Seda Dağdelen

Seda Dağdelen
@yucesedaa
Her kitap, başka bir Seda’yı gün yüzüne çıkarıyor. Unutmamak için burdayım, kitapların bendeki tesiri burada! Peki, sen hikayelerin neresindesin?
İnferis: Sıradışı Bir Polisiye
Puan vermedi·368 syf.··
2025 14. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2025 14:03
Mahfi Eğilmez’i ekonomi yazılarıyla tanırdım, ancak İnferis adlı romanı beni hem şaşırttı hem de düşündürdü. Ekonomi dünyasındaki yolsuzlukları ve kamu ihalelerindeki karanlık ilişkileri bir cinayet soruşturması üzerinden anlatması, romanı klasik polisiye türünün dışına taşıyor. Sadece bir suçun peşinden gitmiyoruz; suçun beslendiği ortamı, sistemin çarpıklıklarını ve karakterlerin içinde bulunduğu etik ikilemleri adım adım görüyoruz. Roman, iş insanı Mehmet H.’nin köşkünde ölü bulunmasıyla açılıyor. Bu olay ilk bakışta bir intihar gibi görünse de, kısa sürede cinayet olabileceği anlaşılınca devreye Komiser Cengiz, maliye müfettişi Murat, savcı Selim ve gazeteci Ali giriyor. Bu dört karakterin farklı bakış açılarıyla olayı çözmeye çalışmaları, romana çok katmanlı bir yapı kazandırıyor. Özellikle Murat karakteri –ki bir maliye müfettişi olarak devletin iç işleyişine ve yolsuzluklara en yakından tanıklık eden kişi– bana yazarın kendi geçmişinden izler taşıyor gibi geldi. Murat’ın hem mesleki titizliği hem de sanata olan ilgisi, karaktere çok yönlülük katıyor. Anlatım dili oldukça sade ve akıcı; teknik terimlere girse bile okuyucuyu kaybetmiyor. Ancak zaman zaman diyalogların biraz fazla uzatıldığını ve karakterlerin konuşmalarında bir miktar yapaylık sezdiğimi de söylemeliyim. Buna rağmen kurgunun geneli sürükleyici, hatta bazı bölümler adeta bir belgesel niteliğinde. İsviçre’deki banka hesapları, şirketler arası gizli anlaşmalar, rüşvet defterleri gibi detaylar romanın gerçekçiliğini artırıyor. Teknolojinin kullanımı da romana çağdaş bir hava katıyor. Özellikle karakterlerin konum paylaşarak iletişim kurmaları gibi detaylar, bu hikâyenin günümüz Türkiye’sine ait olduğunun altını çiziyor. Yolsuzluk sadece bir tema değil; sistemin damarlarına işlemiş bir kanser gibi
1000Kitap
İnferisMahfi Eğilmez · Remzi Kitabevi · 20211,205 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Yılanı Öldürmek mi, Korkuyu Susturmak mı?
