Etik, İnsan'ı Kötü-olmayanla ve dolayısıyla mutluluk ve yaşamla tanımladığı için ölüm karşısında hem büyülenir hem de onu düşünceye kaydetmeyi beceremez. Bu ödün sonucunda, ölümün kendisi, mümkün olduğunca gizli bir seyirlik gösteri haline, salt bir yokoluş haline dönüştürülür ...
Sayfa 49·Kitabı okudu
Felsefe
Kırılganlık! Varoluşumuzun derinliklerine inebilmemize izin veren işte bu sözcüktür, çünkü onun kırılganlığı-buna bağlı olarak, hayatımızın kötülüğü ve kısalığı-insani varoluşun temel sorusudur. Evet bu devrimci sözcük -iktidara böylesine vurgun, böylesine gömülü olunan, derin bir gurura sarmalanmış, biyolojik hayatın put, ruhsal hayatın ağırlık olarak görüldüğü günümüzde- en sansasyonel sözcük kırılganlıktır. Kırılganlığımızı incelemek bizi doğrudan varoluşun gizemine götürür. Dünyaya geldim ama bilmem neden, ne zaman gideceğimi de bilmem, zaten bunu kimse -azizler, bilgeler bile- bilmez çünkü ölüm perdeli gözlerimizden hâlâ gizlenen bir anlamla çıkagelir. Oysa hayatımızı daha derin kılan işte bu ölüm, bu yokoluş, bizi günlerimizin kaderi üzerinde kafa yormaya iten görünürdeki hiçliktir. Sorgulama insan doğasının ta kendisidir. Görüşüme göre olağanüstü bir ruhsallıkla donanmış olan hayvanlar kendilerini sorgulamayı bilmezler. Bizi, anlamı aramaya iten yay bu sorgulamadır ama gene de sorgulamanın gerçekleşmesi için bazı varsayımların olması gereklidir; bunların ilki de kendimizin karşısında sessizce durabilmektir ki, bu postmodern insan için hayli zordur. Sessiz durmanın yanı sıra gözlerimizi-belki yıldızlı bir gecede- göğe kaldırmalı ve başlarımızın üzerindeki o müthiş parıltının, dünyanın, enginliği ve bilinmezliği bize bir hiç hissettirerek ışıldayan sonsuz sayıdaki güneşin ne olduğunu kendimize sormalıyız. Olağanüstü küçük olduğumuzu hissettiğimiz bu anda, gayet net bir biçimde olağanüstü büyük olduğumuzu da hissederiz. Yıldızlarla dolu duru bir gecede bizi saran-dünyanın tüm kültürlerinde yaşayan bütün insanlarla ve belki büyük maymunlarla da paylaştığımız büyük heyecan güzelliğin heyecanıdır.
Sayfa 127·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yepyeni bir gelecek haritası çizeceksin şimdi bugüne dek yaşadıklarının ötesine geçen; ötelerde biryerlerde yeni yerlere götüren yeni yollar belirleyen bir harita: kendine doğru artık yokoluş olarak dokunmayan; varoluş yerlerini de yeniden belirleyen bir harita... evrenin ve dünyan gökyüzün ve yeryüzün değişecek artık,şimdi,işte!
Seçim Senin... İki Yol Var!
Bilgelik bize her şeyi yapmanın iki yolu olduğunu öğretir: biri Yaradan'ın yasalarıyla uyum içinde kalarak, öteki bunun tersini yaparak. Bir ev kaya üzerine de inşa edilebilir, kum üzerine de. Dıştan bakıldığında eşit görünebilirler ama kum üzerine kondurulan ilk yağmurda yıkılacak, yok oluşa ve ölüme yol açacaktır; oysa kaya üzerinde yapılan içindeki insanları koruyarak ayakta kalacaktır. Bu her şey için geçerlidir. Her türlü ilişkide, giriştiğimiz her türlü etkinlikte, eninde sonunda önümüzde iki yol açılacaktır. Ya sahip olmak için yaşayabiliriz ya da inanç birliği için. Ya kudret için yaşayabiliriz ya da aşk için. Ya mutlak olduğuna inandığımız kendi dar ufkumuzla yaşayabiliriz ya da alçak gönüllülükle, sınırlı bir görüşe razı oluruz ve bu görüşte hayat şimdi, ebediyen olacağı üzere olağanüstü bir gizemle ortaya çıkar ve gizem bizden mutlak saygı bekler. Dünyamızın önünde bulunduğu yol ayrımı budur: Her şey mümkündür ve meşrudur diyen Faustvari çılgınlık içinde devam etmek ya da durmak ve rotayı değiştirmek. Yokoluş da, kurtuluş da bizim elimizde. Seçim yapma sorumluluğu bize düşüyor.
Sayfa 20·Kitabı okudu
Yepyeni bir gelecek haritası çizeceksin şimdi, bugüne dek yaşadıklarının ötesine geçen; ötelerde bir yerlerde yeni yerlere götüren yeni yollar belirleyen bir harita : kendine dogru artık yokoluş olarak dokunmayan; varoluş yerlerini de -yeniden- belirleyen bir harita ...
Sayfa 36·Kitabı okudu
Alıntı
“ Yunanlılar” diye yazmıştır” vücuda geliş ve yokoluş hakkında yanlış bir anlayışa sahiptir. Hiçbir şey var ya da yok olmaz; olsa olsa var olan şeylerin karışımı ve ayrışımı söz konusudur. Dolayısıyla vücuda gelmekten karışım, yok olmaktan da ayrışım olarak söz edilmelidir.” bu kabul edilebilir. Fakat bu” şeyler” nedir? Onları bir araya getiren ve ayıran şey nedir? Nasıl, ne zaman ve niçin yaratılırlar? Kim tarafından? Bana göre üzerinde uzun uzun düşünüleye değer bir şey varsa o da yaratılıştır.