İntikamın En Entelektüel Hali: Monte Kristo
Bir okur olarak herkesin favori kitaplar sıralaması vardır. Bu sıralamayı değiştiren, "şimdiye kadar neden okumadım?" diye kendi okurluğumu sorgulatan bir kitap oldu Monte Kristo Kontu. 1500 sayfalık bu dev eser, bir akarsu misali akıp geçti; okumaya doyamadım.
Yazar Alexandre Dumas, yaşadığı dönemin siyasal kimliğini, sosyal hayatını ve halkın gündemini o kadar iyi kurgulamış ki, özünde bir intikam hikâyesi olan bu kitap, Edmond Dantès gibi kült bir kahramanı dünya edebiyatına armağan etmiş. Raskolnikov ve İnce Memed’in ardından; iç dünyasını, düşüncelerini ve acılarını asla unutmayacağım, adeta benimle yaşadığını hissettiğim yeni yol arkadaşım artık Monte Kristo Kontu.
Çalışkan ve iyi yürekli bir gencin, düğün gününde siyasi bir iftira ile devrin en korkulan zindanlarına atılması; ardından bu zindanın, tıpkı "Yusuf’un kuyusu" gibi ona yeni bir dünya bahşetmesi inanılmazdı. İntikamı için yaşayan ama bunu yaparken eline geçen servetin de etkisiyle muazzam bir entelektüel derinlik ve saygın bir kimlik bulan bir karakterin öyküsü bu.
Dumas, öylesine mükemmel bir kurgu inşa etmiş ki; romanın başlarında konudan bağımsız görünen, birkaç cümleyle geçiştirilmiş bir cinayetin, 1200. sayfalarda olayların gidişatını nasıl kökten değiştirdiğini gördüğümde, yazarın dehası önünde saygıyla eğilmek istedim. İki ciltlik böylesine uzun bir romanda, ilk sayfalardan itibaren sonu bu kadar kusursuz planlamak tek kelimeyle nefes kesici.
Konular arası geçişlerin ustalığı, uzun romanlarda gördüğümüz okuyucuyu yoran çok fazla karakterin olmaması, her karakterin olay akışında kilit bir role sahip olması ve yazarın konuyu ilerletmek adına betimlemelere başvurmak yerine sürekli yeni bilinmezliklere kapı açması akıcılığı zirveye taşımış. İlk bakışta