Atatürk
Bir kere put değil heykeldir.Tapman için değil, hatırlaman içindir. biri değil bini yıkılsa da kimse Atatürk' ü unutturamaz... Prof.Dr.Yusuf Halacoğlu
Mustafa Kemal Paşa, bir millete “millî şuur” kazandırmanın tarih ve dil alanlarından geçtiğini idrak etmiş, kültürel çalışmaları bu alana yöneltmiştir. Bu hususta talimatlarıyla Türk Ocakları’nın Nisan 1930’daki VI. Kurultayında Türk Tarih Heyeti teşkil edilmiştir. İlk toplantısını 4 Haziran 1930’da yapan heyet, 29 Mart 1931’e kadar sekiz resmî toplantı yapmıştır. Başkanlığını Tevfik Bıyıklıoğlu’nun, ikinci başkanlıklarını Samih Rifat ve Yusuf Akçura’nın, genel sekreterliğini ise Reşit Galip’in yaptığı bu heyet, Türk Ocakları’nın kapatıldığı VII. Kurultayından sonra Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle 15 Nisan 1931’de Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti adı ile yeniden teşkilatlandırılmış ve faaliyetlerine devam etmiştir. 3 Ekim 1935’te Türk Tarih Kurumu adını alan kurum; lise tarih kitapları da dahil olmak üzere birçok önemli çalışma yayımlamış, 1937’den itibaren ise günümüzde de yayına devam eden ve adını Mustafa Kemal Paşa’nın verdiği “Belleten” dergisi çıkarılmaya başlanmıştır. Mustafa Kemal Paşa, daima kurumun yayınlarını ve çalışmalarını takip etmiş, zaman zaman da toplantılara bizzat katılmıştır. Afet İnan bu tarihi (15 Nisan 1931), “Türk Tarih Kurumu 40 Yaşında” adıyla Belleten dergisi tarafından makale haline getirilen konferansında 12 Nisan olarak vermiştir. Türk Tarih Kurumu’nun eski başkanı Yusuf Halaçoğlu tarafından kaleme alınan ve Türk Tarih Kurumu’nun resmî internet adresinde de yer alan makalede ise bu tarih 15 Nisan olarak verilmiştir (Yusuf Halaçoğlu, “Türk Tarih Kurumu”, TDV İslam Ansiklopedisi, c. XLI, TDV Yayınları, İstanbul, 2012, s. 547).
* Afet İnan, “Türk Tarih Kurumu 40 Yaşında”, Türk Tarih Kurumu Belleten, c. XXXV, sayı: 140, Ekim 1971, s. 523. * Yusuf Halaçoğlu, “Türk Tarih Kurumu”, TDV İslam Ansiklopedisi, c. XLI, TDV Yayınları, İstanbul, 2012, s. 548.·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bu şekilde devletin çeşitli kademelerinde görev yapan Ermeniler, Osmanlı Devleti’nce kendilerine tanınan bu hoşgörüye karşılık verdikleri hizmetten dolayı “ millet-i sadıka” unvanını kazanmışlardır.
Sayfa 16·Kitabı okudu
Howard M. Sachar'm 1969'da yayınladığı "The Emergence of the Middle East: 1914-1924 (Ortadoğu'nun Doğuşu) adlı kitabında yer verdiği aşağıdaki cümlede anlam bulmak­tadır. Bu küçük eseri onun cümlesiyle bitirmek yerinde olacaktır: "Bütün o savaş yıllarında hiç kimsenin, Ermenilerin bile, Türkler kadar kanı akmamıştır. Artık savaş yılları sona ermiştir."
Howard M. Sachar, The Emergence of the Middle East, 1914-1924, Alfred A. Knopf, New York, 1969, s. 453. Ayr.bkz. Sürgün ve Göç, s. 49.·Kitabı okudu
Urfa'dan Rakka'ya gönderilen ilk kafilenin muhafazasında görevlendirilen jandarmaların sorumsuz davranışlarından dolayı uygun­suzlukların olduğu ve kadınların kaçırılarak, talimata ay­kırı olarak tren yoluna yakın köylere yerleştirildiklerinin Muhacirin Müdürü Şükrü Bey'den haber alınması üzerine, Urfa Mutasarrıflığı'na 6 Kasım 1915 tarihinde Talat Paşa tarafından gönderilen şifre telgrafla, jandarmaların Divan-ı Harb'e sevk edilerek cezalandırılmaları yolunda talimat gönderilmiştir.
Sayfa 94 - DH, ŞFR, No. 57/309.·Kitabı okudu
Talat Paşa, Tahkikat Komisyonları kurdu
Ermenilerin soykırıma uğradıklarını iddia edenlere göre, tehcir, hükümetin bilerek Ermenileri ölüme gönderdiği, yollarda onları imha için Teşkilât-ı Mahsusa'yı görevlen­dirdiği, Kürtler ile Çerkezlere göz yumduğu şeklindedir. Halbuki Osmanlı Arşivi'ndeki bu konu ile ilgili yapılan araştırmalar görevlerini ihmal eden devlet görevlileri ile eşkıya olarak tanımlanan sivil saldırganların bizzat Talat Paşa'nın imzasını taşıyan talimatlarla "Tahkikat Komisyorıları"na sevk edildiğini, devlet görevlilerinin işten el çektiri­lerek Divan-ı Harb'e gönderildiğini göstermektedir. Meselâ Gürün Kay­makamı Şuayb Efendi ile ilgili uygulama bunlardan biri­dir. 9 Kasım 1915 tarihinde Talat Paşa imzasıyla Sivas'ta bulunan Hey'et-i Tahkikiyye Reisi Mazhar Bey'e gönderi­len yazıda: "Gürün Kaymakamı Şuayb Efendi'nin bildirilen ahvâl-i gayr-ı layikasına (uygunsuz durumuna) binâen Divan-ı Harb-i Örfi'ye tevdii münâsiptir" denilmek suretiyle mahke­meye sevk edildiği, yine aynı tarihte Sivas Vilâyeti'ne yollanan yazıda da kaymakamın Divan-ı Harb'e verilmesi­nin uygun olduğu ve buna bağlı olararak "Vilâyetçe de muma­ ileyhin eli işden çekdirilmesi", yani görevden alınması bildi­rilmiştir. Aynı şekilde Kâhta Kaymakamı Hakkı Bey, Behisni Kaymakamı Edhem Kadri Bey, Ulukışla Kayma­kamı Rifat Bey ve Jandarma Bölük Kumandanı Haşan Efendi, Eski Malatya Mutasarrıfı Reşid Bey ile Hısn-ı Mansur Kaymakamı Mehmed Bey, Tenos (Şarkışla) Kay­makamı Cemil Bey, Aziziye (Pmarbaşı) Kaymakamı Harevlerinden alınarak Divan-ı Harb'e sevk edilmiştir. Bunlardan ayrı olarak, Boğazlıyan kasabası ve köylerinde 3169 Ermeni'nin katledil­diğine dair askerî ve polis yetkililerinin ifadelerinin ince­lenmesi ve gerçeklerin ortaya çıkarılması hususunda Talat Paşa'mn imzasıyla 9 Ağustos 1915 tarihinde Ankara