“Seninle iyiden iyiye tanışmak, kendimi sana tanıtmak istiyorum. Sonra da vedalaşmak… Bence insanların birbirlerini tanımaları için en iyi zaman, ayrılmalarına yakın zamandır.”
“acımak...ben insan ruhlarındaki derinliğin ancak onunla ölçülebileceğine kaniyim.
evet, dibi görünmeyen kuyulara atılan taş nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse, başkalarının elemi de bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle bize kendimizi, insanlığımızın derecesini öğretir...”
Belki de o zavallılar bir ölüm kararının hızla infaz edilmesi sürecinin peş peşe ve yavaş yavaş yaşanan işkencelerini hiç akıllarından geçirmemiş olabilirler mi ? Yok ettikleri insanın bir zekası , hayata güvenen bir aklı , ölüme hazır olmayan bir ruhu olduğunu hiç düşünmemişler midir ?