Çünkü, her ne kadar akıl yaşama iştahını yok saysa da, fiiliyatın sürmesine neden olan hiçlik bütün mutlaklardan üstün bir kuvvettedir; ölümlülerin ölüme karşı sessiz ortaklıklarını izah eder; yalnızca varoluşun simgesi değil, varoluşun ta kendisidir bu hiçlik; her şeydir. Ve bu hiçlik, bu bütün, hayata bir anlam veremez, ama hiç değilse hayatı, olduğu hal içinde sürdürür: Bir intihar etmeme hali.
Emma’ya gelince, onu sevip sevmediğini anlamak için kendini hiç sorguya çekmiyordu. Aşkın birdenbire, büyük bir parlaklıkla, gürültülerle gelmesi gerektiğini sanıyordu... Göklerden hayatı üzerine düşen, onu alt-üst eden, iradeleri yapraklar gibi koparan, bütün kalbi uçuruma sürükleyen bir kasırga. Oluklar tıkalı olunca yağmurun evlerin taraçalarında göller meydana getirdiğini bilmiyordu; böylece de kendi güvenliği içinde kalıp gidecekti ki birdenbire duvarda bir çatlak olduğunu fark etti.
Dışımızdaki değerlerin koyduğu amaçlara ulaşmak için çabalıyoruz ama bu arada içimizdeki değerleri unutuyoruz; hayatımızdaki kopukluk buradan gelmekte.
Para ya da güç şefkatin yerini tutamaz. Şuraya uzanmış yavaş yavaş ölürken rahatlıkla şunu söyleyebilirim: istediğin kadar güce ya da paraya sahip ol, duygusal tatminsizliğini gideremezsin.
“Mitch, ben yaşlılığı kucaklıyorum.”
Kucaklamak mı?
“Evet. Çok basit. Büyüdükçe daha da çok öğreniyorsun. Eğer hep yirmi iki yaşında kalsan, hep yirmi iki yaşında olduğun kadar cahil olursun. Yaşlanmak sadece çürümek değildir bildiğin gibi. Büyümektir. Öleceğini bilmek olumsuz düşüncesinden daha önemli olan öleceğini anladığın için daha iyi bir yaşantı sürdürmektir.”