…”Gerçekten çok üzülmüştüm. Düzceli Mehmet ve ona benzer daha çok gençler kurtarılmalıydı. Bu sorumsuz hayat anlayışı içinde yetişen insanlar, hem devletin hem toplumun hem de ailenin baş belası olacaklar. Bu yüzden, patlayan silahlardan, yanan ocaklardan ve ağlayan annelerden çok dersler alınmalı.”
Konuyla ilgili olarak Bediüzzaman Said Nursî’nin Muhakemat isimli eserindeki şu tespitleri hatırladım.
- Her insan hak fıtrat üzerine doğar. Hakkı (doğruyu) ararken bazen eline batıl (yanlış) geçer, hak zanneder, koynunda saklar.
En büyük yanlışı, doğru telakki ederek kendisine hayat felsefesi yapan bu insanları uyarmak, uyaranlara destek olmak, toplumun huzuru için çok önemli bir görevdir. Bu önemli vazifenin ifasına ben de katkıda bulunabilmek için Allah’a dua ettim ve bu düşüncelerle odamdan çıktım.
…”Mutlaka farklı görüşler dillendirilmelidir. Konuşan insanı susturmak çare değildir. Konuşan insan görüşlerinin yanlış olduğunu anlayınca susar. Zorla susturulursa illegal yollardan konuşmaya başlar. Bu da bir çok yönden sıkıntı meydana getirir.
Konuşan insandan zarar gelmez. Asıl zarar, konuşturulmayan insandan gelir. Farklı görüşler, güzelliktir, yeniliktir. İnsanlar arası uzlaşma, konuşarak ortaya çıkar. Yoksa uzlaşma adına susturulan insanlar, gizli ve sert bir muhalefet oluşturur. Bu da toplumsal huzura zarar verir.”
Var olmak, insanın samimî olarak sahip olduğu isteklerin bütününü içerisine almaktadır. Belki onların tam bir toplamıdır.
"Eğer ben var olmak istediğim değilsem, istediğim, sözle değil, arzu ve tasavvurlarla da değil, fakat bütün kalbimle, bütün kuvvetlerimle, hareketlerimle istediğim değilsem, ben var değilim...
Var olmak istemek ve sevmektir."
Uyu! Gözlerinde renksiz bir perde,
Bir parça uzaklaş kederlerinden
Bir ruh gülümsüyor gibi derinden
Mehtabın ördüğü saatler nerde?
Varsın bahçelerde rüzgar gezinsin,
Yağmur ince ince toprağa sinsin,
Bir başka âlemden gelmiş gibisin,
Dalmış gözlerinle pencerelerde.
|Ahmet Hamdi Tanpınar