Zeynep

Zeynep
@zeyneptass
İyilik yapmak kötülükten geçiyorsa, buna iyilik denilebilir mi?
Puan vermedi·687 syf.··
2023 9. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 11 Mart 2023 00:00
Cemal Süreya’nın “1944 yılında Dostoyevski’yi okudum. O gün bugün huzurum yoktur.” dediği gibi ben de, 13 yaşında Dostoyevski’yi okuduğum, Raskolnikov’u tanıdığım günden bu yana huzurum yoktur... Realist bir yazar olmasından ötürü, Dostoyevski’yi okurken dünyanın bütün acısını çekme isteğinize engel olamazsınız. Gerçekleri bir tokat gibi suratınıza çarpmaktan çekinmez çünkü... Gelelim Dostoyevski’nin başyapıtı olan Suç ve Ceza’ya... Dostoyevski, Suç ve Ceza’da toplumdaki hastalıklı insan ilişkilerini sarsıcı bir biçimde ortaya koyarak toplumsal bir bilinç yaratmaya çalışmıştır. Romanın her bir parçası eşsiz, özgün karakterlerden, farklı temalardan ve Raskolnikov’un ruhsal süreçlerinden oluşuyor. Ayrıca her bir bölüm başkasıyla bağlantılı ve okuyanı merak içinde bırakan beklenmedik, dramatik sonları var... Ben Raskolnikov’u edebiyatın Mona Lisa’sı olarak görüyorum. Kendisi, edebiyat için o denli önemli bir karakter. Ona göre, eğer iyi bir amaca hizmet edilecekse, suç işlenebilir. Tam da bu düşüncesi onu suç işlemeye itiyor ancak daha sonra işlediği bu suç, amacına ulaşamayıp ruhsal çöküşler yaşamasına neden oluyor. Burada insan ister istemez soruyor: Acaba ‘iyi’nin ve ‘iyilik’in ölçüsü nedir? İyilik yapmak kötülükten geçiyorsa, buna iyilik denilebilir mi? İyi bir toplumun kurulması kötülerin ortadan kaldırılıp iyileri yaşatmaktan mı geçer, yoksa kötülerin üremesini önlemekten mi? İşte kitabı okurken kendinizi bunlar gibi pek çok derin ve mistik sorular sorarken bulabilirsiniz. Uzun zaman etkisinden çıkılamayacak, okurken heyecanınızı sürekli diri tutacak bir roman. İkinci okuyuşum fakat birkaç ay sonra yine Raskolnikov’u özleyip tekrardan okuyabilirim :) Keyifli okumalar. Kitaplarla kalın!
Edebiyat
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,1bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
“Tüm varlığım karanlık bir ayettir benim...”
Puan vermedi·312 syf.··
2023 8. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 27 Şubat 2023 00:00
Kitabı anlatmaktan ziyade, İran tarihinin en önemli kadın şairi olan Furuğ’dan bahsetmek istiyorum sizlere. Acı, aşk ve doğa şairi... Çok yönlü kişiliği ve bitip tükenmek bilmeyen kelimeleri, kurumayan kalemi ile hep daha çok okunması ve daha çok insan tarafınca anlaşılması gerektiğini düşündüğüm bir şair Furuğ. Doğduğu ve yaşamını sürdürdüğü yer olan İran şartları göz önüne alındığında, erkek egemenliğinin oldukça etkin bir şekilde hüküm sürdüğü bir toplumda yetiştiği bariz bir şekilde anlaşılacaktır. Burjuva bir ailenin tek kızı ve babasının asker olması sebebiyle kişiliğinin şekillendiği ilk yıllarda ataerkil bir baskıya maruz kaldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Fakat Furuğ, içinde bulunduğu yaşamın zorluğuna ve ağırlığına rağmen erkek egemenliğinin hakim olduğu düzene feminel düşünceleri ile başkaldırmış ve tüm baskılara rağmen kendini özgür ruhlu yetiştirmeyi başarmış bir şairdir. Yaşadığı toplumda tepkiye neden olan, hoş görülmeyen aşk ve sevgi konularında şiirler yazmış, kadınların ‘insan’ olarak bile görülmediği bir topluma illegal düşünceleri ile başkaldırarak devrimci bir tutum sergilemiştir Furuğ. Öyle ki, bir mektubunda “Beni yoran ve perişan eden yaşam baskısına, çevre baskısına ve ellerimi ayaklarımı bağlayan zincirlerin baskısına tüm gücümle direnmeye çabalıyorum. ‘Ben bir kadın yani bir insan olmak istiyorum.’ Benim de nefes almaya, haykırmaya hakkım olduğunu söylemek istiyorum.” diye serzenişte bulunur. Furuğ hayatı boyunca sorgular ve şiirlerinde de bu sorgulayan âsi ses hep duyulur. Birey olmayı engelleyen her türlü yasağın, dayatmanın ve kuralın karşısındadır. Peşine düştüğü özgürlük, sadece kendi özgürlüğü de değildir; kadının, İran kadınının özgürleşmesi için çalışır. “Biri bu yolu yürümeliydi ve kendimde o cesareti gördüğüm için öncü oldum”
Şiir
Rüzgâr Bizi GötürecekFuruğ Ferruhzad · Yapı Kredi Yayınları · 20232,856 okunma
“Karınca da olsa düşünce bir gün bir yolunu bulup fili yener.”
