Paulo Coelho ’ya “yolculuk yazarı” dense yeridir. Daha ilk romanı
Hac ’dan itibaren hemen bütün romanlarında kuvvetli bir yol imgesi var Coelho’nun. Tabii ki soyut bir imgeden daha fazlası. En bilinen romanı “
Simyacı ” da bilindiği gibi bir yolculuk ve arayış izleği üzerinde kurgulanmıştır. Yol, başlı başına bir keşif sürecidir. Evet, ulaşılmak istenen bir amaç vardır yolun sonunda ama yolculuğun kendisi çoğu kere ulaşılmak istenen amaçtan daha değerlidir. Çünkü yolculuk deneysel bir arayıştır, dışarıya doğru giderken kendi içimizde gerçekleştirdiğimiz bir keşiftir.
Martı , bir martının kendini aşarak martı sürüsünden sıyrılma ve özgürlüğe ulaşma mücadelesini anlatıyor. Martı Jonathan, sadece karnını doyurmak için uçmuyordu. Yeteneklerini zorluyor, yaşamın mükemmelliğini anlamaya çalışıyordu. Tüm gününü daha hızlı ve mükemmel uçmak için sürüden ayrı çalışarak geçiriyordu. Bu tutkusu yüzünden sürüden atılıp yalnızlığa mahkûm edilmesi umurunda değildi. Çünkü sınırlarını genişlettikçe, imkânsızı başardıkça hayat onun için daha da anlam kazanıyordu.
Richard Bach'ın bu eseri, kurgu ve kurgu dışı kitaplar arasında en çok satan oldu. Yazarın en iyi ve en çok okunan kitabı olarak öne çıkmış.
“Bedenimin, maddî vücudumun, benliğimin özü olan ruhumun bir aleti, bir kemanı, bir silâhı, bir donatımı olduğuna inanıyorum.”
Bu, materyalizme indirilmiş en büyük tokattır.
Meursault,kendi kafasında kurduğu dünyada yaşıyor dersem bu bile yanlış olabilir,çünkü Meursault kafasının içinde bir dünya kuracak kadar bile düşünmüyordu!..Beni hadsiz derecede ,varoluşsal boşlukla yüzleşmeye itti.Kitabın yarattığı bu tekinsiz atmosfer,sanırım beni kendime de yabancılaştırdı.Kitabı kapattığımda
kendimi bir boşluğun içinde, tıpkı karakter gibi her şeye yabancılaşmış buldum.
İnsan ruhunun en kuytu köşelerindeki o "kayıtsızlık" duygusunu uyandırıyor.
Albert Camus bize anlamın olmadığı bir dünyada dürüst kalmanın getirdiği o ağır ve yalnız bedeli gösteriyor.İnsanın evrendeki yersiz yurtsuzluğunu en saf hâliyle özetleyen bir kitap.
Necip Fazıl Kısakürek ‘in eserinde Milli Mücadele sadece mazlum bir milletin emperyalizme karşı ayaklanması ve Anadolu,sadece bir istihdam perspektifi içinde mütalâa edilecek alelâde bir toprak yığını,ruhsuz ve şapşal bir tabiat parçası değildir. En nihayetinde Tohum’un cevherine bütün bir kâinat sığar.
Anadolu’yu anlamak,mevzuu anlamaktır.Anadolu’yu anlamak, mevzuyu anlamakla; her taşı bir hatıra, her yolu bir dua gibi görmeyi öğrenmektir..Ve insanın kendini, bu toprağın sessiz ama derin hikâyesine emanet edebilmesidir.