"İrfan'ın böyle bahtiyarca tesadüflerden sonra uğradığı sevdalardan, çektiği üzüntülerden, azaplardan, bütün bu asabi, hayali hazlardan, işkencelerden kimsenin haberi yoktu. Hep kendi kendine gelin güveyi oluyordu. Yirmi iki yaşına kadar itirafsız sevdalar, karşılık görmeyen ahlar, inlemeler, gözyaşları, açık bir hakikate yöneltilmeyen tapınışlarla yorulmuş, delice denecek hayaller arkasında koşmuştu. Aşk konusunda pek mahcup ve cesaretsizdi. Daima böyle hayallere âşık oluyor."
"Karşılıksız sevgi yaşamak gerekiyormuş. Birini sevmenin, delice bir aşkla bağlanmanın, güzelliğini yaşamanın hazan mevsimine gelmek olduğunu bilmiyordum. Meğerse hayatta ne çok şey kaçırmışım... Ya ben erken geldim, ya sen çok geç kaldın vuslata..."
"Bildiğim bir şey varsa, bildiğim bir şey yoktu: Beynim, kalbim, dilim tutukluk yapmıştı. Şebnem'e tutulmuştum. İşim bitikti. Vücudumdaki tüm kimyasallar çalkalanıyordu."