1000Kitap Logosu
ARTIK BİLİYORUM Aşk diye kim sorsa bana bugünlerde, Verdiğim cevap hep aynı, Aşk benim için, Sabretmek, hayalinde yaşatarak ateşini, Vazgeçmemek, ateşini katarak hayaline, Aşk,,, Aşk işte senin diğer adın belki de, Aşk, 18 yaşında belki oyuncak sandığım, Ama ayaklarımın bugün bu saniye yere bastığını hissedince, Yaşamak lazım dedirten içime, tatmalı dedirten kalplere, Başkası olmamalı dedirten kalbe... Aşk sen gibi işte, bilmesem de kokunu o sen kokmalı, O sen tatmalı, sen bakmalı içimi yakarcasına, sen olmalı, Senin gibi yürümeli, seni gibi koşmalı hayallerimde bana... Bazıları aşk için acı derler ya, Diyenlere inat, acım yüreğimin en ücra yerlerinde sessizce ağlamakta, Çırpınırken yokluğunda, kimse duymasın diye haykırışlarını, O dünyaya inat içinde severken seni senden fazla, Yokluğunda erirken bedeni günden güne, Hani bir arasa, bir duysam sesini diye yalvarırken Allah’a sensiz sessizlikte, Aşk bu işte seni sensiz yaşamak belki de, seni sensiz istemek her solukta... Aşkın adı sen, Ve hasret, Ve yokluk, Ve sabır, Ve milyonlarca adımda bir küçük yakarış, Ve sen işte o güzellik... Karlar erirken, güneş her yerime senin sıcaklığınla doğarken her gün, her saniye, Mevsimlerin çiçeklerin en güzeliyle açıldığı, kokusuyla kıskandırdığı yalancı baharları, Bir masalda bir güzel sevda gülüyken heyecanla arzulanan.. Sanma şehrine yağan her yağmur, yağmurdur, Her damla benimdir, akan gözyaşıdır, sana adanan iki kelimedir, İçinde senin adın geçer her damlanın, yüreğimden süzülen sevgidendir her bir damla, Ben ulaşmasam da onlar ulaşır sana, Ben gelmesem de, her rüzgar uğultusunda dinlersin, Sessizce fısıldar sana, seni ne kadar sevdiğimi, Seni beklediğimi, özlediğimi, Yağmur da olur, rüzgar da fırtına da benden sevdiğime ulaşan, Dinle onları birtanem, dinle fırtınada gizlenen sevdayı, Her yağmur damlasına dokunduğunda, anla benim gözlerime dokunduğunu, Buluştuğun her damlada ben de hissederim senin gözlerime dokunduğunu, Ve ardından bir gözyaşı daha yollarım, bilesin sen içimdesin diye, İçime saplanan en güzel sevda, en gerçek hayal, hayalden öte yaşanmamış en güzel masal, Ve günler geçtikçe daha da büyüyen, Yeryüzünde, asla kimsenin bulamayacağı en güzel çiçek olduğunu bilesin diye...
Hangi açlığı doyurmaları gerekiyordu, mideninkini mi, yoksa ruhunkini mi? Kendinden başka her şeye sahip olan modern insan neye açlık duyuyordu? Ruh, neyin açlığını duyuyordu? Şanın, zaferlerin, yargıların, ayrılıkların mı, yoksa sadece önünde diz çökebileceği bir eşiği keşfetmenin açlığını mı?
Geceler hastalara, huzursuzlara aittir ve onun zorbalığından kurtulmanın yolu yoktur. Bir ışık yakılabilir, bir kitap açılabilir, radyoda avutucu bir ses aranabilir ama gece gene pusudadır: Karanlıktan geliriz, karanlığa döneriz ve evren form kazanmadan önce mekân karanlıktı.
1
...
1.124 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.