Yaşam genelde, tekdüze, renksiz, acı verici ve yetersizdir. Sanat ve edebiyat bunu soslayarak bize sunar ki güzellik, heyecan, dürüstlük, eğlence, iyilik, doğruluk ve anlamlılık gibi şeylerin varlığına da inanalım, yaşamı daha yaşamaya değer bulalım.
Pamuk bunu yapmayı tercih etmediği için sıkıcı bulunuyor olabilir. Siyah beyaz bir ekrandan, 'olduğu gibi' dediğimiz 'gerçeklik' onun kitaplarının özelliğidir.
Hayat bir şeye inanmadan, beklemeden, bir yerlere gitmeden de yaşanabilir. Çoğu insan böyle yaşar, sıradan. Bunu olduğu gibi anlatabilen yazarlara da büyük diyoruz işte. Dostoyevski, Proust, Woolf, Joyce, Marquez, Faulkner... Pamuk da bunlardan biri.
Sıradan hayatı olduğu gibi anlatabilmek. Yaşamın kendisini doğrulamak. Belirli bir kişinin yaşadığı deneyimi, kendine özel sorunlarını, bireysel niteliklerini, arzularını, yıkımlarını ve ölümü anlatabilmek kolay değildir. Bireyi çözümlemek, toplumun içindeki yerini okuyucuya aktarabilmek, dönemsel ayrıntıları gerektiği zaman gerektiği şekilde kullanabilmek de ustalık gerektirir. Evrensel ve bireysel öğeleri çok güzel karıştırırsanız eğer zevk verir okuma işi.
Şimdiyi, dünü ve geleceği aynı düzlemde yaşatabilen adamlardan Pamuk.
Cevdet Bey ve Oğulları, 1974-78 yılları arasında yazılan bir ilk roman.
Orhan Pamuk'un ilk romanı.
Abdülhamit döneminin son yılları, Batılılaşma sabırsızlığı, cumhuriyetin ilk zamanları ve modernleşmenin daha doğrusu modernleşememenin yansıtıldığı bu kitap bir eski İstanbul panoraması.
Saraydan arta kalan refahı bölüşemeyen paşalar, aileleri, halk denen uyuşuk belirsizlik, aydınlığı Batı kafelerinde sütlü kahve içmek sanan züppeler, geleneği kirleten muhafazakârlar ilginizi çekiyorsa okuyun bu kitabı.
Sabah uyanır uyanmaz perdeyi aralayıp dışarıyı izlemek gibi bir his bırakıyor. Bir