İbni Abbâs (r.a.) şöyle demiştir: "Bir gün Hz. Peygamber (s.a.v.) in terkisinde idim. Şöyle buyurdu: "Ey evlat! Ben sana birtakım kelimeler öğretiyorum: Allah'ı gözet ki O da seni gözetsin. Allah'ı gözet ki (daraldığında) Onu karşında bulasın. Bir şey istediğinde Allah'tan iste, yardım talebinde bulunduğunda Allah'tan yardım iste. Şunu bil ki bütün halk sana fayda vermek üzere birleşseler ancak Allah'ın sana takdir ettiği kadar fayda verebilirler. Eğer bütün halk sana zarar vermek için birleşseler ancak Allah'ın sana takdir ettiği kadar zarar verebilirler. Artık kalemler kaldırıldı. Sahifeler kurudu."
Hadisi Tirmizi rivayet etmiş ve: "Hadis, hasen hadistir" demiştir.
Kişisel bütünlük, insanlarla, kurumlarla hatta aileyle değil, ilkelerle bütünleşmek, ya da ilke-merkezli olmaktır. Bu anlamda, kişisel bütünlük sadakatten daha yüksek bir değerdir. Ya da daha açık bir ifadeyle, sadakatin en yüksek şeklidir. İnsanların uğraştığı meselelerden çoğunun kökünde "bu popüler (kabul edilebilir, politik) mi, yoksa doğru mu?" sorusunun yattığını göreceksiniz. Bir kişiye ya da gruba sadık kalmayı, doğru olduğunu hissettiğimiz şeyi yapmaktan öncelikli hale getirdiğimizde, kişisel bütünlüğümüzü yitiririz. Geçici olarak beğeni toplayabilir ya da sadakat oluşturabiliriz, ama kişisel bütünlüğün yitirilmesi, alttan alta o ilişkilere de zarar verecektir.