"Eşhedü en lâ-ilâhe" çün didi S
onra "illallah" ile hatm eyledi
'Alî ibn-i Hüseyn dir ki "sadak"
Kim şehadet doğrılara gele Hak
"Eşhedü enne Muhammed çün didi
Seyyid anda katı feryâd eyledi
Aldı başından 'imâmesin revân
Atdı müezzin önine ol zemân
Yâ müezzin dir Muhammed hürmeti
Sabır kıl bir dem okuma kâmeti
Döndi eydür ey Yezîd-i nâ-safâ
İşbu dem adın okursın Mustafâ
Ol benim dedem midür yâhud senün
Doğrısını söyle var ise canun
Ger benim dedem-durur ol diyesin
Halk arasında yalan söyleyesin
Ger Hüseyn'ün dedesidür diyesin
Niçün anı zulm-ile öldüresin
Ümmetem diyü şehadet idesin
Hem adına sen salavât viresin
Birbirlerine kavuşamayınca destanı yazılan, kavuşup seviştikten sonra şahsiyetsizleşip fıkıh kitaplarındaki Zeyd ile Hind'e dönüşen aşıklar gibi mi olmuştu ikisi?
Ebû Süfyan,durum karşısında hayret ve takdirini gizleyemedi: "Ben, insanlar arasında ashabının Muhammed'i sevdiği kadar hiç kimsenin, hiç kimseyi sevdiğini şimdiye kadar görmüş değilim!"
Zorunlu, imkansız ve Bütün Zaruri Olanlar [Kaçınılmaz Olanlar]
Hakkında
Zorunlu ve imkansız arasındaki fark, zaruri olma [kaçınılmaz olma] anlamında
ortak olmalarına ragmen en üst düzeydedir. Biri varlıkta, öteki de yoklukta zaruridir.
Zarurilik hakkında konuştuğumuzda açıklamayı o ikisinin her birine aynen
aktarmamız mümkün olur. Deriz ki: Zarurilik yüklemi, hepsi de süreklilik anlamında
ortak olan altı anlamdadır. Bunların ilki, yüklemin, ortadan kalkmamış ve ortadan
kalkmayan, devamlı olan yüklem anlamında olmasıdır. Şu sözümüzde olduğu
gibi: Yüce Allah Hayy'dır. !kincisi, mevzunun zatı devam ettigi sürece mevcut olup
bozuluşa ugramamasıdır. Şu sözümüz gibi: Her insan zaruri olarak canlıdır. Yani
insanların her biri zatı mevcut olduğu sürece daima canlıdır, şartsız olarak daima
[canlı] degildir. Öyle ki canlılıgı oluştan önce ve bozuluşa ugradıktan sonra ortadan
kalkmaz, devam eder. llki ve bu ikincisi, kullanımda olan ve kastedilen iki şeydir.
Eger olumlanması veya olumsuzlanması zaruridir denirse ve o ikisi tek bir anlamda
olması açısından genellenirse ve zarurilik, mevzunun zatı devam ettigi sürece var
olursa, ya zat daimi olarak var olduğunda daimt olur ya da eger zat bozuluşa ugrayabiliyorsa
bir müddet var olur. Üçüncüsüne gelince, bu, varolmaya devam ettigi
sürece degil, mevzunun zatı, kendisiyle birlikte konulmuş bulunan sıfatla nitelenmiş
olduğu sürece olur. Bu da şu sözünde olduğu gibidir: "Her ak zaruri olarak görme
için ayırdedici bir renge sahiptir." Yani onun ne ortadan kalkmamış olması ve ortadan
kalkınıyor olması devamlıdır, ne de bu ak olan şeyin zatı mevcut olduğu sürece
bu böyledir. Öyle ki bu zat kalıp bozuluşa ugramadıgında, fakat beyaz ondan ayrıldıgında,
o [beyaz] göz için zaruri olarak ayırtedici bir renge sahip olmakla nitelenebilir.
Hatta bu
"Derken kardeşim, zaptiyeye geldik. Yaver nazırın yanına girdi. Dilekçemi, zannedersem, verdi ve Sadrazam Paşa'nın emirlerini bildirdi. O dışarıya çıkarken 'Nazır Paşa sizi istiyor. Yanına giriniz' dedi. Ben de odadan içe ri girdim. Aman Allah'ım! O gün hissettiğim fenalığı hiç unutamam. Adeta titriyordum. Her şeyden vaz geçmiştim.
Hisse senetleri, elmas ... Bunların gözümde on paralık kıy meti kalmamıştı. Kendi kendime adeta kızıyordum. 'Bu zulüm ve istibdat kaynağından adalet dilenmeye geldin ha! Budala!' diyerek kendi kendimi kını yordum. Kapıdan girer girmez sanki babamın timsali gözümün önüne dikildi. Titreye titreye ilerledim. Büyücek bir masanın önünde oturan bir adam, o anda biçimini ve yüzünü hiç aklımda tutamadığım bir adam 'Sen Zülfikar Efendi merhumun kızı mısın, hanım?' diye sordu. 'Evet kızıyım' dedim.
Aramızda cereyan eden sözleri harfiyen söyleyeyim.
'Ne istiyorsun?' 'Efendim, ne isteyeceğim? Babamın malını istiyorum.' 'Nedir, neden ibarettir? Bunu biliyor musunuz?' 'Hayır, babamın öldüğü gece evimizi basmaya geldikleri zaman kasayı açtılar. İçindeki hisse senetlerini, mü cevherleri aldılar. Bunu torbalara koyarak Üzerlerini mü hürlediler. Zannedersem buraya getirdiler.'