Puan vermedi
Yaşar Kemal’in diline her zaman hayranlık duymuşumdur. Onun anlatımı öyle güçlü, öyle kendine has ki, kelimeler yalnızca birer araç olmaktan çıkıp adeta birer canlıya dönüşüyor. Yılanı Öldürseler de bu büyülü dilin en derin biçimde hissedildiği eserlerden biri. Romanı okurken sanki Yaşar Kemal’in kurgu kasabası Aznavar topraklarının kokusunu burnumda hissettim. Karakterler o kadar sahici, o kadar içten anlatılmış ki sanki hepsini yıllardır tanıyormuşum gibi geldi. Özellikle Hasan’ın içine düştüğü çelişkiler, annesinin gölgesinde şekillenen kaderi beni derinden etkiledi. Yaşar Kemal, bu romanda bireyin toplumsal yapı içindeki sıkışmışlığını öyle yalın ama öyle çarpıcı bir şekilde anlatıyor ki, okurken içim titredi. En çok da dilindeki o şiirsellik beni büyüledi. Cümleler zaman zaman bir türkü gibi akar, zaman zaman tokat gibi çarpar yüzüne. Her satırında Anadolu’nun sesi, rengi, kokusu var. Hikâyenin trajikliği kadar dili de insanın içine işlerken beni yine Yaşar Kemal’in anlatıcılık kudretiyle baş başa bıraktı. Yılanı Öldürseler, sadece bir roman değil; gelenek, töre, aile ve birey olmanın sancılarını anlatan güçlü bir insan hikayesi. Okudukça kendime, çevreme, topluma dair daha fazla düşünmeye başladım. Yaşar Kemal’in diliyle bir kez daha gördüm ki, bazı gerçekler ne kadar acı olursa olsun, anlatıldığında hem yaralar hem de iyileştirir. Yılanı Öldürseler
1000Kitap
Yılanı ÖldürselerYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202028,1bin okunma
Kökü Darağacında, Yaprağı Umutta: Darağacında Üç Fidan
Puan vermedi
Nihat Behram’ın Darağacında Üç Fidan kitabını yıllar önce okumuştum. O günden bu yana ne zaman 6 Mayıs gelse, içimde bir sızı uyanır, aklıma ilk bu kitap düşer. Bugün, 6 Mayıs 2025. Yine o derin sessizlik çöktü üzerime ve bu kez içimden yazmak geldi. Çünkü bu kitap, sadece Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idamına giden süreci anlatan bir belgesel değil; aynı zamanda bir vicdan çağrısı, bir hatırlatma, bir yüzleşme. Behram’ın anlatımı öyle yalın ve etkileyici ki, sadece bilgi vermekle kalmıyor, insanın yüreğine dokunuyor. Üç gencin çocukluklarından itibaren nasıl bir bilinçle büyüdüklerini, nasıl örgütlendiklerini, nasıl direndiklerini ve en sonunda nasıl ölüme yürüdüklerini anlatırken, her satırda hem bir öfke hem de derin bir saygı hissediyorsunuz. Kitapta sadece onların değil, bir dönemin ruhu, korkusu, cesareti ve ihaneti var. Mahkeme tutanaklarından mektup alıntılarına, tanıklıklardan politik çözümlemelere kadar çok katmanlı bir anlatı sunuyor. Bugün dönüp baktığımda görüyorum ki, bu kitapta anlatılan şeyler sadece geçmişe ait değil. Uğruna öldükleri değerler – özgürlük, eşitlik, bağımsızlık – hâlâ tam anlamıyla gerçekleşmedi. Hâlâ aynı yaralar, hâlâ aynı suskunluk, hâlâ aynı baskılar sürüyor. İşte bu yüzden Darağacında Üç Fidan, sadece okunacak bir kitap değil; hissedilecek, hatırlanacak, hatırlatılacak bir metin. Bugün onların cesaretini anmak, o sesi bugüne taşımak için yazmak istedim. Unutmadım. Unutmayacağım.
