Büyük Taarruz, tarihimizdeki pek çok savaşın aksine fetih değil tam aksine mecburi bir ölüm kalım savaşıdır. Peki bu savaş sırasında kim neler yapıyordu?
Sultan Vahdettin, 18 yaşındaki bir kızla beşinci evliliğini yapıyordu,
Şeyhülislam, padişahın izni olmadan işgale karşı olanları öldürmenin dini görev olduğunu, bu yolda ölenlerin de şehit sayılacağını ifade eden fetvasını veriyordu,
Sadrazam Damat Ferit, saltanatı koruyabilmek için “Padişah ve benim yegane ümidimiz, Allah’tan sonra İngiltere’dir.” demecini veriyordu,
Ali Kemal, “Avrupa ile başa çıkmak mümkün değil, bunların hepsi savaş isteyen haydutlar!” diyerek Milli Mücadeleye katılanlara hakaret ediyordu,
Yunan General, Türk kahvesi içmek için İngiltere Büyükelçisi’ni Ankara’ya davet ediyordu,
600 yıllık koca imparatorluğu parçalayıp Rusya’ya kaçan Enver Paşa, Milli Mücadele başarısız olur da kurtarıcı olarak geri dönerim ümidiyle hayal kuruyordu,
Times Gazetesi, Milli Mücadele için “Ne çocukça bir hayal..” diyerek alay ediyordu,
Anadolu insanı (geride kalan kadın, çocuk,sakat ve yaşlılar) , Tekalif-i Milliye emirleri ile seferber olmuş, elindeki son malını sıfırdan kurulan ordu için cepheye taşıyordu,
Askerler, yöresel kıyafetleriyle ve ellerindeki bıçaklarla mevzide tutunmaya çalışıyordu,
Meclis’in atadığı Sağlık Bakanı Refik Saydam, yaralı askerleri tedavi etmek için eczanelerden veresiye ilaç topluyordu,
Subaylar, Balkan Harbinden beri cepheden cepheye savrulan askerlere moral vermek için en önde ilerliyordu,
İsmet Paşa, Fevzi Paşa, Fahrettin Paşa ve daha niceleri son kale Anadolu’yu savunmak için omuzlarına yükelen sorumluluğu taşımaya çalışıyordu,
….
Ve Mustafa Kemal, tüm bu yokluk ve hainlikler içerisinde, 40 yaşında Başkomutanlık sorumluluğunu üzerine alarak, bir milleti topyekün bir savaşla uyandırmaya