“Bu hikaye pek çok şey hakkında ama en çok da aptallar hakkında. Dolayısıyla en baştan söylemek gerekir ki başka insanları aptal addetmek çok kolaydır; tabii ancak insan olmanın ne kadar aptalca zor bir şey olduğunu unutursanız. Özellikle de uğruna nispeten iyi bir insan olmaya çalıştığınız başka insanlar varsa.” s.7
----------------
Fredrik Backman’ın Endişeli İnsanlar kitabı polisiye bir hikaye gibi görünse de, psikolojik ve sosyolojik çözümlemelerle -ki tam tabiriyle psikososyal- çok katmanlı bir anlatıdan oluşan romanıdır. Polisiye unsurlarla sürükleyici ve sonuna kadar merak uyandırıcı bir kurgu inşa eden yazar, çağdaş bireyin taşıdığı “endişeli halleri” merkeze alıyor.
Küçük bir kasabada yılbaşı arifesinde, ismini bilmediğimiz gizemli bir kişi bir banka soygununa teşebbüs ediyor. Fakat eylemini gerçekleştirememesi üzerine bankanın karşısında bulunan bir binada, açık bir daire kapısından içeri giriyor. Eylemi gerçekleştirememiş olmasına rağmen hala banka soyguncusu dediğimiz kişi :) dairede bulunan bir emlakçı ve bir grup insanla karşılaşıyor ve hiç hesapta yokken birden olay rehin alma vakasına dönüşüyor. Kısa sürede olay polise, basına sızıyor ve binanın etrafı sarılıyor. Belli zaman sonra rehineleri serbest bırakan banka soyguncusu, başka çıkış yeri olmayan odada kilitli kalıyor. Fakat polis içeri girdiğinde dairede ne soyguncu var, ne de ona dair herhangi bir iz.. Rehinelerin tek tek sorguya alınması üzerine de hikaye başlıyor.
Bir de, hikaye başlamadan 10 yıl öncesinde köprüde görünen bir adam ve bir hafta sonra görünen genç bir kız var. Köprü ve apartman dairesi bana kalırsa hikayenin baş karakterlerinden de biri aynı zamanda.. Ama en çok da köprünün kendisi :)
Sorgu kısmında hikayeye başta genç polis Jack ve ihtiyar polis Jim dahil oluyor. Sorgu sırasında son
“20-30 dakikan boşa gitti diye bu kadar üzülüyorsun ya,” dedim ona; “peki bir kişi tüm emeğinin boşa gittiğinin farkına ancak ölüm döşeğinde varırsa?”
Ömrünün son anında şunun farkına vardığını düşün; “Ben aslında hiç yaşamamışım ki.” Dahası bunu da o an idrak ediyorsun. Bence mecazen de olsa cehennemin kapısı işte o zaman açılıyor, yani içindeki cehennemin.
O amansız yangında çocuklarımı kaybettiğimde ilk olarak dini duygularımı sorgulayacaktım. Fakat buna yeltenecek gücü kendimde bulamıyordum. Çünkü bunu yaparsam Tanrı'yı incitme ihtimalim çok yüksekti. Nihayetinde, çocuklarım bir tabloysa ben en fazla o tabloyu çizen fırça olabilirdim. Tanrı ise o fırçayı tutan eldi.