aralıksız okursunuz. Size kalmış.
Hayata bakışınızı pozitif etkileyeceğine inandığım bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Keyifli okumalar.
Kitabı okuyalı biraz zaman geçti ama yinede kısa bir değerlendirme yapmak istedim.
Hayatımda ilk defa bir kitap karakterini -deyim yerindeyse- alnının çatından vurmak istedim... Bir karadeniz atasözü şöyle der; “herkesin damaruna basun ama bizimkindan atlayarak geçun.” Direk tüfeğe sarılma eğilimimiz genlerden geliyor Neyse konumuz bu değil.
Karakterimiz, bir adamın yapmaması gereken ne varsa hepsini yaptığı için kendisinden nefret ederek okuyorsunuz kitabı. Ama bu kitabı bitirme isteğinizi törpülemiyor, aksine çok hızlı akıyor iki gün gibi bir süre bile fazla bu kitap için. Olaylar hızlı ilerliyor ve film izler gibi aklınızda canlandırarak okuyorsunuz. -Filmi de var kitabın, 1994 yılında çekilmiş. İngilizce altyazıya çevirmişler ama Türkçe çevirisi yok.-
Toparlayalım konuyu, bir söz vardır diyeceğim yine; “edebi edepsizden öğrendim” diye. Bence kitaptan çıkaracağımız kıssadan hisse olayı bu. Spoiler olmasın diye olaylara değinmiyorum, okunmasını tavsiye ediyorum, ama sinirlerinizin bozulacağını ve üstüne bir süre savaş ve aile facialarıyla ilgili kitap okumak istemeyeceğinizi de not ekleyeyim. İyi okumalar diliyorum herkese.
Yu Hua