1000Kitap
Darağacında Üç FidanNihat Behram · Everest Yayınları · 201913,2bin okunma
“Yapmamayı Tercih Eden” Adam: Kâtip Bartleby
Puan vermedi
Herman Melville’in Katip Bartleby adlı kısa romanı, ilk bakışta Wall Street’te geçen sıradan bir büro hikâyesi gibi görünse de, satır aralarında çağın yabancılaşmış bireyini, kapitalizmin insanı öğüten doğasını ve modern dünyanın ruhsal çöküşünü ustalıkla işler. Bartleby, çalışkanlığın ve uyumun değerli sayıldığı bir dünyada hiçbir şey yapmamayı “tercih eden” bir adamdır. Ne isyan eder, ne açıkça karşı çıkar; sadece geri çekilir, susar ve kayıtsızlıkla direnir. Melville’in anlattığı dünya, mekanikleşmiş bir düzenin yansımasıdır. Karakterler belirgin rollerle çizilmiştir: Sabahları verimli, öğleden sonra tembel olan Hindi; sabahları huysuz, öğleden sonra çalışkan olan Kerpeten; ve görevden ibaret bir gölge olan Zencefilli Adam. Bu döngüsel yapının ortasında Bartleby, düzene hiçbir katkı sunmayan ama onu sarsan bir varlık olarak belirir. Onun varlığı, sistemin işleyişine dair rahatsız edici sorular uyandırır. Çalışmaması kadar, geçmişinin olmaması ve hiçbir yere ait görünmemesi de anlatıyı tekinsizleştirir. Bartleby, aidiyetsizliğin ve anlam boşluğunun bir figürüdür. Anlatıcının değişimi bu hikâyenin en sarsıcı yönlerinden biridir. Başta sadece işlevselliği gözeten, merhameti sistem içinde tanımlayan bir adamken, Bartleby’nin durgunluğu karşısında kendi vicdanıyla yüzleşmeye başlar. Yardım etmeyi dener ama sınırları sistemin sınırlarıdır. Sonuçta Bartleby’nin kendini yok eden pasifliği, anlatıcının (ve okuyucunun) ahlaki konforunu yerle bir eder. Bartleby’nin “Yapmamayı tercih ederim” cümlesi, yalnızca bir kişisel tercih değil; anlamını yitirmiş görevlerin, ruhsuz iş hayatının ve bireyin ezilmişliğinin bir özetidir. Melville bu cümleyle yalnızca bir karakter yaratmaz; modern çağın suskun çığlığını dile getirir. Ve Kâtip Bartleby’den geriye şu soru kalır: İnsanın
Kâtip BartlebyHerman Melville · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201615,5bin okunma
Yaprak Fırtınası
Puan vermedi
Gabriel García Márquez’in ilk romanı olan Yaprak Fırtınası, kısa ama yoğun bir anlatı. Kitap, bir cenaze üzerinden üç kişinin gözünden anlatılıyor: bir albay, onun kızı ve torunu. Hepsi aynı olayları farklı duygularla yaşıyor. Aslında bütün kitap boyunca ölen bir doktorun neden bu kadar nefret edildiğini, neden kimsenin cenazesine gelmek istemediğini parça parça öğreniyoruz. Doktor, yıllar önce Macondo kasabasına gelmiş ama zamanla herkesle arasını bozmuş, toplumdan dışlanmış. Yine de albay, geçmişte verdiği bir sözü tutmak için bu doktorun cenazesini kaldırmakta ısrar ediyor. Herkes karşı çıksa da vicdanına göre hareket ediyor. Kitapta en çok dikkatimi çeken şey, olayların sırayla değil, karakterlerin aklından geçtiği gibi anlatılmasıydı. Bazen geçmişe gidiyor, bazen şimdiye dönüyor. Bu da romanı biraz zorlaştırsa da karakterleri daha yakından tanımamı sağladı. Her biri kendi iç dünyasında konuşuyor gibi; bu da hikâyeye derinlik katıyor. Ayrıca kitapta “yaprak fırtınası” ifadesi çok anlamlıydı. Sanki dışarıdan gelen ve kasabanın huzurunu bozan, her şeyi altüst eden bir şeyi anlatıyor. Bence bu hem doktoru hem de kasabaya gelen değişimleri temsil ediyor. Genel olarak Yaprak Fırtınası, kısa olmasına rağmen düşündüren bir roman. Ölüm, vicdan, toplum baskısı gibi temaları sade ama etkileyici bir şekilde işliyor. Okuması biraz dikkat istese de, özellikle Gabriel García Márquez’in edebiyatına başlamak isteyenler için güzel bir başlangıç olabilir.
1000Kitap
Yaprak FırtınasıGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 20244,458 okunma