Mesele (1919): Bir kimseye bir şey hibe eden (bağışlayan), daha sonra bu hibesinden dönmek isterse; kendisine hibe yapılan kimse (alıcı) razı olduğu takdirde hibesini geri alabilir. Ancak bu geri dönme eyleminden ötürü günah işlemiş olur. ​Çünkü Peygamber'den ﷺ şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Bir bağışta bulunup sonra bağışından dönen kimsenin misali, karnını doyurup kusan, sonra da dönüp kendi kusmuğunu yalayan köpeğin misali gibidir.
Büyük Doğu Beyannamesi
• Salı, 28 Haziran 1949, nazarımızda tarihî bir gün... Zira Büyük Doğu Cemiyeti, kanun hükmüyle o gün kuruldu. Ana Nizamnamemizin iki nüshası şu anda Hükümetin elindedir. • Büyük Doğu okuyucularının proje şeklinde de gördüğü ve kanunun ilâna mecbur tuttuğu, 9 fasıllı ve 63 maddeli Ana Nizamnamemizi, son kıvamile ve inceden inceye elekten geçiren, anlar ki, üstüste bindirilmiş cevhersiz kalıplar değil, bazı kalıpların içinde eritilmiş dâvalı mânalar bahis mevzuudur. • Kâinatın en muğlak meselesi olan insanı, en kaba kemiyet ifadelerine göre istife sokan şu veya bu cemiyet şeklinin umumî manzarasında, kimse Büyük Doğu vâkısını bulamaz. Biz, ablak ve umumî hatlar içinde herhangi bir cemiyet kurmak hevesinde değiliz; en ince ve hususî çizgilerile bütün bir ruh mimarlığı işini tezgâhlaştırmak dâvasındayız. Dileğimiz şudur ki, Türk insanı, bütün iç ve dış unsurlarını, terkibindeki ölçüyle beraber, o tezgâhtan devşirsin... (Büyük Doğu Cemiyeti bir Ocaktır.) • Ona, cemiyet yerine parti de diyebilirler. Yalan değil, bir parti kurmuş bulunuyoruz! Her parti siyasî bir cemiyettir ve kanunda parti diye bir tarif yoktur. • Şunun için parti ismini arzulamadık ki, Allahın izni ve Türk Milletinin tam benimseyişi sayesinde (hep)i elde edeceğimiz güne doğru, çıkış noktamız, şimdilik, kemiyet sathını köpürterek işe girişen parti misallerine göre bir (hiç)den ibarettir; ve bu hâl bazı demagocya ustaları tarafından Donkişotvari bir fakirlik diye istismar edilebilir. • Kasasında milyonlar ve arkalarında yalnız "isterük!" veya "istemezük!" çığlığını ezberlemiş kiralık homongoloslardan yüzbinler bulunan parti misallerinin köpürtüğü kemiyet sathına karşılık, bizim keyfiyet sathımızın inci ve yakutla döşeli olduğunu kim anlayacaktır? Zaten bizim muhtaç olduğumuz Büyük Doğucular da bu anlayışın
Sayfa 13·Kitabı okuyor
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
"Milattan 174 sene önce, Çin'den Türk hükümdarına bir prenses getirmek üzere Türk sarayına gelen Chung-hang Yüeh ismindeki Çinli elçi, Türklerin Çin medeniyetine karşı gösterdikleri taklit eğilimini Türk hayatı için zararlı gördü. Bu kişi, Türkleri sevdiği için Türk sarayında kaldı ve bir daha Çin'e dönmedi. Bu dönemde Türkler, zafer ve ulusal birlik sonucunda zengindiler. Önlerinde Çin kültürü gibi gösterişe, şatafata dalmış yeni bir dünya görüyorlardı. Bu kültürün yiyecekleri, giyecekleri, modaları yavaş yavaş Türklerin arasına girmeye başlamıştı. Çinli vezir, bu durumun tehlikelerini gösteriyor, onları uyanmaya davet ediyordu. Türk'ün bütün işi gücü sık ağaçlı ormanlarda ava gitmek yahut ovalarda sayısız sürülerini otlatmaktı. Böyle bir hayat yaşayanlara, Çin'de dokunan ipekli kumaşlar değil, kendilerinin yaptıkları deriden ve kürkten elbiseler uygundu. Yoğurt, peynir, tereyağı, kaymak gibi sütten yapılan yiyecekler, lezzetli av etleriyle sürülerinin besili hayvanları, Çin yemeklerinden daha faydalı ve daha güzeldi. Eğer Türkler, Çinlilerin âdetlerine uyarlarsa, onların tahıl ve erzaklarına, ipekli elbiselerine alışacağından bir gün Çin devletinin hâkimiyeti altına girmeyi o kadar kötü görmeyeceklerdi."
Alıntı
Prens Andrey'den...
"Hem ne olursa olsun, ben yalnızca, bütün insanlar üzerinde zafer kazanmış olmayı seviyorum, buna değer veriyorum, ben işte şurada, üstümde bu sisin arasından yükselen o gizemli güce, o şan ve şerefe bağlıyım."
Sayfa 429 - Can yayınları 2 cilt·Kitabı okuyor
Anadolu yaratılış günlerinin ilk çağlarındaki yoksuz­luk, haraplık ve vasıtasızlık içindeydi. Yeni Türkiye'yi ya­ratacak ulusta yine Hazreti Adem'den sonraki devlere benzeyen güç ve çalışma kabiliyeti lazımdı. Evsiz, ek­meksiz, bezgin bir halk, dünya, onların zafer destanını te­rennüm ederken onlar, ölümün gözlerinin içine bakıyor­ lardı. Memleketi kim yapacak? Nasıl yapacağız?
Alıntı
“… imparatorluk uğruna ölen Arap sayısı, Rusya ile savaşmaları için cepheye sürüldükleri 1877'den önce büyük miktarda değildi. Oysa Arapça konuşan birçok Sünni entelektüel, erken yüzyıllarda Osmanlı sultanının yönetiminin meşru olduğunu onaylamış ve imparatorluğun düşmanlarına karşı zafer kazanması için dua etmişti. Aslına bakılırsa Araplar, destekleri nadiren test edilse de, imparatorluğun ideolojik şakşakçılarıydılar. 19. yüzyılın başlarında Vehhabilerin Arabistan'ın kutsal şehirlerini ele geçirmelerini takiben, sultan bu entelektüellerin moral desteğine ihtiyaç duyduğunda verdikleri yazılı cevaplar hepsi Osmanlı hanedanının tarafındaydı.”
Sayfa 21·Kitabı okudu