üç kere üç dokuz eder
bilirsin
birin karesi birdir
kare kökü de
bilirsin
“mutlu aşk yoktur”
bilirsin….
ama baharda ya da dışarda
sonsuz gögün altında
aşkın aşkla çarpımı
nedendir bilinmez
garip bir biçimde
hep sonsuzdur…
kare kökü de yoktur…
Çok etkileyici bir roman değildi benim için ama kötü de değildi.
Fazılın hayatına birileri giriyor, bir şeyler yaşıyorlar, sonra onlardan bir şeyler öğreniyor.
Edebiyat, antropoloji, ülke gündemi, mitoloji...
Ve Fazıl karakteri şekilleniyor.
Hepimiz gibi Fazıl da yaşadığı şeylerin toplamı oluyor yani.
Kitabın sonunda kehribar renkli ışığı bekleyen Fazıl bir klişe, o Fazılı oluşturan etkenlerse tesadüftür diye yorumlayabiliriz sanırım Kaan Hocanın deyişiyle.
Hayat Hanım'a gelecek olursak benim için tam bir soru işareti olarak kaldı. Kimdir, nedir, geçmişi nasıldı hiçbir sorunun cevabı yok.
Ya da şimdi düşündüm de, aslında boşlukların olması daha mı iyi oldu.
Hayat hanım insanları etiketleyerek, tanımlayarak almıyor hayatına çünkü. Bizim de kendisini kalıplara sokmadan kabul etmemizi istemiştir belki.
Bunun dışında en çok Nermin ve Kaan hocanın olduğu kısımları sevdim. Bir de Hayat Hanım'ın belgesellerini. Mesela artık dünyanın her yirmi bin yılda bir titrediğini ve o anda ne olacağını biliyorum.