Cennet
"İyi iş ve güzel amel işleyenlere daha güzel karşılık ve bir de ziyâde (Allah'ı görmek) vardır." (Yunus Suresi 26. Ayet) Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu: ✔ (Sehl b. Sad) “Ey Allah’ın Resulü! Cennet’in yapısı nedir?” deyince Efendimiz (sav) şöyle buyurdu: “Yapısı altın ve gümüş tuğladan, harcı miskten, çakılları inci ve yakuttan, toprağı zaferandan. Ona giren nimete mazhar olur, eziyet görmez, ebediyet kazanır, ölümle karşılaşmaz, elbisesi eskimez, gençliği kaybolmaz.” (Tirmizi, Cennet, 2, Hadis No: 2528) ✔ Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: "Salih kullarım için ben, Cennet'te hiç bir gözün görmediği hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir insan gönlünün hatırlamadığı bir takım nimetler hazırladım. / Siz gerçekten tıpkı şu ayı gördüğünüz gibi, Rabbinizi gözle (açıkça) göreceksiniz. Onu görmekte haksızlığa uğramayacak, izdihama düşmeyeceksiniz. / Cennetlikler cennete girdiği zaman Allah (cc) şöyle buyuracak: 'Size daha da vermemi istediğiniz bir şey var mı?' Cennetlikler de şöyle derler: 'Yüzlerimizi ak çıkarmadın mı, bizi cennete koymadın mı, bizi cehennemden kurtarmadın mı? (o yeter).' Cenâb-ı Hak perdeyi kaldırır, cennetliklere artık Rablerine bakmaktan daha sevimli gelecek hiç bir şey verilmiş olmaz. (Et-Tâc, el-Câmiu li'l-Usül, fî ahâdisi'r-Rasul, V, 402 / Buhârî, Mevâkıt 16, 26 / Müslim'in rivayeti, et-Tâc, V, 423;Tirmizi 2676-Yunus 26 Tefsiri) Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu: ✔ Sizden birinizin yayı kadar veya kamçısı kadar cennetteki bir yer, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Cennet ehlinden bir kadın, arz ehline görünecek olsa, dünya ve içindekileri aydınlatır, arzla sema arasını güzel koku ile doldururdu, onun başörtüsü dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. ✔ Cennette olan şeyden bir tırnağın azalttığı miktar, semavat ve dünya arasında dört ciheti de tezyin etmiş
Edebiyat
Alvarlı Efe Muhammed Lütfi - Âhiri ölümdür ne hayâldesin
İster İskender ol serîr üstünde, Ahiri ölümdür ne hayaldesin. İster Süleyman ol mühür destinde, Ahiri ölümdür ne hayaldesin. İster Hayder gibi Zülfikâr takın, İster İsa gibi düşmandan sakın, İsterse sefine bahre bırakın, Ahiri ölümdür ne hayaldesin. İster allar giyin mihr-i zeman ol, İster güneş gibi dar'ül-eman ol, İsterse kamer-veş şeh-i şadan ol, Ahiri ölümdür ne hayaldesin. İsterse devletin Harun'e dönsün, İsterse hazinen Karun'e dönsün, İsterse servetin Haman'e dönsün, Ahiri ölümdür ne hayaldesin. İster taze güller gibi olsun evlâdın, Serv-i kad nev-civan olsun ahfadın, Dünyaya şan versin nam-ı cedadın, Ahiri ölümdür ne hayaldesin. İster Cemşid gibi zer-tacın olsun, İster Rüstem gibi minhacın olsun, İster güneş gibi siracın olsun, Ahiri ölümdür ne hayaldesin.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kültür Klasik Sanatlar
Hat Sanatında Hilye-i Şerifler Prof. Dr. M. Uğur Derman 26 Ocak 2018 Kültür Klasik Sanatlar İslam inancı, putlaştırılabilecek kimselerin tasvirlerinden şiddetle kaçınmıştır. Bu sebeple, bir kaç asılsız minyatür dışında hiç kimse Rasûlullah'ın resmini çizmeye cesaret edememiştir. Hıristiyan âleminde Hz. İsa için uygulandığı gibi hayali bir resim yapmaktansa, sahih tariflerden hareketle İslam Peygamberi'ni hilyesinden öğrenip anlatmak; her inananın, gönlünde beliren şekliyle yaratılmışların bu en yücesini tasavvur ederek bağlanmasına vesile olmaktadır. Bu ise, putları yıkan bir iman anlayışı için elbette daha gerçekçidir. "Süs, ziynet" manasının yanı sıra "hilkat, suret, sıfat" manalarını da taşıyan hilye kelimesi, hilye-i saadet veya hilye-i nebevî