Kedi Gezegeni’ni bitirdiğimde ilk düşündüğüm şey şu oldu: “Aslında anlatılan kediler değil, biziz. Hikâyede kedilerin üstün bir zekâya ulaşıp insanları yönetmesi ilk bakışta absürt gibi duruyor ama sayfalar ilerledikçe rahatsız edici derecede tanıdık bir yere evriliyor. İtaat, konfor alanı, sorgulamadan kabullenme… İnsanlar kafes içinde ama asıl kafes zihinde.
Kedilerin insanlara karşı kurduğu sistem, özellikle “beslenme–ödül–ceza” düzeni, günümüz dünyasına ince ama net bir gönderme. İnsanların yavaş yavaş buna alışması, hatta bunu normalleştirmesi kitabın en tok vurduğu yerlerden biri. Orada insan sinirleniyor: “Bir dakika, bu kadar da değil.” Ama sonra durup düşünüyorsun… Belki de tam olarak bu kadar.
Bazı karakterlerin durumu sorgulamaya çalışıp yine de sistemin içinde eriyip gitmesi oldukça çarpıcıydı. Kaçış ihtimali varken bile konforu seçmeleri, kitabın en acı ama en gerçekçi tarafıydı bence. Burada yazar çok net konuşuyor: özgürlük cesaret ister, herkes bedel ödemeye hazır değildir.
Eksik bulduğum tek nokta, bu güçlü fikirlerin bazı sahnelerde biraz daha derinleştirilebileceği hissi oldu. O yüzden gönül rahatlığıyla bir 10/10 diyemedim. Ama fikri, alegorisi ve verdiği rahatsızlık hissiyle kesinlikle sıradan bir distopya değil.
Benim puanım 10 üzerinden 7️