‘’Türk vatanının ziyneti, Türk tarihinin serveti, Türk milletinin gözbebeği İstanbul…’’ 100. yılda, bir dünya kenti olarak nasıl bir İstanbul ve onun için nasıl yönetim beklersiniz?
Evvela cebi dolu olmasa bile gözü tok olmalı. Şahsi namus eğilimi yetmez; parti genel merkezindekilerin İstanbulluların sırtından genel merkez masraflarına karşı (!) talep ettiği meblağa da ‘’hayır’’ diyebilmeli… Geçmişte ‘’hayır’’ diyen bir-iki kişi oldu; onlarla birlikte hemşehriler de kaybetti ama zaman en iyi hekimdir. Bu gibi mağdurların başı gene taçlanır; hemşehriler mutlu yönetilenler ve onlarda iyi yöneticiler olarak tarihe geçer. Çünkü İstanbul arşınla ölçülemeyecek kadar dağınık ve büyük, kendine has gelişmesi olan bir dünya şehridir. İstanbul yarım akılla kavranmaz. Her şeyden önce İstanbul’a inanmak gerekir. Onun geleceğine inanan, onu seven ve bu dünyada İstanbullu olduğu için yaşamına şükreden insanlar bu şehri yönetebilir. İstanbul’un belediye başkanı olmak , İstanbullu olmaya yetmez. İstanbul belediye başkanı bu şehri yönetmenin çileli bir imtiyaz ve misyon olduğunu anlamalıdır.
İstanbul’u her gün gezdiği yerleri inceleyen ve tespit eden adamlar yönetebilir. İstanbul belediye başkanı güzellikten anlayan değil, ona adeta tapınan biri olmalıdır. Belediye başkanı paraya, mevkiye değil, muhteşem şehrin vereceği hazza tırmanmaya çalışan biri olmalıdır. İstanbul’un belediye başkanı avamfiribane (popülist) tavırlarla şehri dolduran, arazilerini yağmalayan hatta su kaynaklarının üstüne yayılan kitleleri değil; şehrin sağlığına, orada yaşayan canlı cansız bütün İstanbulluların yani sadece insanların değil, kuşların ve ağaçların hukukunu da koruyan adam olmalıdır. Bu keyfiyeti havsalası almayan ve kendine ait olmayan tapuları dağıtarak oy satın almayı düşünen adamlara bu şehir rey