Osmanlı padişahları devleti keyiflerine göre yönetemezler, her istediklerini yapamazlardı. Gerçi ilk on karizmatik padişahlar döneminde, padişahların ağırlığı şüphesiz fazlasıyla vardı. Ancak XVI. asır sonlarından itibaren durum farklılaşmaya başlıyor. Bir örnek vereyim. 17. yüzyılın sonlarında, II. Mustafa sefere çıkmak istiyor. Orduların başkomutanı olarak… Bu arada 16. yüzyıldan sonra sefere çıkan padişahın çok az olduğunu hemen belirtelim. Sonuçta Divan’dan olumsuz karar çıkıyor. ‘Hayır, sizin gitmeniz makul değil, çok masraflı olur’ deniliyor. Çünkü padişahın sefere gitmesi demek, adeta haremin de sefere gitmesi demek, mutfağın da sefere gitmesi demektir… Padişah bunun üzerine ‘askerin yediği kuru ekmekten yerim, illa gideceğim’ diyor ve o şartlarda peş peşe üç sefere çıkıyor. Yani Divan-ı Hümayun, bir padişaha izin vermeyebiliyor. Ebussuud Efendi’nin meşhur bir fetvası var mesela… Günümüz Türkçesiyle söylersek, ‘hukuka aykırı olan şey, padişahın emri olamaz!’ der. Düşünün, Kanuni dönemidir bu…