Okumaya tedirginlikle başladığım bir kitap oldu. Odysseus’un on yıl süren Truva Savaşı’ndan sonra evine, İthaka’ya dönüşünün hikâyesini anlatıyordu. Aslında şiir formunda yazılmış olanı okumak istiyordum; fakat düz yazı hâlinde yapılan Murat Demir'e ait çeviri de orijinaline oldukça sadık ve başarılıydı. Doğrusu büyük bir keyifle okudum.
Odysseus kurnaz ve zeki bir kişiliktir. Truva Savaşı’nı Yunan ordusu onun tasarladığı Truva Atı sayesinde kazanır. Çevresinde güvenilir biri olarak bilinir; onun adı, inanç ve güvenle birlikte anılır. Ancak savaşı kazanmak uğruna Akhilleus’a bile yalan söylemekten çekinmez.
Odysseia’da ise bu mitolojik figürün başka bir yönüyle karşılaşırız. Özleyen, sabreden, düşen ama mücadelesini bırakmayan bir insan görürüz. Zekâsını bu kez eve dönüş yolunda kullanır. Onun amacı yeni bir zafer kazanmak değil, yalnızca evine, vatanı İthaka’ya ulaşmaktır.
Truva Savaşı başarıyla sona erdikten sonra Odysseus’un kişisel savaşı başlar. Denizler, canavarlar, tanrıların öfkesi ve baştan çıkarıcı adalarla sınanır. Fakat bütün bu zorluklara karşı en büyük gücü özlemidir. Ona ölümsüzlük teklif edilir, rahat ve konforlu bir hayat sunulur; ama o kayalık da olsa İthaka’yı seçer. Çünkü yurt, güzelliğiyle değil varlığıyla değerlidir.
Yolculuğu boyunca pek çok sınavdan geçer. Tek gözlü dev Polyphemos’un mağarasında zekâsıyla kurtulur; “Hiç Kimse” adını kullanarak canavarı alt eder ve mağaradan çıkmayı başarır. Ancak gururuna yenilip gerçek adını söylemesi, tanrıların öfkesini üzerine çeker ve yolculuğu daha da uzar.
Denizde altı başlı korkunç yaratık Skylla ile karşılaşır. Bu mücadelede altı adamını kaybeder; fakat gemisini ve kalan adamlarını kurtarmayı başarır. Bu sahne, kahramanlığın bazen acı bir bedeli olduğunu gösterir.
Bir süre büyücü tanrıça Kirke’nin