Sıradaki Bölümün Adı: SEN
Bazen hayatın tam ortasında, en güvendiğimiz yerden öyle bir darbe alırız ki; dünya durur, nefes kesilir ve o karanlığın içinden bir daha asla çıkamayacağımızı sanırız.
"Bitti" dediğimiz o yer, aslında hikâyenin en derin, en sarsıcı ama en mucizevi başlangıcıdır.
Bugün size, bir insanın kendi iç döküşlerinden süzülen, her satırında "geçmeyecek" sandığımız o sancıların nasıl birer filize dönüştüğünü anlatan özel bir kitapla geldim: "Sıradaki Bölümün Adı Sen – Derin'den Çiçeğe."
Bu kitap sadece bir isimden ibaret değil; adı gibi derin yaşanmışlıkların, lime lime edilen duyguların ve küllerinden yeniden doğmanın hikâyesi.
Hepimizin hayatında "canım" dediklerimizin canımızı yaktığı, en yakın bildiklerimiz tarafından sessizliğe mahkûm edildiğimiz o kırılma noktaları vardır.
İşte yazar, tam da o noktada durup bize bir soru soruyor: Acılarınla savaşmadan yok olup gitmek mi, yoksa o acıların üzerine basarak var kalmak mı?
Yolculuk kolay değil; insanın içi yanarken gülümsemesi, kalbinin kırıklarını mantığıyla birleştirmesi zaman istiyor.
Ama anlıyoruz ki, bazen haykıranı değil, içine içine susanı dinlemek gerekiyor. Bu satırlar, bir kurtuluş yolu arayan ama o uzanacak eli bir türlü bulamayan herkes için bir fener niteliğinde.
Yazar bizi sıfırdan bile değil, "eksilerden" başlamaya, her gün yeniden savaşmaya davet ediyor.
Kendi ellerinden tutup kendini karanlıklardan çıkaranların, her gidişini aslında kendine bir "varış" sayanların o mağrur duruşunu hissedeceksiniz bu sayfada.
Unutmayın; her son, aslında mutlu yarınlara gebedir. Kendi hikâyenizde zafer yolunda yürümeye hazırsanız, bu kitap size yoldaşlık etmeye geliyor.
Çünkü her zerremizle kalmak istediğimiz yerlerden gidişimiz, aslında en çok kendimize kalışımızdır.
Peki, sen bugün