İnsandan ve bütün canlılardan iğreniyorum. Kendimdense nefret etmekten yoruldum ve bu konuda hiçbir şey hissetmiyorum. Oksijenle alışverişi olan her yaratık midemi bulandırıyor. Gözkapaklarımı derime kaynak makinesiyle yapıştırmak istiyorum. Bir canlı daha görmemek için! Ellerimden, ayaklarımdan korkuyorum. Kalabalıklardan korkuyorum. Tek isteğim, bütün düşündüklerimi içinde barındıran beynimi bedenimden yırtıp uzay boşluğuna fırlatmak. Bedenim olmadan, sadece ve sadece var olduğumu bana hatırlatacak olan zihnimin uçmasını istiyorum. Buna ruh diyenler de var. İlgilenmiyorum isimlerle. Sadece hiçliğin içinde bedensiz bir zihin olmak istiyorum. Sadece bir düşünce olarak var olmak! Tek aklıma gelen bu, yaşama acımdan kurtulmak için. Sonsuz hiçlikte yüzen bir düşünce. O kadar!
Hiç unutmayacağım gibi yaşamaktan, hafızamın aldatışlarına, kandırışlarına güvenmekten, sabahlara kadar hayal etmekten yoruldum, kalbimin çarpıntılarından, bekleyişten. Tren tekrar geçecek, geçip giden vagonun penceresinde o!
Benden uzaklaştığını gördükçe, geriye yalnızlık, bir başınalık, yine bir başınalık kalınca, tevekkülle içime kapandım. Yaşamaya devam etmek lâzım geldi. Yeniden kaleme sarıldım.
"Zihnim sürekli geçmişin muhasebesini yapıyor. 'Keşke o gün öyle demeseydim', 'Keşke o ortama hiç girmeseydim' diye diye bugünü yaşamayı tamamen unutuyorum. Kendi zihnimin içinde hapis kalmaktan çok yoruldum."
"Kendimi çok seviyorum ama aynı zamanda kendimden nefret ediyorum. Kendime çok güveniyorum ama aynı zamanda dünyanın en aciz insanı gibi hissediyorum. Bu iki uç arasında savrulmaktan çok yoruldum."