Zara

Zara
@zara47
"Demek beni anlamaya çalışacaksın? Fena fikir değil... Fakat bana öyle geliyor ki, boşuna emek!.."
bulunduğum yerde yaşamıyorum, sadece bulunuyorum.
5 okur puanı
Ocak 2019 tarihinde katıldı
gitmek huydur bizde.
Bin yıl düşünsem bu kadar güzel tarif edemezdim yüzünü. Tarık abi bir cümlede benim yerime tarif edivermiş. “Biraz evvel ağlamış kadınların yüzü...” Yüzlerimizi oluşturan organlar hepimizde aynıdır. Hepsi aynı yerde durur hep. Gözler, dudaklar, burun, kulaklar, çene... Ama ilahi dokunuştan mı ne, aynı şeyler, aynı yerde bambaşka şekillere girerler. O yüzden de aslında kimse kimseye benzemez. Özellikle kadınlar. İkiz olsalar bile... “Bazı kadınların yüzü, ağır bir hikâyenin yaşandığı sokaklar gibidir. Bir Metin Kaçan hikâyesinin sokakları gibi darmadağın, acıtıcı, insanı nefessiz bırakan. Kalbiyle bakmayı bilen herkes, o sokakların her bir tarafına sinmiş keskin kokulu hüzünleri fark eder.”
Sayfa 11 - ithaki
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
„Her insan bedeninin çürüyeceğini bilir ve bundan korkar” dedim. “Ama çoğu insanın ruhu gövdesinden önce çürür; nedense bundan kimse korkmaz!”
Sayfa 236
sevgilim ölü asker.
"Bana Kürtlerden nefret etmem gerektiğini söylerdi babam. Kürtler bölücüydü, teröristti, biz Türklerden nefret edendi ve bu yüzden onlardan nefret etmem gerekirdi. Nefret etmediğim gibi, Kürt arkadaşlar, Kürt kardeşler edindim kendime. Diyarbakır`a, Mardin`e, Bingöl`e ve Batman`a gittim. Kürt canlar konuştu, ben dinledim, Kürt kadınlar anlattı ben kederlendim, Kürt müzikleri, ağıtları dinledim Kürtçe bilmeden ve öğretmen olarak ilk tayinim Tunceli`ye çıkınca çok ama çok sevindim… Annem, “Tunceliler Alevi, yemeklerinden yeme” dedi ve ben çağrıldığım, buyur edildiğim her sofrada yemeklerini yedim Tuncelilerin. Birçok Tuncelili komşum oldu kahvaltıya çağırdığım, hafta sonları çarşıda dolaştığım, kahve içtiğim. Abim, Ermenilere kinlenirdi. Onlardan “Ermeni dölü” diye bahsederdi. Bir Ermeni dostum oldu. Ben onu Türk sanıyordum ve o da kendini Türk sanıyordu! Bir gün dedi ki bana, -ama öyle tedirgindi ki bunu derken-, “sana bir sır vereceğim.“ Şaşırdım, “elbette” dedim. “Otuz üç yaşındayım, yeni öğrendim, ben Türk değilmişim” dedi. “Ne var ki bunda, cansın” dedim gülümseyerek. “Ben Ermeniymişim” dedi. “Sen benim dostumsun” dedim… “Biz Erzurumluyuz biliyorsun; bizim ailede ne cumaya gidilir, ne namaz kılınır, ne de oruç tutulur” dedi. “Nasıl anlayamadım” dedi… “Babam, ölmeye yakınken açıkladı bu sırrı” dedi… Sarıldık birbirimize sımsıkı. Babasını affetmeyeceğini söylerken, bir çırpıda affediverdi… Ayvalık`ta, Rum bir yaşlı amcanın işlettiği pansiyonda kaldım geçen yaz. Sevgilimle o pansiyonda tanıştık. Aktivistti sevgilim, doğa aktivisti. Kah Kaz Dağları`nda, kah Karadeniz`de, kah Mersin`de… Nerede ormanlara kıyılıyorsa, nerede dereler kurutuluyorsa, nerede HES`ler yapılıyorsa benim bir tanem oradaydı. Ben çok sevdim onu. Onun gibi bütünleşemedim doğayla belki. Ama o da benim
İlişkiler
düpedüz sarıl bana dedikten sonra, sarılmanın ne anlamı kalır!
Kadın bir erkeğe varmaz, kadın bir erkeğe verilmez ve bir erkek bir kızı almaz, (almak-vermek) bu tabirler kadını kıymetten düşüren, ona en hakir mahiyeti veren şeylerdir ve her şeyden evvel bu zihniyeti kadınlarımız kafalarından çıkarmalıdır; bilmelidirler ki iki cins birbiriyle hayatlarını birleştirirken yuvaya getirdikleri aynı kıymette şeylerdir ve koca mal sahibi değil, ortak, hayat ortağı demektir.