Tanrı kendi özünden bir ruh ayırdı ve onu güzelliğe çevirdi. Üzerine yağdırdığı tüm zarafet ve iyiliğin nimetleriyle yıkadı, ona bir mutluluk fincanı vererek şöyle dedi: “Geçmiş ve geleceği, unutmak istemediğin sürece bundan içme, çünkü AN olmayınca mutluluk boştur.” Ardından bir de üzüntü fincanı vererek ekledi: “Bu fincandan iç ve yaşamın kısacık sevinç anları olduğunu anlayacaksın, çünkü hüzün hiçle doludur.” Tanrı dünyevi hazın onu ilk nefeste terk edeceği bir aşk bahşetti ve ilk dalkavukluk bilincini yok edecek bir şirinlikle onu ihsan eyledi. Ona doğru yolu göstermek için kalbinin derinliklerine gökten bilgelik yerleştirerek, görünmeyeni gören gözle her şeyi sevgi ve iyilikle yarattı. Gökkuşağının kanatları altındaki cennet meleklerinin dokuduğu giysilerle onu giydirdi. Hayat ve ışık şafağı olan karmaşanın gölgesinde onu gizledi, ardından pişmanlık fırınındaki ateşle tutuşturarak cehalet çölündeki yakıcı rüzgârla bencilliğin kıyısındaki keskin kum ve ömrün ayakları altındaki ham toprakla birleştirerek insanoğlunu yarattı. Ona kör bir güç verdi, öfkeyle onu çılgınlığa sürükleyen ve ancak arzu ve hazla sönecek ölümün gölgesi olan hayatı verdi. Ve Tanrı hem güldü hem de ağladı. Yaratttığı insana karşı sevgi ve acıma hissederek, onu kendi rehberliğinde koruması altına aldı.
Kadınla erkeği ayıran farklılıklar çocukluktan itibaren şekilleniyordu. Mesela eşitlik ve özgürlük filozofu Rousscau'ya gôre erkek çocuklar doğaları gereği hareketten, gürültüden hoșlanırken, kız çocukları yine doğaları gereği süs esyalarını, cicili bicili şeyleri, aynaları ve bebekleri severdi. İlgi alanları ve yetenekleri doğuştan farklı olduğundan, büyüdükçe başka alanlara savrulmaları da olağandı.
Dış dünyaya hâkim erkekler güçlü, bilgili, cesur, maceracı ve saygı uyandıncıydı. Kadınlarsa yumuşak, duygusal, akıl dışı varlıklardı; onlar için güzellik, zarafet, utangaçlık, ağır başlılık, fedakarlık gibi erdemler makbul gõrülmüştü.
1 Yürise ol güzel iy dil şeh-i letâfet olur
O serv-i kadd-ile durdukça bir kıyâmet olur
2 Güzafin anlama kâr-ı mahabbeti sûfî
Mecazun âhiri mutlak-dur [ur] hakîkat olur
3 Nasîhat ister-isen benden iy gönül fehm it
Güzelleri kucup öpmek 'aceb zarâfet olur
4 Râkîbe mihr ü vefâ âşıka cefâ itmek
Be hey güzel göre[sin] sen de çirkin 'âdet olur
5 Yıkarsa hâne-i dili Sıyâmî gam yime sen
Vîrâne olsa-y-idi bir yir ol imâret olur
Zarafet , okçunun lüzumsuz olan her şeyi bir kenara bırakıp sadeliği ve odaklanmayı keşfettiğinde ulaştığı konumdur: Duruş ne kadar gösterişsiz ve vakursa o kadar güzeldir.