“Habil’in öldürülmesinden önce var olan ve kıssanın başlangıç bölümü sayılacak şey nişanın ta kendisiydi. ortada bir adam, bu adamın yüzünde de bir nişan vardı, başkalarını korkutan bir nişan. kimse ona el sürmeyi göze alamıyor, adamın kendisi olsun, çocukları olsun, bu nişan başkalarında saygı uyandırıyordu. belki de, hatta kesinlikle denebilir ki, adamın alnında gerçek bir nişan, öyle postanelerdeki damga gibi alna vurulmuş bir damga yoktu çünkü böyle kaba bir şeyle pek karşılaşılmaz hayatta. akla daha yakını, yüzde pek algılanamayan korkutucu bir şeyin, gözlerde insanın alışık olduğundan daha üstün bir zekâ ve cesaret belirtisinin seziliyor olmasıydı. öyle bir adamdı ki bu, otorite sahibiydi, herkes kendisinden çekiniyordu. alnında bir 'nişanı’ vardı çünkü. herkes istediği gibi yorumlayabilirdi bunu ve 'insan' da kendisi için rahat olan, kendisini haklı gösteren yorumu seçer hep. Kabil'in çocuklarından herkes korkuyordu çünkü bir 'nişanları' vardı. senin anlayacağın, nişana gerçekte bir üstünlük belirtisi değil, bunun tersi bir gözle bakılıyordu. söz konusu nişanı taşıyanların korkunç kimseler olduğu söyleniyordu; gerçekten de öyleydiler hani. cesaret ve karakter sahibi kişiler, başkalarına her zaman pek korkutucu görünür çünkü; korkusuz ve korkutucu insanların soyundan gelen kişilerin ortalıkta dolaşması ise pek hoşa gidecek şey değildi, dolayısıyla bu soya bir lakap yakıştırılıp bir kıssa düzüldü; böylece yapılanların öcü alınmak, çekilen korkuların acısı biraz olsun bu yoldan çıkarılmak istendi. bilmem, anlıyor musun beni?"