Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kâtip, “Pamukçu” oğlanlardan sonra “Kütlücü”lerin de kartlarını zımbalayıp, “Sulu kozacı”lara geçti. Sulu kozacılar sırılsıklam üst başlarıyla titreşiyorlardı. Kâtip: “Ne o?” dedi. “Ne oluyorsunuz?”
Kalın kemikli, iriyarı ama kupkuru biri:
– Donuyok, diye tekrarladı.
Kâtibin yüzü bok koklamışçasına buruştu:
– Donuyoruz desene lan, hırt!
İşçinin çeneleri vuruyordu:
– Donuyok, diye tekrarladı.
– Donuyoruz de be!
– Donuyok!
– Mahsus mu yapıyorsun? Do-nu-yo-ruz!
– Donuyok.
– Ayı efendim ayı. Donuyoruz!
– Diyemem kâtip evendi, dilim alışmış bir sefer, dönmüyor..
Araya ırgatbaşı girdi:
– Nefesini tüketme. Bunlar nerde insanlık nerde. Bunlara var mı somun? Yerler! Var mı nallı Fatma? Tamam...
Kâtiple ırgatbaşı arka mağazalara gülüşerek giderlerken “Donuyoruz” diyemeyen işçi eliyle arkalarından nah yaptı. Sonra da iş arkadaşına döndü:
– Donuyoruz, dedi.
Arkadaşı güldü:
– Kâtibe niye demedin?
– Keyiflensin diye..
– Keyiflensin diye mi?
– Keyiflensin diye. Bizi ayı, kendini adam bellesin fıkara!
“Başımı döndüren, bana huzur ve rahat vermeyen işlerim arasında seni, ırmağın gürültüsüyle, görülmeyen bitkilerin kokusuyla dolu Vişegrad’ın sakin bir gecesi gibi düşünüyorum.”
Mutsuzluklar da sonsuz değildir. Bir bakıma mutluluğa benzerler, geçip giderler, daha doğrusu biçim değiştirirler. Kapiya’da hayat yine eskisi gibi başlar. Ve köprüye ne yıllar, ne yüzyıllar, ne insanlarla olan ilişkilerindeki hazin değişiklikler bir şey yapabilir. Bütün bunlar üstünden, tıpkı parlak ve cilalı kemerleri altından akan azgın sular gibi gelip geçer.