Neil Postman , Televizyon Öldüren Eğlence adlı kitabında televizyonun eğlenceyi amaç edinmesini eleştirir ve bu eleştirisini temellendirmek adına o ünlü "Biçim, içeriği dışlar." ifadesini kullanır. Neil Postman ‘ a göre televizyon, sürekli eğlenen bir toplum inşa eder ve toplum içerisinde sorun olabilecek her şeyi eğlenceye indirger. Böylelikle televizyon, karşısında kendimizi ölesiye eğlendirmek dışında bir şey yapmadığımız bir kutuya dönüşür.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsanlığın büyük ütopyasının tarih ve doğanın uzlaştırılması olduğunu söyleyen Ernst Bloch , felsefe tarihçilerinin çok yönlü yapısı sebebiyle bütünlüklü ele alamayacakları için bir kenara ittiklerini düşündüğü XVI. yüzyıl Rönesans’ı heyecan verici buluyor. Rönesans Felsefesi başlıklı kitabında Bloch; bu dönemin, insanlığın o zamana değin görmediği bir yeniden doğuşu barındırdığını, yeni insanın ve yeni toplumun burada doğduğunu belirtir. Fakat Rönesans’ın Antik Çağ’a dönüş olarak yorumlanışının bu yeniliği gölgelemekte olduğunu söylüyor, Rönesans'ın bu yönü, kitabın en dikkat çekici analizlerinden birini oluşturuyor.
Binlerce yıl yaşamaktan daha zor bir şey yapıp birden fazla hayat yaşayan insanların hikâyesidir Kıpırdamıyoruz . Bir çocuğun, bir ağacın, bir köpeğin, bir fotoğraf makinesinin öyküsü olmasının yanı sıra günümüzde baş döndürücü bir hızla akıp giden zamanın ve ona ayak uydurmak için hiç durmadan ve düşünmeden koşturup duran insanlığın içine düştüğü ezici ve boğucu hayata karşı bir duruş, bir manifestodur.Hız haz ve ayartı çağını günümüzü özetlemiş. Zamanın ruhsuz koşturmacasına karşı edebi bir direniş başlatan bu eser, durağanlığın ve 'kıpırdamadan' bakabilmenin o sarsıcı gücünü tüm yalınlığıyla hissettiriyor.
Brezilyalı romancı Paulo Coelho ’ya “yolculuk yazarı” dense yeridir. Daha ilk romanı Hac ’dan itibaren hemen bütün romanlarında kuvvetli bir yol imgesi var Coelho’nun. Tabii ki soyut bir imgeden daha fazlası. En bilinen romanı “ Simyacı ” da bilindiği gibi bir yolculuk ve arayış izleği üzerinde kurgulanmıştır. Yol, başlı başına bir keşif sürecidir. Evet, ulaşılmak istenen bir amaç vardır yolun sonunda ama yolculuğun kendisi çoğu kere ulaşılmak istenen amaçtan daha değerlidir. Çünkü yolculuk deneysel bir arayıştır, dışarıya doğru giderken kendi içimizde gerçekleştirdiğimiz bir keşiftir.
Richard Bach tarafından 1972 yılında yazılan Martı , bir martının kendini aşarak martı sürüsünden sıyrılma ve özgürlüğe ulaşma mücadelesini anlatıyor. Martı Jonathan, sadece karnını doyurmak için uçmuyordu. Yeteneklerini zorluyor, yaşamın mükemmelliğini anlamaya çalışıyordu. Tüm gününü daha hızlı ve mükemmel uçmak için sürüden ayrı çalışarak geçiriyordu. Bu tutkusu yüzünden sürüden atılıp yalnızlığa mahkûm edilmesi umurunda değildi. Çünkü sınırlarını genişlettikçe, imkânsızı başardıkça hayat onun için daha da anlam kazanıyordu. Richard Bach'ın bu eseri, kurgu ve kurgu dışı kitaplar arasında en çok satan oldu. Yazarın en iyi ve en çok okunan kitabı olarak öne çıkmış.