Puan vermedi·208 syf.··
2023 7. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 21 Şubat 2023 13:45
Yaşar Kemal'i Türk Edebiyatı’nın Homeros’u olarak düşünebilirsiniz. Çünkü Yaşar Kemal Homeros’tan bu yana gelen en eski geleneksel anlatıcıdır. Korkusuz bir halk eleştirmeni olmasının yanı sıra, başka bir sesi olmayan halkın sesidir de aynı zamanda. Anadolu insanını, haksızlığa boyun eğmeyip başkaldırmayı, insanoğlunun doymak bilmezliğini en iyi anlatan/yansıtan yazarlardan biridir Yaşar Kemal. Mutlaka ama mutlaka okunmalı, naçizane tavsiyem. Gelgelelim kitabın konusuna. Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca’da bir halk hikâyesi masalından yola çıkılarak güç ve haklılık arasındaki ilişki ele alınır. Filler sultanı gücüne güvenerek karıncalara savaş açıyor. Haklı veya haksız olduğunun onun için hiçbir önemi yok. Onun asıl amacı: kendi gücünü tatmin edebilmek için kendisinden kat kat küçük olan karıncalarla savaşıp kendi gücüyle övünmek. Filler sultanı her ne kadar karıncaların çalışkanlıklarından yararlanıp onları manevi olarak kendisine bağlamaya çalışsa da, filler sultanı’nın boyundurluğu altına girmiş gibi gözüken karıncalar, içten içe hep bir başkaldırma, özgür olma arzusu içerisindeler. Kitabı biraz dikkatli okursanız, her bir cümlenin altında binlerce anlam barındığını görebilirsiniz. Hayvanlar üzerinden insanların bu kadar müthiş eleştirilmesini Yaşar Kemal’den başka bir yazarın bu kadar kusursuz bir biçimde yapabileceğini düşünmüyorum doğrusunu söylemek gerekirse. Ayrıca, kitabın günümüz dünyasıyla da pek alakasız olduğu söylenemez. Bu da kitabı okumanız için bir diğer sebep sanırım. Keyifli okumalar. Kitaplarla kalın!
Edebiyat
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal KarıncaYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202515,6bin okunma
“İnsan ruhu tercihlerinden meydana gelir.”
Puan vermedi·415 syf.··
2023 6. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2023 00:00
Bu kitabın üzerimde bıraktığı etkiyi, içimde uyandırdığı hisleri tarif etmeye her yeltenişimde, zihnimde Oğuz Atay’ın “Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim.” sözü yankılanıp duruyor... Kitabın, beni bu denli etkilemesinin sebebi, kendimi iyi hissetmediğim bir dönemde okumuş olmam mı? Yoksa kitabın birçok yerinde kendime dair bir şeyler bulmuş olmam mı? Ya da psikolojiye ve felsefeye olan ilgimden mi? Veyahutta kitabın kusursuz bir psikolojik/felsefik roman olmasından mı kaynaklanıyor, henüz ben de bilemiyorum... Kitapta tekrar tekrar, zihnime kazımak istercesine okuduğum pek çok cümle oldu. Bazı cümleleri okurken durup dakikalarca düşündüm, zihnimi sarsan, yüzleşemediğim gerçeklerle yüzleşmemi sağlayan cümlelerin ağırlığının altından kalkabilmek için bazı anlarda durup derin bir nefes aldım. Fakat, kitap tüm bunlara rağmen oldukça akıcı, elinizden düşürmek istemeyeceğiniz bir kitap. Bu yüzdendir ki, kitabı okurken çoğu zaman, insanın varoluşsal yanılsamalarının bu denli yoğun işlendiği bir kitap nasıl olur da bu kadar akıcı/sürükleyici olabilir diye düşünmekten kendinizi alamazsınız. İşte bu da kitabın kusursuzluğunun bir diğer göstergesi sanırım. Ayrıca, kitabın adının bile bu kadar çekici olmasının bir diğer sebebi de kitabın felsefe ve psikolojiyi bir arada işleyen bir roman olması sanırım. Kitapta etkilenecek o kadar çok şey var ki, hangi birinden bahsedeceğimi bilemiyorum... Nietzsche’nin büyüleyici yaşam görüşü, toplumun bütün kalıplaşmış değerlerini/görüşlerini yıkıp atması, Doktor Breuer’ın müthiş bir psikanaliz olması, Dr.Breuer’ın öğrencisi olan ve yine psikanalizin babalarından Sigmund Freud’un harika rüya yorumlamaları, Nietzsche’nin insanlara güvenmemesine olan katkısı yadsınamaz ölçüde büyük olan ve aynı
Felsefe-Düşünce
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202469,9bin okunma