Momo'yu ilk okumaya başladığımda masalsı bir anlatısı olduğu için ufaktan bir burun kıvırmıştım. Hatta yarıda bırakmayı da düşünmüştüm, ama tabii bırakmadan devam ettim okumaya ve verdiğim karardan da pişman olmadım.
Kitabın konusuna gelirsek: Momo evi, ailesi ve kimliği olmayan ve sokakta yaşayan küçük bir kız çocuğu. Momo bir gün bir kentin amfitiyatrosuna gelip orada kalmaya başlıyor ve oranın sakinleri Momo'ya sahip çıkıyor. Momo oradakilerin gözdesi ve adeta ilacı oluyor. Büyükler küçükler her türlü sıkıntıda ve iyilikte Momo'ya gidiyor. Fakat bir gün duman adamlar gelip insanların vakitlerini, onları manipüle ederek ellerinden alıyor. Ancak Momo'ya güçleri yetmiyor ve kaçma kovalama hikayesi başlıyor.
Michael Ende kitabında zaman kavramını, günümüzdeki insanların zamanla olan sıkıntılarını, para ile olan dertlerini çok güzel tasavvur etmiş. Özellikle zaman gibi soyut ve idrak edilmesi çok zor olan bir kavramın ustalıkla açıklayabilmesine hayran oldum. Tabii yazarımız sadece kavramları tasavvurla kalmamış Momo'yu, arkadaşlarını, çevresinde olan ve olmayan insanları da çok güzel aktarmış. Kitabın dili hafif ve akıcı olduğu için bir solukta okunabilecek bir eser.
Orhan Pamuk bu romanında bir ailenin 70 yıllık hikayesini üç nesil olarak bize anlatıyor. Pamuk'un ustalıkla kaleme aldığı bu romanında insanın; siyasi, sosyal ve iç yaşantısını başarılı bir şekilde bize aktarıyor. Diyaloglar arasında, hayatın içinden de kesitler sunarak bizi adeta romanın içine çekiyor.
Çeşitli görüşleri sanki birbirinden farklı kişilerden okuyormuşuz gibi, her alanda donanımlı düşünce yapısı yansıtılırken günlük hayatta dillendirme veya onun üzerine düşünme gereksinimi duymadığımız ayrıntıları bizim yerimize düşünüp kelimelere döküyor.
1900'lü yıllar ile 1970'li yıllar arasında geçen roman, Cevdet Bey'in evliliği, oğullarının yaşantısı ve torunları sırasını baz alarak bir nevi kurgusal biyografi özelliği taşıyor.
Bu ailenin yaşantısına ansızın girip yetmiş yıl boyunca onlarla ve düşünce dünyalarıyla yaşadıktan sonra yine ansızın çıkmak biraz hüzünlendirse de insanda çok güzel izler, hisler bırakıyor.
"Beni böyle görüyorlar... İyi, saf, dürüst... İnsanın başka bir özelliği olmayınca başkaları ondan öyle söz eder: İyi insan."
20. yüzyılın başındaki olayları, bir insanın trajik öyküsünün içinden anlatan bu hikaye tarihsel özelliğiyle birlikte insanı da çok güzel bir biçimde anlatıyor. Trajik bir yaşamı olan İsyan'ın siyasi ve sosyal olaylar içerisinde gelişen hayatını ikinci bir kalemden okuyoruz ve bu otobiyografi ile biyografi özellikleri arasında olan bu kitap tüm okurları derinden etkileyecek türden.
...
Farklı bir dünya hayal etmek hoşumuza gidiyordu... Şaşkınlığımız kadar büyüktü umutlarımız da. Yarınlar ne kadar karanlıksa, yarından ötesi o kadar aydınlıktı.
Birbirini çok iyi tamamlayan bir kadınla bir adamın yolculuğunu anlatıyor. Yolculuğu anlatırken yolları değil hayatı, insanları ve adlandıramadığımız bir çok hissi ustalıkla açıklıyor. Yeri geliyor iki- üç cümlelik diyaloglarla yeri geliyor paragraflar süren anlatımlarla çok başarılı bir şekilde yazılmış, okuyan herkesin farklı cümlelerin altını çizeceği bir eser. Bu kitabı okumanın bir insana katacağı şeylerin çok olduğunu düşünüyorum.
...
"Anladım. Gitmek, gerçeği öğrenmekten daha mı kolay?"
" Onu da bilmiyorum ama bazen öyle geliyor ki ölmek bile daha kolay."
Hiçkimsenin okumakta zorlanmayacağı bu kitap, içinde -özellikle- geçmiş Türkiyesinden de izler bulabileceğimiz çok güzel bir kapitalizm eleştirisidir. Herkese tavsiye ederim :)