terkipleriyle daha tamamlayıcı bir mahiyet kazanmaktadır. Eskiden beri göğüs cebinde bir hürmet nişanesi olarak taşınmak için, gündelik el yazısı veya nesih hattı ile küçük çapta yazılan bu metnin, kaynaklarda yer almamakla beraber, ilk defa olarak hüsn-i hattın önde gelen isimlerinden Hafız Osman Efendi (öl. 1110/1698) eliyle levha şeklinde yazılmış bulunduğu kabul edilmektedir. Eski hattatlardan gelen bu konudaki sözlü rivayetler, bilinen hilye şeklinin benzeri hiç bir levha çalışmasına anılan hat üstadından önce rastlanmayışı; Hafız Osman'ın ise hem bu biçimi denemek, hem de farklı hilye metinlerini araştırıp bulmak ve bunu yazmak hususundaki sanatkarca gayretinin kesinlikle belirlenişi, bu kanaatin doğruluk payını artırmaktadır. Hilye levhalarının tarihî gelişimine geçmeden, en yaygın olan şekline göre tasarlanmış bölümleri incelenirse: Hafız Osman hilye için yaygın olan bu biçimi geliştirmeden önce, katlanarak göğüs üzerindeki cepte taşınabilecek boyda ve yalnız nesih hattıyla Türkçe mealli hilyeler yazmıştır. Şimdiye
Ey afîtab rewşa dinê Her dem ji bareş der dibî çaxê ku tu d`çî ber bi xwar çima tu jar û zer dibî Pir zer dibî ew gewd û qurs Xuya dikî bi lerz û tirs Nadî kesî yek peyv û pirs çaxê ku tu têwer dibî Tişkî veşirtî tê heye Ne`l gor hiş û hayê me ye Ma qey tu ne b`destê xwe ye Tenha tu bê hiner dibî Roja meyî rohnî û geş Tu tim dikî tarî û reş Laşê me tim xav û nexweş Pê mest û lal û ker dibî çavên me par nabin b`şewê Em ser didin dewra xewê Cihan bi tatûla ewê Bê lebt û bê tevger dibî Ey şah û serdarê zeman Semtek dirêj û pir giran Davêje ser xakî cîhan Rohnî ji ber ezber dibî
Birkaç gün önce televizyonda gece denk geldi, dinledim gözyaşlarıyla... Yazan duyguları o kadar hissettirerek ifâde etmişki bir uygarlığın yıkılışını... Kahroldum... Önce biraz bilgi, ardında da metin... 604/1207 yılında dünyaya gelen er-Rundî, ışığın teker teker Endülüs şehirlerinden ayrıldığına şahit olur. Bu duruma dayanamayıp o yürek yakan meşhur Endülüs Mersiyesi şiirini yazar. Kafiyesi “nûn” olduğu için bu kasideye Nûniyetu Ebi’l-Bekâer-Rundî adı da verilir. Bu şiir artık her Müslüman’ın dilindeki ağıtı olur. Mersiye o kadar gerçektir ki hiçbir zaman önemini ve değerini kaybetmez. Her okunduğunda ilk defa okunuyor gibi yeni anlamlar algılanır ve taze duygular yaşanır(Mekkî, 1987: 312). Öyle oldu ki nerede ne zaman Müslümanların başına bu türden bir felaket geldiğinde bu mersiye dillerde dolaşır oldu. Mersiye, sadece Arapçada kalmayıp Müslüman halkların farklı dillerine çevrilerek onların da duygularının tercümanı olur. Bu mersiye Türkçe’ye ilk olarak şair Filibelizade Mehmet Nizameddin tarafından aktarılmıştır(Konrapa, 1964: 165 vd.; Ayvazoğlu, 1996: 85). Oryantalist araştırmacılar tarafından da beğenilen ve hakkında geniş araştırmalar yapılan mersiye, M. Grangaret tarafından Fransızca’ya, (Paris, 1878) A. F. Grafvon Schack tarafından Almanca’ya, (Berlin, 1865) Juan Valera tarafından İspanyolca’ya, (Madrid, 1867-1871) ve A. R. Nykl tarafından da İngilizce’ye (Baltimore, 1946) çevrilmiştir (Toprak, 1990: 197). Aruzun el-Besît vezniyle yazılan kasidenin tamamı kendi çevirimizle şöyledir: Endülüse Ağıt; Mersiyenin Tam Metni 1-Her şey tamamlandığında eksilir. Öyleyse insan hayatın güzelliğine aldanmasın. 2-İşler gördüğün gibi dönüşümlüdür. Bir zaman her kimi sevindirirse birçok zaman da onu üzer. 3-Dünya baki değil kimseye. Şanlı
Ahmed Paşa
Pâdişâh-ı heft iklîm-i saâdetdür k'anun Hâk-i pâyi cevherin idindi tâc-ı zer güneş. O, yedi mutluluk ikliminin padişahıdır ki ayağının bastığı toprağın cevherini güneş başına tac edinmiştir.
Edebiyat