Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Resme mi yoksa kitabın başlığına mı, hangisine inanmalı? Nasıl sıyrılmalı bu çelişkiden? Foucault'nun dediği gibi Magritte, resim ile yazıyı birleştirdiği bu tablosunda görüntüye ve dile ortak bir alan ve ölçek yaratmış olur. Bir resim dahilindeki sözcüklerin, harflerin görüntülerinden başka bir şey olmadığını ileri sürerek zihnimizin bu ikisini farklı değerlendirdiğini vurgular. Bu bakış açısı Klee'nin resimlerini de anımsatır bir bakıma.
Rene Magritte'in bir pipoyu resmettiği İmgelerin İhaneti adlı tablosunda, pipo resminin hemen altında "Bu bir pipo değildir." (Ceci n'est pas une pipe.) yazar. Resim, alıcısına eğlenceli görünür ilk başta. Öyledir de. Sonuçta karşımızda bir pipo vardır ve hemen altında bunun bir pipo olmadığına dair bir iddia. Fakat önemsiz ve altyapısız, öylesine yapılmış bir ironi değildir bu. Magritte aktarmak istediğini büyük bir ustalıkla sindirir eserine; elbette okuyabilene... Bir resimle olan iletişimimizin başlangıcında sanatçının imgelemiyle ve bu imgelemi kendine özgü yansıtma şekliyle, yani bir yabancının "usul"üyle karşı karşıya kalırız. Bir metni anlamak için yazıları tanımayı ve okumayı bilmenin elzem oluşu gibi resimlerdeki sembolik altyapıyı algılamak da öncesinde bir temel edinmeyi gerektirir. Bize yabancı olanın içine girebilmenin bir vasıtası da yolu başkasının yürüyüşünü izleyerek, ayak izlerinden giderek öğrenmektir. Michel Foucault'nun Bu Bir Pipo Değildir adlı eserinin de yardımıyla bu resimden yola çıkarak Magritte'in çalışmalarında kurduğu imgelemin elimden geldiğince içine girmeye çalışacağım.
Gerçeküstücülük akımının en bilindik isimlerinden olan Rene Magritte, resimlerinde düş ile gerçeği birleştirir; birbirine zıt olanları bir arada kullanarak zihnimizin bağdaştırmaya olan meylinin önünü keser. Bunu yapmak için
Dış görünüşe rağmen, kuş, çiçek ya da yağmur formundaki bir kaligram, "bu bir güvercindir, bu bir çiçektir, bu bir sağanaktır" demez; bunu deyince ve sözcükler konuşmaya başlayıp bir anlam sununca, kuş uçmuştur ve yağmur kurumuştur bile. Kaligram, kendisini görene, bu bir çiçektir, bu bir kuştur demez, diyemez. Kaligram, böyle bir olumlayıcı önerme ileri süremeyecek ölçüde formun içine kıstırılmış ve benzeyişe dayanan canlandırmaya boyun eğmiştir.