Prometheus; Kafkaslardaki ulu, diş diş bir zirveye götürülmüş ve kayaya zincirlenmişti. Bir kartala, her öğle vakti gelip Prometheus'un karaciğerini deşmesi ve dumanları tüterken yemesi emri verilmişti. Ağza alınmaz bir ceza, dedi kuzenim her ayrıntının tadına vararak: Kanlı gaga, parçalanan organ, yeniden büyümesi ve tekrar tekrar sökülmesi... Düşünebiliyor musun?
Uzun süre önce, insanoğlu hâlâ mağaralarında titreyip büzülürken Prometheus, Zeus'un kudretine isyan etmiş ve insanlara ateşi hediye etmişti. Ateşin alevlerinden, kıskanç Zeus'un insanlardan uzak tutmayı umduğu medeniyetin bütün sanatları ve kazançları fışkırmıştı. Bu başkaldırı dolayısıyla Prometheus, uygun bir işkence bulunana dek yeraltı dünyasının en derin çukurunda yaşamaya yollanmıştı.
Milattan öncesi ve sonrası diye ayırmıştım hayatımı. Milattan öncesi tamamen masum ve temiz bir hayattı. Sadece hayal dünyamda yaşayabileceğim ve dünyanın eğlenceli bir yer olduğunu düşünebileceğim bir dönemdi. İnsanlardan korkulmaması gerektiğini sandığım, oysa dünyanın en vahşi yaratıklarının da insanlar olduğunu öğrendiğim bir dönemdi.